CHP’de sular bir türlü durulmuyor, hatta bu aralar Amazon Nehri gibi coşkulu akıyor. Daha “kayyum mu atanıyor, Kılıçdaroğlu geri mi dönüyor?” dalgaları dinmeden şimdi de Muharrem İnce dalgası geldi, kıyıya vurdu. Ama bu öyle serin sular gibi değil; bildiğin kaynar kazan!
Kazan demişken… CHP kazanı kaynıyor ama içinde ne var, kim kaynıyor, kimin ceketinin düğmesi çözüldü, kimin ceketi yeniden ütülendi, belli değil. Yalnız bir şey kesin: bu kazan biraz fazla fokurduyor.
Özgür Bey, Bu Değişimse Biz Bu Diziyi Önceden İzledik
Muharrem İnce’nin dönüşüyle birlikte, ister istemez insanın aklına şu soru geliyor:
Eğer bu “değişim”se, Selda Bağcan’ın sesi fonda çalsın:
“Bu oyun, eski oyun.”
Yahu bu ülkede her 10 yılda bir “değişim” adı altında aynı yüzlerle yeni afişler basılıyor.
Özgür Özel, bu dönüşe gerçekten onay verdiyse ya da bizzat davet ettiyse, peki meydanlarda halka ne anlatıyordu? Hani “yeni bir yol” vardı? Demek ki o yeni yol, eski haritayla çizilmiş…
Şimdi ceket meselesine gelelim.
Bir zamanlar Özgür Bey, Muharrem Bey’in karşısında ceketini ilikliyordu. (Kameralar şahit.)
Şimdi ne oldu? Ceketler ters mi giyildi? Yoksa bu defa İnce mi ilikleyecek?
Vallahi bizim oralarda bir laf vardır:
“İki koçun başı bir kazanda kaynamaz.”
Ama CHP kazanı öyle bir kaynıyor ki, buharından kimse önünü göremiyor.
Ekrem Bey Kenarda mı Bekliyor?
Bir de Ekrem İmamoğlu meselesi var.
Hani şu umutların üstünde yürüyen, gençlerin gözünde ışık olan Ekrem Bey…
Şimdi ne yapıyor? Cezaevinde mi hazırlanıyor, yoksa dışarıdan “Gelişmelere kayıtsız kalmıyorum ama aktif de değilim” modunu mu açtı?
Öyle görünüyor ki Ekrem Bey’e “Sen biraz kenarda dur, biz içerden hallediyoruz,” denmiş olabilir.
Ama hatırlatalım: O kenarda duranlar, bazen oyunun en stratejik oyuncusu olur. Hele ki bu satranç değilse, mangal partisi gibi .
Şimdi gelelim asıl soruya:
Hadi diyelim ki Özgür Bey’in hamlesi işe yaradı, kayyum tehdidi bertaraf edildi. Peki sonra?
Eğer bu işlerin sonunda Kılıçdaroğlu devre dışı bırakılıp İnce başrole yazılırsa, kusura bakmasın kimse, ama ben derim ki:
Kemal Bey, İnce’ye göre “çok daha temiz bir isimdir.”
Hatta deterjan reklamı gibi: “Mis gibi Kemal, leke tutmaz!”
Bir zamanların Gandisi idi ne çabuk unutuldu.
Sen Sırtını Halka Yasla, Masa Sana Yaslanır Özgür bey.
Naçizane bir not:
Artık masa başı değil, meydan siyaseti zamanı.
Bırakın yukarıdakiler kendi küçük senaryolarını yazsın.
Sen sırtını bu halka yasla, halk seni yalnız bırakmaz.
Bu memleketin yoksul çocukları, emeklileri, gençleri; bir tane umut arıyor. O umudu itlaf etmeye kalkmayın artık!
Kimin ceketini kim iliklediği değil, halkın gömleği kaç düğme açık kaldı, onu konuşalım biraz da.
Son Söz:
Eğer bu işin sonunda yine tanıdık yüzlerle “değişim” masalı anlatılacaksa, ben o masalı dinlemem.
Halkla yürüyen kaybetse bile alnı aktır.
Ama masa başında kurulan planlar, bir gün masayı da devirir.
Çünkü halk sandıkta sadece oy vermez, aynı zamanda hesap da sorar.














