Kadirli’de hemen arkamızdaki evin avlusunda yazılarını yazardı Kör Kemal. Ufak bir masayı bahçeye (avlu) koyar, daktilosuna eğilmiş, yazardı. Yanaşmadan, öylece durur seyrederdik. Gene gazete yazılarını yazıyor Kör Kemal, derlerdi büyükler. Kimisi de Kürt Kemal mi deyiverirdi? Sağ gözü kördü, öyle anılırdı yörede. Adana geleneğinde lakapla anılırdı insanlar. Ramazan, Ramo, Avşarlardan Ali, Sarıların Memet, Topal Veli, Komünist Kemal…
Aslında saygıydı, samimiyet, sahiplenmek belirtisiydi ağırlıklı olarak.
Yeğeni Sadık, amcasının yanına, eğitim için Rasim Ünal İlkokulu 1. Sınıfta sınıfımıza geldiğinde, sıra arkadaşım olmuştu. Galiba Hemite’den gelen bu yeni arkadaşımıza yardımım olur diyerek beraber oturtmuştu öğretmenimiz Hüseyin Anıl. Hem mahalle hem okul arkadaşımdı artık.
İlkokul 2. Sınıf bittiğinde Adana’ya tayin olmuştu babam, unutulmayan çocukluk arkadaşlarımdan Sadık, akrabam kızı Tülay Özdemir… Hep aklımda kalanlar olmuşlardı.
Sarı Sıcak, Pis Hikaye ve ötekileri okuduğum ortaokul yıllarında artık, vay be, bizim Kör Kemal, bizim yazarımız Yaşar Kemal’e dönüşüvermişti. Bildiğimiz, alışık olduğumuz sıcağı, yoksulluğu, bildiğimiz doğamızı anlatmıştı, yaşadığımızın iç’ini daha derinden öğrenmemizi sağlamıştı. O bize, gözü çok açıklara(!) Kendimizi öğretmiş, çevremizi tanıtmış, keşfettirmişti. Sonra İnce Memet olmuş, anavarzaları keşfetmiş, dağlara çıkmıştık çocukluk düşlerimizle. Okumayı sevmiştik, lise yıllarımızda o hikayeleri tartışmıştık arkadaşlarla. Yaşar Kemal’i okuyabilenin daha çok konuşabildiği ayrıcalığının hazzını yaşamıştık…
Öyleydi işte… Yaşar Kemal’i de biz, böyle tanımış, böyle okumuştuk 1960’larda…
O haksızlıklara hep karşı çıkmış, sosyalist, Türkçe ustası en iyi Türk, Kürt olarak da aslını inkar etmeyen, halkının, halklarının özgürlük mücadelesine katılmış, destek vermiş bir en iyi Kürt’tü…
Ahmet Sefa














