Kendi hikâyeni yazıp gitmek…
Vedayı bile onurlu kılmak…
Demek sen de gidiyorsun, Gülşah.
Şimdi acıklı hikaye yazan sen, çocukluğundan bu güne güzel hikayeler yazdın.
Koldere’de
üzüm bağlarının arasından esen rüzgârı tanırdın,
toprağın nabzını ölçer,
zeytin dallarının sabrını,
insanların yaşamını .
Hasat vakti ellerinde emek ,
yüreğin hep direnç vardı.
Çocukken başlamış;
Bilgeliğinle hak-hukuk ve cumhuriyet aşkı.
Ve adalet,
senin için bir kelime değil,
bir yaşam biçimiydi.
Cumhuriyeti kısık sesle konuşmazdın.
Özgürlüğü fısıltıyla savunmaz,
devrimi korkuyla anmazdın.
Kadınlara karşı şiddete, istismara karşı mücadele eder, eşit işe eşit ücret yürüyüşünde
en önde, yürüyenlerden, doğa ve çevre tutkunla alanlardaydın.
Bedenin yoruldu belki,
acıların tarifsiz belki;
ama bilincin
hiç eğilmedi.
Sen ağrılarına değil, ağrılarını kendine diz çöktürdün.
Şimdi Manisa
suskun bir sabaha uyanıyor.
Taşlar ağır,
gökyüzü yaslı.
Ama herkes ölmez.
Bazıları
toprağa değil,
hafızaya gömülür.
Bazıları
zamanı aşar,
anıya dönüşür.
Ve bazı kadınlar
hayatı bir miras gibi bırakır geride:
onur,
direniş,
mücadele
Sen,
ışık oldun Gülşah.
Henüz Ferdi Zeyrek’in acısı dinmemişken şimdi de Manisa’nın üstüne çöken Gülşah Durbay’ın acısı tüm Türkiye’ye yayıldı.
Yunt dağının üzerinde öbekleşen kara bulutları ağır ağır esen rüzgar yavaş yavaş dağılıyor.
Altı ay içinde yaşanılan bu ikinci acıya dayanamayan Spil dağında taş kesilen Niobe’den (ağlayan kayalar) akan dayanamayan Spil karıştı. Manisa ovasında hüzün var!
Henüz, 37 yaşında,
Sürekli 37 yaşında kalacak…
Gülşah Durbay’ı belediye başkanlığından çok daha önce tanıdım.
CHP İl Gençlik Kolları Başkanı olduğu yıllarda, Manisa’da ETV ekranlarında yayımlanan “7. Gün” programında birkaç defa konuğum olmuştu. Stüdyoya genç bir kadın girdi. Program başladığında konuşması yaş algısını yok etti.
Ezber, yoktu.
Parlak cümleler yoktu.
Ajitasyon yoktu.
Kendi çeperine sesleniş yoktu…
Kelimeleri cebinden çıkarmıyor, adeta yüreğinden fırlıyordu.
Bazı konuklar, konuşmaları uçar gider.
Bazılarının konuşmaları kalıcıdır.
Gülşah Durbay’ın konuşmalarının kalıcı olduğunu on yıl sonra gördük.
O gün şunu düşünmüştüm: Bu ülkede hâlâ doğru yerden duran, konuşan dirençli gençler var.
Yıllar sonra Şehzadeler Belediye Başkanı olduğunda kimseye masal anlatmadı. Ne mucizeler vadetti ne de alkışların rehavetine kapıldı. Görevi bir ödül değil, bir emanet olarak gördü. Manisa’nın ilk kadın belediye başkanı oldu; ama o bunu bir “ilk” olmanın şatafatına dönüştürmedi. Çünkü onun meselesi mevki-makam değil, insanlardı.
Hastalığı ağırlaştığında bile geri çekilmedi.
Sızlanmadı.
Çalışma alanını terk etmedi.
Bu ülkede çoğu insan sağlıklıyken bile sorumluluktan kaçarken, o hasta hâliyle Şehzadelerin sorunlarına çözüm aradı.
İnsanı asıl yaralayan da bu zaten.
Böyle insanlar erken gidince, geride kalanlar daha fazla eksik kalıyor.
Bugün. taziye mesajları, sosyal medya paylaşımları, asılan pankartlar, taşınan fotoğraflar, süslü cümleler…
Gerçek olan:
Gülşah Durbay, gülüşüyle sonsuzluğa gitmesi dayanılmaz acı bırakırken, geride bıraktığı mirası anısını yaşatacak…
Gazeteci mesleğimden dolayı çok insan tanıdım.
Çoğu hafızamdan silinip gitti.
Çok azı, iz bıraktı.
Gülşah Durbay, iz bırakanlardandı.
ETV stüdyosunda başlayan tanıklığım, bugün bu satırlara düştü.
Keşke başka bir vesileyle yazsaydım.
Keşke bu yazı bir veda olmasaydı.
Ama şimdi şunu biliyorum:
Bazı insanlar toprağa girmez.
Bazıları hafızaya gömülür.
Gülşah Durbay, Manisa’nın, Türkiye’nin ve duyarlı insanların hafızasında yaşayacak.
Gülen yüzü, elleriyle kalp işareti yapışı, dik duruşu, sessiz, kararlı ve onurlu hâliyle…anıları yaşayacak, yaşatılacak.
Hadi hayırlısı…














