Bilhassa Girit göçmeni olarak adlandırılan adalı aile reisi babaların denizci olması nedeniyle sürekli seferde olmaktan kaynaklanan evdeki yoklukları, toplumu anaerkil yaşamaya mecbur kılmıştı. Deniz; kendisiyle dalga geçeni, tedbirsiz olanı, öngörüsü ve bilgisi yetersiz olanı, böbürleneni, iddialaşanı, ayak direyeni, hodri meydan çekeni hiç sevmez. Sevmediğini de af etmez. Hele ki teknolojiden yoksun eski devirlerde denizci olmak çok zor mesleklerden biriydi. O nedenle denizci olmayı seçen babanın uzun yaşama şansı, kabiliyetine ve iyi rastlantılara bağlıydı. Ve eski zaman denizcilerinde sefere gidenin dönüp dönmeyeceği kesin olmadığından sefere çıkarken helalleşir de giderlerdi. Eceliyle ölen denizci şanslıydı. Ya denize düşer kaybolur ölüsünü bile bulanmaz ya da fırtınada teknesi batar boğulurlardı. Üstelik denizci erkekler mal mülk edinmek için ileri yaşlara kadar evlenmeye vakit bulamazlar, kızları da erkenden evlendirdikleri için yaş farkı makası çok açıktı. Doğal olarak vakti gelen baba göçüp gittiğinde evdeki yaşamın devamını sağlamak kadına kalırdı.
Ailede baba yok olunca ailenin geleceği annenin gayreti ve direnciyle şekillenirdi. Ailenin direği anne olur aile de onun çevresinde ve koruyuculuğunda şekillenirdi. Böylece anaerkil düzen kendiliğinden oluşurdu. O nedenle kadınlarımız genetiği kodlanmış gibi kendini bu çetin şartlara hazır halde buldular ve dominant karaktere sahip oldular. Sorun çözücülük de genellikle kadınlara kalmıştı.
Kumbahçe Mahallesi (yerelin dilinde Giritli Mahallesi) yaşayanı Girit göçmeni DİKAN ailesinden Ülfet DİKAN ile Ömer Arap ARSLANSEREN evlenmişler. 3 çocukları olmuş en büyükleri Hasan benim yaşdaşım ve ömürlük arkadaşım oldu. Evlerine çok girip çıkmışlığım olduğundan aileyi çok iyi tanıdım. Arap amca ilk adı Ömer’i hiç kullanamadı herkes ona ARAP, arkadaşları da ARAPO diye hitap ederlerdi. Eşinden bile Ömer hitabı duymuşluğu yoktu. Arap ismi dedesi olan Kefaluka (Bodrum-Akyarlar) eşraflarından Arap Ağadan ötürü geliyordu. Teknesinin adı bile ARAP idi. Her göçmen aile gibi o da önce süngercilik ardından balıkçılık yaptı. Balıkçılığa son verip mahalle içinde bakkal dükkânı açınca yine Girit göçmeni eşi Ülfet Teyze ile birlikte mahallenin de Marko Paşası haline gelmişlerdi.
Ülfet+Ömer Arap çiftinin işlettiği bu dükkân çok enteresan bir bakkal dükkanıydı. Arap Amca her gelen müşterisini espriyle karşılayan ve espriyle uğurlayan birisiydi. Bakkal dükkanını mahalle içindeki evinin avlusuna inşa ettiği bir odada açmıştı. O nedenle mahalleli bakkala gitmek için giyinmeye ihtiyaç duymaz o an üzerinde hangi kıyafet varsa onunla gelirmiş. Arap Amca buna çok sinirlenir, gecelikle gelen bayanları, ya da pijamayla gelen erkekleri azarlar, “bırakın kıyafeti saçınızı bile taramadan dışarı çıkmayın”, benim bakkalıma bu kıyafetle gelmeyin diye azarlama ile nasihat arası bir üslupla gönderirmiş. Arap amcanın esprili konuşması günün her saatinde kesintisiz devam ederdi. Durumlar karşısında azarlamayı espri ile karıştırıp hem güldürür hem de mahcup ederdi. Bunu yapma yeteneği çok ileriydi. O nedenle kimi ne kadar çok azarlasa da kırmazdı.

Ülfet Teyze, eşi Ömer Arap Amcanın uzun sünger seferleri sürecinde evin reisliğini, Arap amca teknesini balıkçıya dönüştürdüğünde, eşiyle birlikte balık seferine çıkmayı, bakkallığa geçişte de bakkal işletmeciliğini ev işlerinin yanında yan görev olarak üslenmişti. Espritüellik açısından Arap Amcadan aşağı kalır yanı da yoktu. Karşısında laubalilik yapamayacağınız, saygıda kusur edemeyeceğiniz bir duruşu olan mahallenin saygı değer kadınıydı. Kıpır kıpır, eli tez, sürekli bir şeylerle meşgul olan boş durmayı sevmeyen biriydi. Gençler onu bir anne sıcaklığında sever yaşıtları da ablaları gibi görürlerdi.
Ülfet Teyze ile Arap Amca bakkal dükkanını dönüşümlü çalıştırıyorlardı. Karı koca mahallenin maddi imkânı zayıf olanlarına bakkaldan alışveriş yaparken çaktırmadan yardım ediyorlardı. Bazen aldığı malzemenin yarı parasını alarak bazen de yazdığı veresiyeleri silerek yardımcı olmaya çalışıyorlardı.

Ülfet Teyze mahallelinin saygın ablası ve teyzesiydi. Bakkalda satış yaptığı sıralarda diyalog kurmanın kolaylığından yararlanan mahalleli kadınların gelip akıl danıştığı dertleştiği kişisi olmuştu. Herkes bilirdi ki sırrı korunacaktı. Bazen bir komşusu gelir gelinini çekiştirip şikâyet edermiş. Ülfet Teyze gelini ile olan sorunlarına daha olumlu yaklaşmasını, anlaşmazlıklarına çözüm olacak yaklaşımları nasihat ederek ve sakinleştirerek gönderirmiş. Bazen de gelini gelir kaynanasını çekiştirip şikayet ettiğinde, geline de kaynanası için olumlu olabilecek yaklaşımları nasihat edermiş. Anlaşmazlıklarda çaktırmadan ara buluculuk yapıyormuş. Mahalleye gelen yabancı gelinlere sırdaş ve dert ortağı olur kimine dikiş dikmeyi, kimine örgü örmeyi kimine de Girit mutfağı örneklerini öğrettiği de olurmuş.
Kumbahçe Mahallesi’nde mübadele ile gelenlerin yerleştirildiği ya da kendi imkanları ile gelip yerleşen Girit kökenlilerin yoğun olarak konuşlandığı TARLA sokağı, Kumbahçe Mahallesi’nin ve hatta Bodrum’un doğusundaki kent sınırında yer alırdı. İmkansızlıklar içinde yaşamaya çalışanların, eğitim imkanına ulaşmakta zorlananların yaşadığı bir mekân idi.


Girit’ten ya da adalardan göçe zorlandıkları için Bodrum’a yerleşmişler ancak kısıtlı iş sahası ve gelir kaynaklarına sahip bir kasabada maddi imkân sağlayabilecekleri iş olanakları neredeyse yok gibiydi. Çoğunluğu denizci olan aileler neredeyse fakirliğe mahkûm edilmiş, devletinden, belediyesinden gerekli ilgiyi görmemesine rağmen geçirdiği göç macerası/darbesi travmasından sıtkı sıyrılmış olmanın yılgınlığıyla, isyanını içine hapsetmiş, dışa vurmaktan ziyade vurdum duymaz olmayı seçmişti. Bu durum mahallenin imajını kötü etkilediği gibi ekonomik sıkıntı da yaratıyordu. Mahalleye bir çeki düzen vermek, sosyal dayanışmayı ve yardımlaşmayı sağlamak gerekiyordu. Yönetimlerin ya da yöneticilerin yaraya merhem olmak gibi bir çabası, imkânı olmadığı gibi bir vizyonu da yoktu. Umurunda da değildi. Mahallelinin kendisi halletmeliydi. Ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda mahallelinin bir fikri olmadığı gibi, gücü ve girişkenliği de yoktu.
Bu fikir ve olanak birden ayaklarına geldi.
Saygılarımla … Devam edecek…














