DATÇA’NIN SESİ’NDEN OKURA ÇAĞRI
Bu satırları okuyorsan,
sadece bir internet sitesine girmiş değilsin.
Bir tanıklığın, bir sorumluluğun eşiğindesin.
Çünkü Datça’da olan biten,
artık sadece Datça’nın meselesi değil.
Bir koy imara açıldığında
sadece deniz değil, hafıza kirleniyor.
Bir zeytin ağacı kesildiğinde
sadece bir ağaç değil, bir kuşak eksiliyor.
Bir antik taş yerinden söküldüğünde
sadece tarih değil, gelecekle bağımız kopuyor.
Bir otel uslu uslu sahili işgal ettiğinde, hepimizin kamusal hakkı elinden alınıyor.
Bir market efe’lenip kaldırımı ele geçirdiğinde yolumuza taş koyuyor
Ve bütün bunlar olurken
en çok ihtiyaç duyulan şey
sessizlik değil.
Biz neden buradayız?
haberi vitrin süsü olarak görmez.
Bizim için gazetecilik;
olanı geçmek değil,
olması gerekeni hatırlatmaktır.
Bu yüzden:
Güçlüye göre eğilip bükülmeyiz,
“Böyle gelmiş, böyle gider” demeyiz,
Tarafsızlık adına adaletsizliğe susmayız.
Biz bu gazeteyi
okuru seyirci yapmak için değil,
yurttaşı özne yapmak için kurduk.
Peki senden ne istiyoruz?
Like değil, paylaşım değil.
Kıymetli şeyler bizim isteğimiz.
Gördüğünü saklama.
Bildiklerini paylaş.
Yanlış gördüğünde “bana ne” deme.
Doğruyu yalnız bırakma.
Mahallende bir ağaç kesiliyorsa,
kıyında bir tabela dikiliyorsa,
okulun, yolun, suyun, toprağın tehdit altındaysa
bize yaz.
Bir haksızlık sıradanlaşıyorsa,
bir yalan normalleşiyorsa,
bir sessizlik dayatılıyorsa
bize anlat.
Bu gazete editör odasında değil,
sokakta, tarlada, kıyıda, meydanda büyür.
Şunu açıkça söylüyoruz.
tek başına bir yayın değildir.
Okuruyla birlikte var olur.
Sen yoksan,
bu ses eksik kalır.
Ama sen konuştuğunda;
bir haber dosyaya,
bir tanıklık kayda,
bir itiraz tarihe dönüşür.
Bu yüzden bu bir davet değil,
bir çağrıdır.
Datça’yı sevmek yetmez.
Datça’yı savunmak gerekir.

…
BU NASIL BİR AKIL TUTULMASIDIR
Hangi akıl, hangi mantık doğanın yeşilini kesip yerine plastik çim serer?
Hangi vicdan, yaşayan ağacı yok edip sentetik bir örtüyü “doğa” diye sunar?
Gökova Orman İşletme Şefliği’nde yapılan tam olarak bu.
Orman kesilir, toprak kazılır, ekosistem parçalanır; sonra utanmadan kapının önüne plastik serilip çevrecilik oynanır.
Bu bir gaf değil, bir tercih.
Bu, doğayı korumak değil, doğayla alay etmek.
Gerçek yeşili öldürüp, sahte yeşille fotoğraf veren bir anlayışın adı çevrecilik değil, düpedüz doğa suçudur.

…
BULUŞTULAR
Önce Bijo veda etti.
“Melek oldu” dediler.
Oysa gerek yoktu böyle söylemeye.
Çünkü Bijo zaten başından beri bir melekti.
Sadece kanatlarını saklıyordu.
Şimdi de Sufle…
Uzun bir yürüyüşten döner gibi, ağır ama huzurlu adımlarla.
“O da melek oldu” dediler.
Hayır… O da hep öyleydi.
Sadece dünyadaki nöbeti biraz daha uzundu.
Bijo on üç yıl boyunca sevgiyi öğretti.
Sufle on beş buçuk yıl sabrı, sadakati, sessizce beklemeyi.
Birlikte geçen zamanın hesabı tutulmaz.
Çünkü gerçek dostluk takvimle ölçülmez.
Şimdi bir zeytin ağacının gölgesindeler.
Toprak serin, rüzgâr tanıdık.
Koyun koyuna, eskisi gibi…
Ne tasma var ne ayrılık korkusu.
Sadece buluşmanın huzuru.
“Zaman dediğin nedir ki” demiş şair.
“Gelir, geçer.”
Doğru… Zaman gelir geçer.
Ama geride bir şeyler de bırakır.
Ne mi bıraktılar?
Adları her anıldığında,
iki ıslak burun ve
aynı anda sallanan iki kuyruk.

…
CENNET KARGI TALANA AÇILDI
Datça’nın en bakir kıyılarından biri olan Kargı Koyu, turizm imarına açılan parsellerle gündemde. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren karar ile Kargı Koyu çevresinde bulunan 9 parsel, turizm ve ticaret amaçlı yapılaşmaya açıldı.
Toplam 43 bin 578 metrekarelik alanı kapsayan bu parseller arasında denize sıfır olanlar da bulunuyor. Plan değişikliğiyle söz konusu alanlarda otel, ticaret-turizm, rekreasyon, park, plaj, teknik altyapı, otopark ve yol gibi kullanımların önü açılıyor.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın kararıyla 213 ada: 29, 32, 33 nolu parseller, 944 ada: 32, 33, 39 nolu parseller, 868 ada: 1 nolu parsel, 869 ada: 1 nolu parsel ve 870 ada: 1 nolu parselin tamamı Kargı Mevkii sınırları içinde yer alıyor ve plan değişikliğiyle turizm yatırımlarına uygun hale getiriliyor.
Kargı Koyu, sadece doğal güzelliğiyle değil, antik duvarlar ve arkeolojik kalıntılarla da bilinen bir alan. Bölgede geçmişte yapılan yüzey araştırmalarında ve yerel tanıklıklarda, antik dönemlere ait yapı izleri ve duvar kalıntıları sıkça dile getiriliyor.
Plan notlarında “koruma amaçlı imar planı” ifadesi yer alsa da, Datça’da bu tanım artık yurttaşlar için ciddi bir soru işareti anlamına geliyor. Çünkü geçmiş örnekler, “koruma” başlığıyla başlayan birçok planın zamanla yoğun yapılaşmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Datça’da uzun süredir şu soru yüksek sesle soruluyor.
“Datça’nın gerçekten yeni otellere mi ihtiyacı var, yoksa korunmuş koylara mı?”
Kargı Koyu’nda bugüne kadar ciddi bir yapılaşma baskısı yokken, denize sıfır parsellerin turizm imarına açılması, kararın kamu yararı mı yoksa yatırım öncelikli bir tercih mi olduğu tartışmasını beraberinde getiriyor.
Üstelik karar, yerel halkın katılımı, görüşü ya da talebi kamuoyuna açık biçimde paylaşılmadan alındı.
Kargı Koyu’ndaki bu plan değişikliği, Datça’da son yıllarda sıkça görülen bir tabloya işaret ediyor.
Parsel parsel ilerleyen bir kıyı dönüşümü.
Bugün dokuz parsel, yarın başka bir koy… Her biri tek başına “küçük” görünen bu kararlar, birleştiğinde Datça’nın kıyı kimliğini geri dönülmez biçimde değiştiriyor.
Kargı Koyu’nda yaşanan, Datça’nın doğa, tarih ve kamusal alanlar konusunda hangi yönde ilerleyeceğinin açık bir göstergesidir.
Bu sorular yanıtlanmadan atılan her adım, Datça’nın hafızasında bir çatlak daha oluşturuyor.

…
BİR DENİZ, İKİ KIYI VE
EĞİTİMİN ORTAK DİLİ
Sisam Adası’nın Pagondas Köyü’nde, beyaz badanalı bir okul binası var.
Kapısı biraz yukarıda, birkaç basamakla çıkılıyor.
Sanki bilgiye ulaşmak için gündelik hayattan azıcık yükselmek gerekir der gibi…
Datça’nın Çeşmeköy’ünde de aynısı var.
1926’da, Cumhuriyet’in henüz genç bir cümle olduğu yıllarda yapılmış Atatürk İlkokulu…
Taşı Ege’den, oranı akıldan, dili sessizlikten geliyor.
İki bina, haritada ayrı ülkelerde görünüyor.
Ama mimaride aynı fikrin iki kez söylenmiş hali.
Sisam Adası Pagondas Köyü’ndeki ‘Dimotiko Scholeio Pagonda’ ile ‘Datça Çeşmeköy Atatürk İlkokulu’, 1920’lerin Ege’sinde aynı mimari aklın iki ayrı coğrafyadaki izdüşümüdür.
Bu akıl; kiliseden uzak, saraydan sade, ama geleceğe kararlı bir akıldır.
Her ikisi de süslü değil.
Ama vakur.
Çünkü bu binalar gösteriş için değil, yurttaş yetiştirmek için yapıldı.
Sisam’da okul, bugün hâlâ beyaz.
Zaman ona dokunmuş ama incitmemiş.
Datça’da ise Çeşmeköy Atatürk İlkokulu, uzun bir suskunluğun ardından yeniden ayağa kalkıyor.
Kaymakam Murat Atıcı’nın girişimleriyle, binanın özgün mimarisine sadık kalınarak yürütülen restorasyon, sadece bir onarım değil, bir hafızanın iadesidir.
Bu duvarlar, tebeşir tozunu, çocuk seslerini, ilk heceleri unutmaz.
Ege bir sınır değildir aslında.
Bir aynadır.
Bir yüzü Sisam’a,
bir yüzü Datça’ya bakar.
Devletler değişir, bayraklar değişir.
Ama okul mimarisi kalır.
Çünkü taş, ideolojiden uzun ömürlüdür.
Ve iyi yapılmış bir okul, hangi ülkede olursa olsun, aynı cümleyi söyler.
“Gelecek burada başlar.”















