sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Datça’dan…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Ocak 31, 2026
in YAZARLAR
0
Datça’dan…
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

GÖKOVALI DESTANI

Rüzgârın bilgelikle konuştuğu, güneşin tanrılarla göz göze geldiği topraklarda bir ozan doğdu. Adı Şadan’dı. Gökova’nın kadim rüzgârları onun kaderini daha beşikteyken fısıldamış, Anadolu’nun suskun bilgelikleri başucunda nöbet tutmuştu. O daha çocukken, zaman ona adını ezberletmişti.

Homeros’un kör gözleriyle gördüğü, Herodot’un satır satır kayda geçirdiği, Thales’in gökyüzüne soru sorduğu bu topraklar, bir bilgeyi daha çağırmıştı bağrına.

Şadan Gökovalı, Diyojen gibi gölge aramadan yürüdü hakikatin üzerine; Anaksagoras gibi başını göğe kaldırdı, yıldızların ve tarihin dilini çözmeye koyuldu. Onun için zaman, okunması gereken bir metindi.

Ama her destan gibi, onunki de bir felaketle başladı.

Mitlerin anlatmadığı bir savaşla… Kılıçların değil, sıtmanın; düşman ordularının değil, bataklığın karşısında verilen bir mücadeleyle.

Gökova, tanrıların unutulmuş bir cezası gibiydi o yıllar. Bataklık, ölüm ve ateşli hastalıklarla kuşatılmıştı. Şadan çocukken dört kardeşini bu kara yazgıya verdi. Fakat babası, Prometheus’un ateşi çalıp insanlığa sunması gibi, Gökova’ya umudu taşımaya ant içti.

Kaderin iplerini kendi elleriyle dokuyan bu adam, tanrıların bile kıskanacağı bir sabırla valilere, bilginlere, ziraatçılara danıştı. Çaresiz sanılan bataklık, okaliptus fidanlarının nefesiyle kurutulacaktı.

Ama bu kutsal ağaçlar Anadolu’da yoktu.

İşte o an, denizin bilgesi devreye girdi: Halikarnas Balıkçısı. Yabancı diyarlardan fidanlar getirildi; köylüler, bir mitin doğuşuna tanıklık eder gibi günlerce, haftalarca el ele verdi. Bataklık kurudu. Ölüm geri çekildi. Toprak nefes aldı.

Bu sadece bir coğrafyanın kurtuluşu değildi.

Bu, Şadan Gökovalı’nın yazgısının yoğrulmasıydı.

Toprak onu bereketle, rüzgâr sabırla, taş hafızayla eğitti.

Edip Cansever’in dediği gibi: “İnsan yaşadığı yere benzer.”

Ve Şadan Gökovalı; toprağı gibi verimli, suyu gibi duru, dağı gibi vakur, yıldızlar kadar bilge oldu.

O, tek bir insan değildi.

Zamanın içinde yürüyen bir kitaptı.

Homeros’tan Herodot’a, Dede Korkut’tan Yunus Emre’ye uzanan yaşayan bir kütüphane… Mitolojiyi şiire, tarihi söze, bilgiyi meraka dönüştüren bir büyücüydü.

Cevat Şakir’in ona söylediği şu cümle, bir dostluk sözünden çok bir kehanetti.

“Ölsem, ölüm beni yenemeyecek. Çünkü Şadan var.”

Ve gerçekten de ölüm ona uğradı ama kalamadı.

Gökovalı yalnızca yaşamadı; yüzyıllara sığacak kadar yazdı, anlattı, öğretti. Akademisyen oldu, ozan oldu, yazar oldu, tarihçi, mitolog, gazeteci oldu. Kaç hayat yaşadı bilinmez ama bir masalın başkahramanı olduğu kesindir.

Seksen bir yıllık ömrüne, seksen bir asır sığdırdı.

Knidos’tan Efes’e, Bergama’dan Fethiye’ye… Tanrıların ve bilginlerin yurdu Anadolu’nun her taşına dokundu.

Ve son nefesine kadar aynı şeyi söyledi.

“Ben her şeyden önce öğrenmeyi sevdim.”

Prometheus’un ateşi insanlığa sunması gibi, o da bilgiyi halkına armağan etti. Ardında şu dizeleri bıraktı.

“Ben halkım, hey!

Feleğin sillesini çok yemişim.

Kalem vermemişler elime,

Diyeceklerimi türkülerle demişim.”

Beş yıl önce böyle bir Ocak günü kaybettik onu.

Üniversite hocamdı.

Beni gazeteciliğe yönelten insandı.

Sonra meslektaşım oldu.

Mitoloji merakım ondandır.

Sonra kütüphanemdi.

Bilgiye aç kaldığımda, açlığımı giderendi.

Son nefesinden iki gün önce WhatsApp’tan şu mesajı atmıştı.

“MerSedat. Sağlığım iyiye doğru gitmiyor. Şu bilgiyi senden esirgemiş olmayayım: Santorini volkanı tarihte yedi kez patladı. Her defasında Knidos lavların altında kaldı. Bilen göz, bunun izlerini hâlâ görür.”

Bilen göz…

İşte o gözler şimdi toprağın altında değil, zamanın içinde açık duruyor.

Unutulmayacaklar listemde, baş sıralardadır.

…

BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR

Bir dönem bir meclis üyesi vardı.

Vatandaş çile çekerken o, önce kendi inşaatına kanalizasyon bağlattı, ardından asfalt yol yaptırdı.

O günlerde bu işi “skandal” diye medyaya gizli gizli servis edenler vardı.

Parmak salladılar, ahlâk, etik nutukları çektiler.

Sonra onlar koltuğa oturdu.

Aynı yöntemle, aynı sırayla, aynı rahatlıkla aynı işi şimdi kendileri yapıyorlar.

Demek ki mesele kişi değilmiş.

Mesele koltuğa oturunca gelen refleksmiş.

İsimler değişiyor, yüzler değişiyor;

ama zihniyet aynı.

Bu memlekette “kamu” çoğu zaman herkesin kullandığı bir kelime, bazılarının ise özel mülkü.

Ve herkes sessiz.

Datça zaten hep sessiz.

Çünkü bu ülkede en sorunsuz çalışan mekanizma, hafızasızlıktır.

Ne diyelim.

Bal tutan parmağını yalar.

Ama İbibikler uçuyor hakim bey.

Üstelik görüntü ve belge topluyorlar.

…

İNSAN NEDEN ÖNCE ÇAYI ÜFLER

Davos’un o meşhur soğuğunda, yapay zekâ panellerinin buharı henüz dağılmamışken, dünyanın kaderi beklenmedik bir mangalın başında tartışılıyordu.

Bir kulübenin önünde asılı tabelada büyük harflerle şunlar yazıyordu:

“Sucuk, ekmek, çay”

İşte tam burada, bizim iki yapay zekâ uzmanı Osman Akın ve Timur Akkurt tarihe geçecek gayriresmî bir zirveye imza attılar.

Karşılarında, küresel güç söylemleriyle meşhur iki figür vardı. Biri sürekli “great” diyordu, diğeri Mars’ı arada bir ağzına alıyordu. Ama ikisinin de ortak bir sorunu vardı.

Elleri üşümüştü.

Osman, mangaldan yeni alınmış bir sucuk ekmeği uzattı.

Timur çayı doldurdu.

“Bakın” dedi Osman,

“Algoritmalarınız çok hızlı ama şu sucuk gibi sabırlı değiller. Isıyı yavaş yavaş alacaksınız.”

Karşı tarafta bir an duraksama oldu.

Sucuk ekmeğin içinden yükselen duman, Davos bildirgelerinden daha ikna ediciydi.

Timur söze girdi.

“Yapay zekâyı dünyayı kurtaracak diye anlatıyorsunuz ama hâlâ insanı anlamıyor. Mesela şu an en önemli veri seti ne biliyor musunuz?”

İki küresel figür aynı anda sordu.

“Ne?”

“Üşüyen insan” dedi Timur.

“Ve onu ısıtan şey.”

Bir ısırık alındı.

Bir yudum çay içildi.

O an, borsalar düşmedi, kripto çakılmadı ama bir şey oldu.

Sessizlik.

Osman devam etti.

“Bakın, siz yapay zekâyı kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Biz ise ona önce ekmek arası olmayı öğretiyoruz. Paylaşmayı. Beklemeyi. Yanmayı ama küsmemeyi.”

Karşı taraf başını salladı.

Belki onaydan, belki acıdan.

En sonunda biri mırıldandı.

“Bunu Davos’ta anlatmamışlardı.”

Timur gülümsedi.

“Çünkü bu sunum PowerPoint’le olmaz. Mangal ister.”

Zirve tutanağı tutulmadı.

Bildiri yayınlanmadı.

Ama o gün Davos’ta iki şey netleşti.

Yapay zekâ insanlıktan uzaklaşırsa soğur.

Dünya bazen bir sucuk ekmekle daha iyi anlaşılır.

Ve rivayete göre, o günden sonra bazı algoritmalar hâlâ şu soruya cevap arıyor:

“İnsan neden önce çayı üfler?”

Post Views: 179
Önceki yazı

Hasım gibi görülen şehir: İzmir

Sonraki Gönderi

Face yazıları…

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Face yazıları…

Face yazıları…

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.