GÖKYÜZÜ SÖZÜNÜ TUTTU
Bir mevsim gitti, bir umut geldi.
Yaren geri döndü.
Demek ki hâlâ bazı sözler tutuluyor, hâlâ bazı bekleyişler karşılık buluyor.
Demek ki hala sadakat var.
Ve demek ki dünya hâlâ tamamen bozulmadı.

…
BODRUM’DA KEPÇE TARİHE ÇARPTI
Bodrum’da MUSKİ kazısında tarih fışkırdı.
Kepçenin indiği yerden üç metre aşağıda, başında boğa taşıyan bir lahit çıktı.
Modern kentin altından, antik dünyanın sessiz bir bekçisi gözlerini açtı.

…
İKTİDAR-BASIN İLİŞKİSİ
VE “BÜLTEN GAZETECİLİĞİ”
Meslek literatüründe “bülten gazeteciliği” diye bir tanım var. Bu tanım, kurum ya da makamdan gelen açıklamanın, doğrulama, karşı görüş alma, araştırma yapma zahmetine girilmeden aynen yayımlanmasıdır.
Bülten gazetecisi, sorgulamaz, çapraz kontrol yapmaz, veri istemez, karşı tarafı aramaz, uzman görüşü almaz.
Metin, kamu yararı filtresinden geçirilmeden servis edilir. Bu noktada gazeteci, halk adına soru soran kişi olmaktan çıkar; adeta bir arzuhalciye dönüşür.
“Yaz oğlum Abdülkadir…Gereğini yap Hakan” düzeyine inmiş bir meslek pratiği, basını kamusal denetim gücünden mahrum bırakır.

…
Türkiye siyasetinde bir diploma tartışması sürüp gidiyor.
Ekrem İmamoğlu’nun diploması 30 yıl sonra iptal edildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diplomasının olup olmadığı uzun süredir siyasi ve hukuki polemiklerin konusu.
İmamoğlu için bir kesim “hukuk gereğini yaptı” diyor, bir kesim “siyasi karar” diyor.
Erdoğan için bir kesim “diploması yok” diyor, bir kesim “var.”
Oysa gerçek olan şey, zamandan korkmaz.
Gerçek diploma 2000 yıl sonra bile olsa, er ya da geç ortaya çıkar.
Yoksa, onu arkeologlar bile bulamaz.

…
GÖKSEL BİR KIVILCIMIN HİKAYESİ
Göğün sessizliğinden kopan görünmez bir ateş,
suya değdi ve dünya, kış uykusundan ağır ağır doğruldu.
Mitolojinin ateşiyle doğanın ritmi kesiştiğinde, insanın kolektif hafızası da çözüldü.
Cemre bir efsane mi, yoksa doğanın kadim matematiği mi?
Göksel bir kıvılcımın izini Ege’nin sularında sürüyoruz.

…
MİNNETLE…
Kısa süre önce bir çağrı yaptık.
Yolda kalan bir araçtan söz ettik.
Aslında yolda kalma ihtimali olan canlardan…
Tedavi bekleyen patiler vardı.
Ameliyat masasına yetişmesi gereken hayatlar vardı.
Ambülans görevi yapacak yeni bir araç için destek istemiştik.
Sonra bir şey oldu.
Sadece Datça’dan değil, ülkenin dört bir yanından destek yağdı.
İstanbul’dan, Ankara’dan, İzmir’den, Muğla’dan…
Adını bilmediğimiz şehirlerden…
Yüzünü hiç görmediğimiz güzel insanlardan.
Kimi küçük, kimi büyük…
Ama her biri kocaman bir vicdanla.
Bugün yeni araç alındı.
Nami Temeltaş müjdeyi verdi.
Bu araç artık sadece bir derneğin değil,
Türkiye’nin dört bir yanındaki iyi insanların eseri.
Bir kez daha gördük ki;
Dayanışmanın gücü sınırsız.
Hayvan sevgisinin sınırı yok.
Şehrin adı değişir ama kalbin dili değişmez.
Destek olan, paylaşan, “Ben de varım” diyen herkese…
Minnetle…

…
BAHARIN EN GÜZEL KOKUSUNA ALDANMAYIN
Aşkın yankıya, gururun çiçeğe dönüştüğü bir hikâye… Nergisin kokusunda bahar kadar, Narkissos’un kendine yenilişi de saklı. Bugünlerde Muğla tepelerinde esen nergis kokusu, sadece baharın değil; kendine hayranlığın trajik sonunun da habercisi.

…
YOKSULLUKTAN BİLGELİĞE
Derler ki Knidos’un mermerleri hâlâ geceleri konuşur.
Rüzgâr, Burgaz yamaçlarından geçerken eski taş evlerin duvarlarına sürtünür ve fısıldar.
“Acele etme, yavaş olan kalır.”
Datça’da salyangoz acele etmeyen zamanın kendisidir.
Bir efsaneye göre, bir yıl kuraklık Knidos’u kavurduğunda, deniz balığı esirgemiş, toprak buğdayı saklamıştı. Halk açlıkla sınanırken, zeytin ağaçlarının dibinde, taşların arasında bir varlık kıpırdadı. Sırtında evini taşıyan, sabırlı bir yaratık.
O gece rüyasına girdi kentin yaşlı bilgesinin.
“Ben toprağın unutulmuş çocuğuyum” dedi.
“Beni küçümseyen aç kalır, beni anlayan hayatta kalır.”
Sabah olduğunda kadınlar yağmur sonrası toprağa çıktı. Badem çiçekleri dökülmüş, kekik kokusu ağırlaşmıştı. Toplanan salyangozlar taş fırınların başına getirildi. Defalarca kaynatıldı. Sonra zeytinyağı kızardı, sarımsak ezildi, dağ kekiği avuçtan serpildi.
İşte o gün doğdu garaville.
Ama bu bir yemek değil; bir ahlâktı.
Çünkü Datça’nın kayalıklarında yaşamak, denize bakarak ama toprağa yaslanarak sürer. Garaville sabrı öğretir. Hızın değil, direncin değerli olduğunu hatırlatır.
Antik çağda Hermes hızın tanrısıydı; kanatlı sandaletleriyle haber taşırdı.
Datça’nın tanrısı ise kanatsızdı.
Sırtında evini taşıyan, ağır ama kararlı yürüyen bir tanrıydı o.
Belki de bu yüzden burada hayat başka akar.
Rüzgâr acele etmez.
Güneş yavaş batar.
İnsan konuşurken kelimeleri tartar.
Garaville bir yoksulluk hatırası olabilir.
Ama aynı zamanda bir bilgelik mirasıdır.
Çünkü bu topraklar şunu iyi bilir
“Acelen varsa, ne işin var Datça’da.”

…
AHMET ARAS’A 5 AY
HAPİS CEZASI
Bodrum’da bir yaz gecesi, DJ kabininden yükselen ses mahkeme salonuna kadar ulaştı.
Bir sanatçının “Yeter artık” dediği desibel, belediye başkanına görevi ihmalden 5 ay hapis cezası olarak döndü.
Şimdi gözler üst mahkemede.
Bodrum’da bir yaz gecesinin sesi, hukuk metinlerine karışmış durumda.
Ve soru aynı. Bu şehir kimin? DJ’in mi, yurttaşın mı?















