Hatırlayanlar olacaktır, geçen haftaki köşemdeGültepe semtinin 1956’da Bornova’ya bağlı 57 köyden biri, adının da – bakanlık genelgesine göre – Çobançeşme olduğunu Turgay Gülpınar’ın Gültepe kitabından aktarmıştım.
Tabii daha sonra, 1950’de başlayan göçlerle bu köy, Gültepe adını alarak büyük bir gecekondu semtine dönüşüyor.
Bu yazıdaişte o Gültepe kitabının kalan kısmıyla ilgili.
Esasta kitabın kalan bölümü, Gültepe Belediyesi’nin 1973-80 yılları arasındaki uygulamalarına odaklanıyor.
Yazar bu uygulamaları yerel özerklik kavramı etrafında irdeleyerek bence önemli bir iş yapıyor.
Yerel özerklikten kasıt mevcut siyasi yapının dışında bir talep değil elbette.
Daha çok yerel yönetimlerde, vatandaşın da etkin olduğu özgün bir yöntem.
***
GÜLTEPE 1962’DE KURULUYOR.
1962’de Gültepe’de belediye örgütü kuruluyor ve 1963’te ilk seçimi TİP destekli Hüseyin Polat, sonraki yılAdalet Partili İsmet Uç alıyor. 1973 yılında ise Aydın Erten CHP ve diğer sol örgütlerin desteğiyle başkanlık yarışınıkazanmayı başarıyor.
Tabii Gültepe denince Gülpınar’ın da belirttiği gibi bir ‘Aydın Erten anlatısı’ başat konumda.
Elbette bu anlatı önemli ama Gülpınar, Gültepe Belediyesi uygulamalarının bir yerel özerklik deneyimi olduğunu anımsatıp bu nedenle “meseleyi bir gecekondu semtinin her yerde tekrarlanan kalıp hikâyesi olarak” görmemek gerektiğinin altını çiziyor.
***
GÜLTEPE DENEYİMİ NEDEN ÖNEMLİ?
Aydın Erten sol duyarlığın doruk noktaya çıktığı 1973’te belediye başkanı oluyor.
O yıllar Ecevit CHP’sinin oy patlaması yaparak 1974’te MSP’yle (Milli Selamet Partisi) hükümeti kurduğu yıllardır.
Dolayısıyla Erten’in seçilmesinde bu etkeni de unutmamak gerekiyor.
Erten’in başkan olması bir dünya sorunla karşılaşması anlamına geliyor.
İşe, öncelikle altyapıdan başlanıyor.
Ancak devasa bir alanda bir anda sorunları çözmenin olanaksızlığı da ortadadır.Buna Gültepe’nin kaynakları yeterli gelmediği gibi hükümetler de yardım etmez.

O durumda yurttaşın katılımına başvuruluyor, sorunlar da çözümler de onun yardımı ve bilgisiyle yol alıyor.
Böyle olunca, vatandaş talep eder, belediye ise o hizmeti üretir ezberi yerineaktif yurttaş bakışı yer alıyor.
Çözülemeyen sorunlar yerel sakinlerin katılımıyla izleniyor, nedenler hep beraber analiz ediliyor.
Böylece belediye “eksiklikle malul bir özne” olmak yerine “haksızlığa uğrayan” bir noktaya/nesneye dönüşüyor.
Etkili katılımın sonucu bu olsa gerek.
Gülpınar başka ilginç birörneği daha veriyor:
Diyelim altyapı hizmetlerinden örneğin bir yolu yapacaksınız.
Vatandaşın katılımı yoksa ve bir özel şirket tarafından bu yol inşa ediliyorsa bu, yalınkat bir ‘hizmettir’ ve tüketilen bir nesnedir.
Oysa o yolun, belediye işçileri tarafından daha ucuza inşa edilmesi, belediyeye güveni artırmaya,yerel yönetimin sakinler gözünde üretken, sorumluluk alan bir özneye dönüşmesine yol açabilir.
Bunun ötesinde yol inşa edilen yerde oturanların bizzat yol inşaatının eşlikçisi olmaları ise işi bir adım daha öteye götürüp ‘siyasal katılım’a dönüştürüyor. (s.232)
Aydın Erten işte bu anlatılanlarda yer aldığı gibi Gültepe sakinleriyle bir katılım ilişkisini başaran başkandır.
Dolayısıyla bu ilişki biçimi her güçlüğü kolayca aşmaya yetmese bile onu başarısız kılmaktan alıkoyan bir faktördür aynı zamanda.
Sonuç itibariyle Erten, pek çok altyapı sorununu halkın da katıldığı imece usulü yöntemle çözüme kavuşturuyor.

***
Yoksul insanlara arsa tahsisi, ekmek fırını, tanzim satışların açılması gibi hizmetler de ayrıca sunuluyor.
Tabii o tarihlerde MC (Milliyetçi Cephe) hükümetlerinin kendilerince aykırı gördükleri belediyelere karşı tutumlarını da unutmamak gerekir.
Onların gözünde bu belediyeler bölücü ve teröristtir.
Bu bakış Erten’i, Gülpınar’ın deyişiyle, “…yerelde hâkim iktidar ilişkilerinin dışına çıkabilmek ve bu yolla muhalif bir siyaset gerçekleştirmek” politikasına itiyor doğal olarak.
***
Gülpınar, bütün bu yapılıp edilenleri toplumcu belediyecilik kavramı içinde görmekle beraber Gültepe’de yaşananları ayrıca yerel özerklik kavramı etrafında incelemenin gerekliliğine vurgu yapıyor.
Bu deneyimin, yani Gültepe Belediyesi uygulamalarının nedense hep negatif yanıyla öne çıktığı, oysa buradaki yerel özerklik deneyiminin farklı açılardan ele alınmasını öneriyor.
***
YEREL ÖZERKLİK NEDİR?
Gülpınar, Gültepe Belediyesi uygulamalarını esasında bir yerel özerklik deneyimi olarak görüyor.
Yani; kaynak yaratan, üretici, tüketimi düzenleyici,demokrat anlayışları barındıran toplumcu belediyecilik de denilebilir buna.
Kaynak yaratmaya örnek bir bölüm var kitapta.
Gültepe’de ulaşım yetersizliği baş gösterince daha önce hurdaya çıkarılmış üç otobüstamir edilerek hizmete sokuluyor.
Başka bir örnek, park düzenlemesi yapılacaksa gönüllü mimarlar hizmet sunuyor…
Taşeronun yapması gereken işler belediyenin kendi elemanlarınca daha ucuza gerçekleştiriliyor.
Böyle olunca yerel özerkliğin dayanak noktaları da ortaya çıkmış oluyor.
Kendine yeten bir belediye olgusu demektir bu aynı zamanda.
Oysa bütün bunlar devletin / merkezi yönetiminumurunda bile değildir.
Nitekim o tarihlerde İçişleri Bakanı olan Mustafa Gülcügil’in, Gültepe Belediyesi’nin “militanların sığınak yeri olduğu” yönünde açıklamasını görüyoruz.
Böylece halkın gönüllü katılımıyla oluşan yerel yönetim alanındaki bu özgün deneydaha başında kriminalize ediliyor.
Tabii ki bu eleştiriler, muhafazakâr ve milliyetçi kesimlerden geliyor.
Oysa bu deney, pekâlâ ilginç ve yaratıcı bir yerel yönetim modeli olarak da görülebilirdi.
Ancak yetkiyi merkezde toplamaya yatkın bizim gibi ülkelerde bu anlayışın ne denli zor olacağı da ayrı bir tartışma konusu.
Aslında sakıncalı görülen yerel özerklik kavramı yazarın dediği gibi siyasi ayrılık gibi bir talebi içermiyor.
Kavramın izi sürüldüğünde yüzyıllardır dolaşımda olan bir yaklaşım olduğu görülüyor.
Ancak ulus devlet yapılarının güçlü olduğu bizim gibi ülkelerde bu denemelere hoşgörüyle bakılmayacağı da aslında bilinmeyen bir şey değil.
Çünkü çoğu zaman bu kavram devleti bölmek ve parçalamak anlamında ele alınıyor.
Ne olursa olsun, “Meseleyi bir gecekondu semtinin her yerde tekrarlanan kalıp hikâyesi olarak” almak yerine yerel özerklik kavramını tartışmaya açtığı için yazar Turgay Gülpınar’a teşekkür etmek gerek.
Okumak ve tartışmak bize kalıyor.














