sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Datça’dan…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Nisan 11, 2026
in YAZARLAR
0
Datça’dan…
0
Paylaş
2
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

ZİHNİN GÖLGELERİ

Datça’da rüzgâr bazen garip eser.

Sanki sadece ağaçları değil, insanın aklını da yoklar.

Bir düşünceyi alır, büyütür, sonra bir anda tersine çevirir.

İşte o rüzgârın içinde dolaşan bir soru var.

Biz bu hayatı mı yaşıyoruz, yoksa bize yaşatılan bir hikâyeyi mi tamamlıyoruz?

​Zamanın ve mekânın ötesinde, uçsuz bucaksız bir beyazlıkta yaşayan bir Mimar vardı. Görevi basitti ama bir o kadar da imkansız: “Gerçekliği” yaratmak.

​Mimar, milyarlarca yıl uğraşarak bir evren tasarladı. Yıldızları yerleştirdi, atomları dizdi, bilinci yarattı. Ancak bir sorun vardı; yarattığı varlıklar, kendilerinin bir simülasyon ya da tasarım olduğunu fark ettikleri an “gerçeklik” büyüsü bozuluyor, evren kendi içine çöküyordu.

​Mimar, kusursuz bir çözüm buldu: Unutmak. Varlıklara öyle bir hafıza ve öyle bir ego verdi ki, her biri evrenin merkezinde olduğunu, her kararı kendi “özgür iradesiyle” aldığını sandı. Artık sistem kusursuz işliyordu.

Ta ki Mimar, yarattığı en zeki varlıklardan biri olan bir filozofla karşı karşıya gelene kadar.

​

​Filozof, Mimar’a baktı ve gülümsedi. “Beni sen yarattın” dedi. “Ama bir şeyi hesaplayamadın.”

​Mimar şaşırmıştı. “Neyi?”

​Filozof cevap verdi: “Eğer sen beni, gerçekliği sorgulayacak kadar zeki yarattıysan ve ben senin bir tasarımcı olduğunu anladıysam, bu senin başarısız olduğun anlamına gelir. Ama eğer sen kusursuzsan, benim bunu anlamam da senin planının bir parçasıdır. Yani şu an seninle konuşuyor olmam bile, aslında senin bir kurgun.”

​Mimar onayladı. “Evet, bu bir kurgu.”

​Filozof sordu: “Peki, sen kendi Mimar’ınla ne zaman tanışacaksın?”

​

​Mimar donup kaldı. O an, içinde bulunduğu beyazlığın aslında devasa bir boşluk değil, daha büyük bir kütüphanenin sadece bir sayfası olduğunu fark etti. Kendi ellerine baktı; çizgileri, dokusu… Her şey fazla “mükemmel”di.

​Mimar, yarattığı filozofun gözlerine baktığında, orada kendi yansımasını değil, kendisini izleyen bir başkasının gözlerini gördü.

​O an anladı ki; Yaratan, yaratılanın içinde gizliydi.

Eğer bir simülasyonun içindeki bir varlık simülasyonda olduğunu anlıyorsa, bu simülasyonun hatası değil, dışarıdaki gözlemcinin içeri girmek için kullandığı bir kapıydı.

​

​Mimar, filozofa sordu: “Şu an kim konuşuyor? Ben mi, yoksa beni düşünen o mu?”

​Filozof cevap verdi:

​”Bir kitabın içindeki karakter, yazarın onu yazdığını fark ederse; yazar artık o karakteri yazmıyordur. Karakter, yazarı yazmaya başlamıştır.”

​Şimdi derin bir nefes alıp ve düşünmek gerek.

Bu hikayeyi okurken, Mimar’ın beyaz boşluğunu zihninde kim inşa etti. Karakterleri kim seslendirdi?

​Şu an bu hikayeyi sen mi okuyorsun, yoksa hikaye mi seni kurguluyor?

​Eğer gerçeklik, sadece beynindeki elektrik sinyallerinden ibaretse; o sinyalleri gönderen “şeyin” sen olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?

Belki de ‘ben düşünüyorum’ dediğin şey,

seni düşünen bir başkasının iç sesidir.

TAŞIN DA ONURU VARDIR

VE O ONUR SATILMAZ

​Zamanın kum saatinde kumların altın tozu gibi aktığı bir çağda, heykeltıraş Praxiteles, mermere can vermek değil, mermeri utandırmak istiyordu. O güne dek tanrıçalar hep ağır elbiseler, aşılmaz zırhlar içinde tasvir edilmişti. Ancak Knidos’un suları farklı bir ritimle dövüyordu kıyıları.

​Praxiteles, Afrodit’i yeryüzüne indirmeye karar verdi. Ama onu bir savaşçı ya da bir kraliçe olarak değil; denizden yeni çıkmış, üzerindeki tuzlu suyu silkeleyen, mahrem bir anın en savunmasız ve en muazzam hâliyle…

​

​Knidos’un dairesel tapınağının tam kalbine yerleştirilen heykel bittiğinde, şehir sustu. Mermer artık taş değildi; sanki birisi heykelin bileğine dokunsa, deri altına hapsolmuş bir nabzın atışını duyacaktı.

Efsaneye göre, Afrodit bizzat gökyüzünden inip kendi suretine bakmış ve o meşhur soruyu sormuştu.

​”Ah! Praxiteles beni nerede çıplak gördü ki, bu kadar kusursuz işledi?”

​Ancak güzellik, beraberinde felaketi de getirir. Genç bir gezgin, tapınağın gölgelerine gizlenerek geceyi bu soğuk ama kor gibi yakan mermerin yanında geçirdi. Heykelin gözlerindeki o donmuş bakışa aşık oldu. Taşın sessizliği, onun ruhundaki fırtınayı dindiremedi. Derler ki, genç adam o gece heykelin kusursuz kalçasına bir leke bıraktı; bu ne bir kir ne de bir boyaydı, sadece imkânsız bir aşkın yakıcı iziydi.

​Ertesi sabah genç adam, tapınağın yüksek kayalıklarından kendini o lacivert sulara, Tanrıça’nın doğduğu köpüklere bıraktı. Çünkü mutlak güzelliği bir kez gören gözler için, dünyanın geri kalanı artık sadece soluk bir gölgeden ibarettir.

Yıllar, yıllar geçti.

Zamanın birinde, Knidos’un limanına devasa bir gölge düştü. Gelen, dönemin en büyük gücü, zenginliğiyle dünyayı titreten Bithynia Kralı Nikomedes’ti. Kral, kente bir orduyla değil, bir teklifle gelmişti.

​Knidos o yıllarda ağır bir borç yükü altındaydı; şehrin hazinesi boşalmış, halkın omuzlarına vergiler binmişti. Kral Nikomedes, kentin meclis binasına girip o efsanevi teklifini sundu

​”Knidoslular! Şehrinizin tüm borçlarını tek bir kalemde sileceğim. Sizi dünyanın en müreffeh halkı yapacağım. Karşılığında tek bir şey istiyorum: Tapınağınızdaki o çıplak Afrodit heykelini bana verin.”

​Meclis (Bouleuterion) sessizliğe büründü. Bir yanda açlık, sefalet ve borç prangaları; diğer yanda ise kentin ruhu, Praxiteles’in elinden çıkmış o kutsal mermer…

​İşte o gün, Knidos’un taş sokaklarında tarihin en garip seçimi yapıldı. Demokrasi, ilk kez bir tanrıçanın kaderini oylayacaktı. Halk meydana toplandı. Yaşlı balıkçılar, genç felsefeciler, dokumacı kadınlar ve tüccarlar… Herkesin elinde iki taş vardı: Beyaz “hürriyet”, siyah “esaret”.

​

​Kral, gemisinin güvertesinden gülümseyerek bakıyordu. Ona göre aç bir insanın sanatla, estetikle işi olamazdı. “Elbette mermeri verip ekmeği seçecekler” diye düşünüyordu.

​Ancak oylama bittiğinde sandıklardan çıkan beyaz taşlar çoğunluktaydı.

Knidos halkı, demokrasi tarihinin en şiirsel kararını verdi: Aç kalmayı, Afrodit’siz kalmaya tercih ettiler.

​Meclis sözcüsü, Kral Nikomedes’e dönüp o tarihe geçen cevabı verdi.

“Kral, biz borçlarımızla yaşamayı biliriz, ama ruhumuz olmadan nefes alamayız. Afrodit bizim sadece tanrıçamız değil; o, bu kentin özgürce hayal kurabilme yeteneğidir. Onu sana satarsak, sadece bir taş parçası vermiş olmayız, irademizi sana teslim etmiş oluruz.”

​

​Kral, öfkeyle yelken açıp gitti. Knidos borç içinde kaldı, belki sarayları eskidi, yolları aşındı… Ama o günden sonra Knidos, sadece Afrodit’in şehri olarak değil, “Güzelliği paraya satmayan özgür insanların yurdu” olarak anıldı.

​Bugün Knidos harabelerine gittiğinizde o dairesel tapınağın boş kaidesine bakın. Heykel orada değil ama o boşluk aslında dünyanın en büyük anıtıdır.

​O boşlukta şunlar yazar:

Demokrasi, sadece kimin yöneteceğini seçmek değildir.

Demokrasi, neyi feda etmeyeceğini seçmektir.

Knidoslular, bir heykel uğruna fakir kalmayı seçerek, aslında tarihin en zengin halkı oldular.

​Çünkü bir halk, paylaştığı ortak bir estetik değer uğruna acı çekmeyi göze alabiliyorsa, orada gerçek bir “demos” (halk) var demektir. Afrodit orada mermer olarak durmasa da, Knidoslunun dik duruşunda sonsuza dek yaşamaya devam etti.

…

ADALETİN GECE YARISI EŞİĞİ

Seçilmiş bir meclis üyesi, mecliste yaptığı konuşma sonrası hedef alındı.

Videoda sözleri kesildi, bağlamından koparıldı ve ihbara dönüştürüldü.

Yakalama emri çıkarıldı, gece yarısı kapısı çalındı, ailesinin gözleri önünde gözaltına alındı.

Saatler sonra karar verildi.

“Suç unsuru yok. Serbestsin.”

Ama geride bir gecelik çile, öfke, bir ailenin endişesi ve kamu vicdanında büyüyen tek bir soru kaldı:

Bu yaşananların hesabını kim verecek?

Post Views: 137
Önceki yazı

Nisan hem Coşku hem Cehennem…

Sonraki Gönderi

FACE YAZILARI…

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
FACE YAZILARI…

FACE YAZILARI…

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.