sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Datça’dan…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Mayıs 2, 2026
in YAZARLAR
0
Datça’dan…
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

O SIKILI YUMRUK

​Yağmur çiseliyor…

Gökyüzü, kentin üzerine gri bir perde indirmiş.

Sokak ıslak ama tanıdık..

Her gün üzerinden binlerce umudun ve telaşın geçtiği o aynı taşlar, bugün bir zulmün sessiz şahidi.

Asfaltın üzerine bastırılmış bir yüz ve göğe doğru sıkılmış bir yumruk… İkisi aynı hikâyenin, iki farklı tonlamayla söylenmiş iki cümlesi gibi.

Biri susturulmuşluğun ağırlığını taşıyor, diğeri hâlâ konuşmaya kararlı bir iradenin yankısı.

​İnsan, kendi emeğinin sahibi mi, yoksa sadece bir taşıyıcısı mı?

​İstanbul’un bu puslu kareleri, bizi mülkiyetin ötesinde bir yere, insanın varlık sancısına götürüyor.

Bir beden yere yatırılmış, mekanik bir güçle kontrol altına alınmış olabilir. Ancak o bedenin içinden yükselen kol, fiziksel sınırları aşan bir hakikati işaret ediyor. Çünkü insanın en son teslim ettiği şey bedeni, asla teslim etmediği ise onurudur.

O sıkılı yumruk, biyolojik bir refleksten fazlası; o, “ben buradayım” diyen bir hafıza, unutuluşa karşı çekilen bir set.

​

​Otorite her zaman pürüzsüz bir yüzey, sessiz bir düzen ister.

Oysa emek; sarsıntıdır, terdir ve adaletin o keskin kokusudur.

Yere bastırılan bu yüz, aslında her sabah güneş doğmadan yola düşenlerin, akşam sofrasına alın teriyle oturanların kolektif simasıdır.

Bu yüzden 1 Mayıs’ta asfaltla temas eden her beden, aslında ayağa kalkmak için kök salmaya çalışan bir toplumu anlatır.

​Yağmur diner…

Asfalt kurur…

Kalabalıklar dağılır..

Ve sloganlar rüzgârla savrulup gider.

Ama o dondurulmuş anın içindeki el, havada asılı kalmaya devam eder.

O el, sadece bugünün değil; dünün birikimi, yarının ise vaadidir.

​Çünkü hakikat, yere düşse de kirlenmeyen tek şeydir.

​Fotoğraflar:DW

…

O PİRAMİTLERDE

BAŞLADI HER ŞEY

MÖ 1159 yılı…

Antik Mısır’da düzenin adı Ma’at idi. Firavun, evrendeki adaleti, dengeyi ve bereketi korumakla görevli tanrısal bir figürdü.

III. Ramses dönemi bu dengenin çatlamaya başladığı bir yıldı.

Libya akınları ve deniz kavimlerinin saldırıları hazineyi boşaltmıştı.

Güneş, Krallar Vadisi’nin taşlarını kavururken, ölümsüzlük için piramitleri inşa eden işçiler, aslında kendi faniliklerinin yükünü sırtlarında taşıyordu.

Onlar, taş ustalarıydı.

Onlar, ressamlardı.

Onlar, tarihin görkemli anıtlarını yaratan ama isimleri hiçbir sütuna kazınmayan görünmez ellerdi.

Yaşadıkları yerin adıydı: Deir el-Medina.

Bir köyden çok, bir emeğin kaderiydi bu.

Gün geldi, çark durdu.

Çünkü ekmek gecikti.

Çünkü tahıl gelmedi.

Çünkü yağ küpleri boş kaldı.

Yirmi gün…

Aç bir işçi için yirmi gün, bir ömür kadar uzundur.

Ve o gün, tarihte ilk kez bir cümle yankılandı çölün ortasında

“Açız!”

Bu, bir şikâyet kadar bir itirazdı.

Bu, insanın emeğiyle kurduğu dünyanın, yine insan tarafından inkâr edilmesine karşı yükselen ilk kolektif haykırıştı.

İşçiler aletlerini bıraktı.

Taş kesmedi kimse.

Duvarlara resim çizilmedi.

Ve sonra yürüdüler…

Tapınaklara doğru.

Tanrıların gölgesine.

Tarihin ilk grev gözcüsü olan kâtip Amennakht, papirüslere o anları bir haberci titizliğiyle not düştü. Grev, modern sendikal eylemlere şaşırtıcı derecede benzer bir seyir izledi.

İşçiler, III. Thutmose’nin anıt tapınağının arkasına geçip oturdular.

Tapınak ambarlarına girerek yetkilileri zorladılar.

Üstelik bu tek seferlik bir olay değildi; haftalarca sürdü. İşçiler rüşvetle susturulmaya çalışıldı ama onlar “Hepimiz için adalet” diyerek geri adım atmadılar.

Bu, bir başkaldırıydı ama kılıçsız.

Bu, bir isyandı ama kan dökülmeden.

Sonunda saray geri adım attı.

Geciken tayınlar ödendi.

Depolar açıldı.

Tahıl dağıtıldı.

Ama o gün sadece karınlar doymadı.

O gün, tarihin akışı değişti.

Çünkü ilk kez emek, kendisini sadece üretimle değil, reddetme hakkıyla da tanımladı.

Deir el-Medina’da başlayan bu sessiz direniş, bugün hâlâ sürüyor aslında.

Her grevde, her yürüyüşte, her “yeter” diyen seste…

O eski çöl yankılanıyor:

“Açız!”

Ve bu kelime, binlerce yıl sonra bile aynı soruyu soruyor:

İnsan, emeğiyle mi yaşar, yoksa emeği için mi yaşamak zorunda bırakılır?

MÖ 1159’da o işçiler sadece karınlarını doyurmak için yürümediler; insanlık onuru ile hayatta kalma içgüdüsü arasındaki o ince çizgiyi belirlediler.

…

Memleketimden 1Mayıs manzaraları

Fotoğraflar: AP

…

YERİ GÖĞÜ İNLETEN

O MARŞIN HİKAYESİ

1970’lerin başı, Türkiye’de toplumsal muhalefetin ve sendikal hareketlerin yükseldiği, sanatın ise bu harekete ayna tuttuğu bir dönemdi.

Fabrika önlerinde işçiler, üniversite amfilerinde gençler, köylerde topraksız köylüler, şehirlerde yoksullar kendi sesini arıyordu.

O yıllarda sanat da sadece sahnede kalmıyordu. Perde açıldığında, bazen bir ülkenin vicdanı da açılıyordu.

Ankara Sanat Tiyatrosu, Bertolt Brecht’in “Ana” oyununu sahnelemeye hazırlanıyordu. Gorki’nin “Ana”sı, mülkiyet ilişkilerini ve bir annenin kişisel uyanışından kolektif bir direnişe evrilmesini anlatır. Brecht bu metni epik tiyatro kuramıyla harmanlayınca, ortaya çıkan metnin en kritik anı 1905 yürüyüşü sahnesiydi.

Oyunun Genel Sanat Yönetmeni Rutkay Aziz’di. Müzikler Sarper Özsan’a emanet edilmişti.

Brecht, oyunun “1 Mayıs 1905” sahnesi için sadece şunu yazmıştı:

İşçiler marş söyleyerek sahneye girer.

Ama ortada bir marş yoktu.

Ne söz vardı, ne beste.

Yani Brecht, sahneye bir boşluk bırakmıştı. O boşluk, Türkiye’de emek tarihinin en güçlü seslerinden biriyle dolacaktı.

Sarper Özsan işe koyuldu. Bir sahne için marş arıyordu; ama aslında bir çağın sesini buluyordu. Çünkü bazı ezgiler sadece notalardan doğmaz. Bazıları baskıdan, grevden, açlıktan, nasırlı ellerden, susturulmuş insanların bir gün mutlaka konuşacağına duyulan inançtan doğar.

Ve o marş doğdu.

Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sahnesinde, işçi rolündeki oyuncular o marşla içeri girdiğinde artık sadece bir oyun oynanmıyordu. Salon, salon olmaktan çıktı. Seyirci, seyirci olmaktan çıktı. Sahneyle koltuklar arasındaki sınır kalktı.

Bir tiyatro sahnesinde başlayan ses, kısa süre sonra meydanlara yürüdü.

“1 Mayıs, 1 Mayıs

İşçinin, emekçinin bayramı…”

Bu dizeler önce kulaktan kulağa yayıldı. Sonra meydanlarda yankılandı. 1976’dan itibaren artık Türkiye işçi sınıfının, sosyalist hareketin, emek mücadelesinin ortak hafızasına kazınmıştı.

Yasaklandı.

Kasetleri toplatıldı.

Söyleyenler gözaltına alındı.

Meydanlarda, salonlarda, yürüyüşlerde, fabrikalarda sesi kısılmak istendi.

Ama bazı marşlar yasakla susmaz. Çünkü onlar kâğıda değil, insanın içindeki adalet duygusuna yazılmıştır.

“Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır…”

Bu cümle, sadece 1970’lerin değil, emeğin ezildiği her dönemin cümlesiydi.

“Ancak bu böyle gitmez…”

İşte marşın özü buydu.

Bu böyle gitmez.

Sömürü böyle sürmez.

İnsan yalnızca çalışmak için yaşamaz.

Ekmek kadar onur da ister.

Ücret kadar özgürlük de ister.

Hayatta kalmak değil, insanca yaşamak ister.

Bu yüzden 1 Mayıs Marşı bir itiraz biçimidir. Bir hafıza mekânıdır. Bir sınıfın kendi sesini bulduğu andır.

Önce sahneye çıktı.

Sonra sokağa indi.

Sonra meydanlara yayıldı.

Ve hâlâ söyleniyor.

Çünkü emek hâlâ yaralı.

Çünkü alın teri hâlâ ucuz.

Çünkü insan hâlâ sömürünün çarkları arasında eziliyor.

Ama bu marş her söylendiğinde, karanlığın ortasında aynı söz yeniden ayağa kalkıyor.

Bu böyle gitmez.

Gitmeyecek.

​Bu marş, müziğin toplumsal dönüşümde nasıl bir “kaldıraç” olduğunun en somut kanıtıdır.

​”Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler.”

Yaşasın 1 Mayıs.

Yaşasın emeğin, ekmeğin ve özgürlüğün kavgası.

Post Views: 107
Önceki yazı

Engin görüş…

Sonraki Gönderi

GÖRÜŞ

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
GÖRÜŞ

GÖRÜŞ

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.