sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

“DEVRİMCİ İNŞAAT İŞ”TEN NEREYE?…

Engin Şirin Ekleyen Engin Şirin
Aralık 11, 2025
in YAZARLAR
0
“DEVRİMCİ İNŞAAT İŞ”TEN NEREYE?…
0
Paylaş
134
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Musa’nın, Fethi’nin, Gürsel’in, Kamil’in anılarına saygıyla…

İnşaatta; sokağın soğuğuna olabildiğince uzak, orta odalarından birindeydik.  Odaya derme çatma yapılan kapı, tıpkı pencereler gibi sera naylonuyla kaplanarak soğuktan korunmaya çalışılmıştı. İçerideki sobada; inşaatın artık kullanılamaz durumdaki kalaslarından elde edilen tahta parçaları gürül gürül yanıyordu. Belli ki bizim varlığımız tahta parçalarını da ikiye katlamıştı. Şimdi sokağın soğuğu en istemeyeceğim şeydi. İnşaatlarda il dışından gelen işçilerin kaldığı, giderlerin ortaklaşa karşılandığı bu odaya ‘koğuş’ denlirdi. Ayağa kalktık, gitme vakti gelmişti. Kaygıyla” Aman sobaya dikkat edin, duman basmasın.” dedim. Gülüştük. Salih (Göktepe) ile İsa’yı bırakıp sokağın ayazına çıktık.

Ayaklarımızın altında İzmir’de görmeye alışık olmadığımız kar, burnumuzun ve kulaklarımızın kızarıklığında keskin soğuk. Güzelyalı’da, ‘yarma’ dan İnönü Caddesi’ne çıkıyoruz ve yarmanın rüzgarı; soğuğu iliklerimize işletiyordu.  Yürürken kafamdaki kaygı yok olmamıştı. 1975 yılıydı İbrahim Öztaş’ın yaralı ele geçtiği evin en fazla 100 metre kadar yukarısı karşı sırada bir inşaat… 364 sokak yukarı merdivenlerle devam ediyor… Merdivenlerin bitiminde bir kamyonet… Üzerinde iki tabut… Sessiz, sedasız, sitemsiz ve vedasız memleketlerine yola çıkmıştı… Aylardır aynı mahallede yaşıyorduk ama kimdiler?… Nereliydiler?… Neden buralarda, hangi koşullarda çalışıyorlardı? Bilen yoktu… mahallenin meraklılarından tek öğrenebildiğimiz; sobadan sızan gazdan zehirlendikleriydi…. Demek ki çok etkilenmişim. Gürsel’in konuşmasını fark ettim. Kafamdaki görüntüler dağıldı gitti.

Yıllar önce Gürsellerin evine ilk gittiğimde, önce akrabalarının inşaat halindeki evlerine uğramıştık. Veysel, abileri ve kuzenleri dairenin içini sıva yapıyorlardı. Çalışmalarını görünce dehşete düşmüştüm. Ben de inşaatlarda epey çalışmıştım ama odanın ortasında karılan harcın, küreklerle savrularak; bir günde, bir dairenin sıvasının bitirildiğini ilk ve son kez görüyordum. Tabii, Veysel’in ‘singer’ (bildiğimiz sünger) ile perdahı bu bir gün içinde bitiyordu.

Veyseller sülalece inşaatçıydı.

Musa Akgün ve Kamil Sağır (anılarımızda yaşıyorlar) zaten inşaat işçileriydi. (Musa iyi türkü söylerdi. Hatta düğünlere çıkan bir halk müziği gurupları bile varmış. Ama Kamil, Kürdün Gelini’ ni söylemeye başladığında akan sular dururdu.)

Salih (Göktepe) ile İsa (anılarımızda yaşıyor) inşaatlarda çalışıp yaşıyorlardı.

Levent; Atatürk Lisesi’nde, Yüksel Alp ve Metin ise Eşrefpaşa Lisesi’nde öğrenciydiler. Ancak inşaatlar da ‘ikinci vatan’larıydı.

Gürsel, Fethi Hoca; Yeşilyurt ve Bahçeli’nin yurtsever devrimci gençliği, güçlü kitle bağlarıyla inşaat işçileriyle iç içeydiler.

70’li yılların ikinci yarısı. Faruk Akarkarasu’nun belediye başkanlığında, İzmir’in en güzel manzaralarından birine sahip Yeşilyurt’un her yanı inşaat. İnşaatlar da tam bir curcuna, ara sokaklarda bile 7-8 kat binalar. Rüşvet söylentileri. Birdenbire zenginleşen müteahhitler, parasını kurtaramayan inşaat işçileri.,

Tüm ülkede olduğu gibi devrimci, demokratik talepler günlük yaşamın bir parçası olmuş… İşçiler açısından TÜRK-İŞ ne demek? DİSK’in bile yeterince demokratik görülmediği günler. ‘İşçiler Sendika Yönetimine’, ‘Sendika Ağalığına Son’ gibi sloganlar sendikalar içinde ses bulduğu günler.

İşte yağ… işte un… işte şeker… iş helvayı karmaya gelmişti… Helva sendika olacaktı.

Böylesi bir ortamda, Yeşilyurt’ta kitle çalışması inşaatlarda sürdürülmüştü. Bu süreç umulmadık boyutta olumlu sonuçlar da doğurmaya başlamıştı. Nasıl oldu bilinmez ama bir sendika fikri ortaya çıkmış. İnşaat işçilerinin desteği arttıkça bu fikir daha da filizlenmişti.

İnşaat işçilerini bir sendika çatısı altında örgütlemeye çalışmak kolay bir iş değildir. 3-4 ay emek harcadığınız bir işçi bir bakmışsınız işi bırakmış memleketine dönmüş. İnşaatların mekânsal dağınıklığı da bir başka sorundur. Çeşitli illerden gelen işçilerin sosyo-kültürel yaklaşımları da çok farklılıklar gösterebilir. Olsun… Bir kere kafaya konulmuştu, engeller vız gelecekti.

Daha sistemli bir çalışmayla, inşaat inşaat dolaşarak örgütlenme çalışması sürdürüldü. Sendika ağalığına karşı işçilerin sendika yönetiminde olması savunuluyordu. Bu durumda sabahtan akşama kadar kürek, mala sallayan eller; harç, beton taşıyan ayaklar akşam sendika örgütlemesi için bıkmadan koşuşturuyordu.

Olumlu sonuçların sosyal etkisi kendini gösteriyordu. Çalışmalar Yeşilyurt sınırlarını çoktan aşmıştı. Kooperatif Evleri’nde, Bozyaka’da, Limontepe’de, Çamlık’ta ve Esendere’de inşatlar artan bir hızla sendikal örgütlenme çalışmalarıyla tanıştılar. Destekler hızla artıyordu.

Musa Akgün, Kamil Sağır, Gürsel Alp (anılarımızda yaşıyor), Veysel Alp, Gültepe’den Mücahit, Fethi Kaçgın, Metin, Levent, İsa ve diğer Yeşilyurtlular’la başlayan sendika çalışmalarına; Gültepe’den Mücahit ve Esendere’den Çetin Özdönmez ve diğerleri de aktif olarak katılıyordu.

Anlatmak istediğim; Devrimci İnşaat İşçileri Sendikası öylesine bir bina kiralayıp kapısına tabela asılan bir sendika değil. 2,5 yıl kadar süren iğne oyası titizliğinde çalışmaların sonucu ortaya çıkmış bir eserdi. Büyük özveriler bu eseri ortaya çıkarmıştı.

Devrimci İnşaat İşçileri Sendikası; küçük bir semtte bir grup gencin, ülkenin genel siyasi durumu hakkında, taraftarı oldukları siyasi hareketin görüşleri ile kendi yaşam deneylerini bütünleştirmelerinin eseri olmuştur. Bu eser siyasi düşüncelerin birtakım toplantılarda sürdürülen tartışmalar değil yaşamın sorunlarına verilen cevaplar olduğunun kanıtı olmuştur. Bu anlamda çok değerlidir…

Devrimci İnşaat İşçileri Sendikası kısa bir süre içinde başarılı bir greve bile imza atmıştı. Bu grev, İlk çalışmaların başladığı yerlerden biri olan Kooperatif Evleri’nde bulunan AR BETON’ da inşaat işçilerinin uzun süre ücretlerinin ödenmemesi üzerine düzenlenmişti. Sendika’nın inandırıcılığı ve etkisi o kadar yüksekti ki, sadece inşaat işçileri değil halkın da beğeni ve desteğini alıyordu. Bu durumda mahalle ve sokaklarda birer suç potansiyeli gibi görülen inşaat işçileriyle sokak sakinleri arasında bir empati ortamı bile şekilleniyordu. Düzenlenen grevi desteklemek için yakındaki bakkalın bile dükkanını açmaması bu durumun en iyi göstergelerindendi.

Kendi kişisel gelişimini anlattığı çalışmasında Musa Akgün Devrimci İnşaat İşçileri Sendikası’nın kuruluş çalışmalarının birey üzerindeki olumlu etkilerini ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.   Bu anlamda bu çok anlamlı çalışma o günlere çok daha detaylı bir ışık tutmaktadır.       

1979 yılında bina kiralanmış. Tabela hazırlanmış. Herkese haber verilmiş. O günlerin en sevilen ozanlarından Ümmü Şen bile davet edilmişti.

Nereden nereye… Yıllar önce Gürsel’le birlikte HARP İŞ Kooperatif Sitesi inşaatındaki çalışmamızda; büyük bir inanç ve çocukça bir yaklaşımla ve de büyük bir hüsran ile sonuçlanan hayallerimiz, demir tava gelince nasıl da başarıya ulaşmıştı..

Kalabalık binaya sığmıyordu. Ümmü Şen yeri almıştı ama bir tuhaflıklar başladı. Polisler geldi. “Belgeler eksik”, “Açılışı yapamazsınız.” gibi gerekçelerle içer girmek istediler. Kapıda itirazlar. İtiş kakış. Veysel’in itirazları. Sonuç mu? Veysel Şubeye, geri kalan herkes Kantar’a.

Veysel’in yolu uzamış. Şubeden sonra ‘polise mukavemetten’ cezaevine gönderilmiş…

Kantar yolcuları ise bir mizah öyküsünün göbeğine düşmüşler.

Anlatılanlar şöyle:

Önce o burunlu, büyük mavi otobüs fazla ‘yolcu’ nedeniyle yokuşu çıkamamış. Mavi yokuşu çıkamayıp öksürmeye başlayınca ‘yolcular’ın bazılarından “İnelim, ittirelim” teklifi bile gelmiş. Durumu tiye alıyorlarmış tabii… Çare bulunamayınca ‘yolcular’ın bir kısmı indirilmiş. Araç yokuşu yarı ‘yolcu’yla çıkabilmiş. İndirilen ‘yolcular’ ise yaya olarak yokuşu çıkmış. Ve otobüse güle oynaya binmişler.

Kantar gözaltına alınanlara yetememiş. Her oda tıklım tıklım doluymuş. İçerdeki sigara dumanından neredeyse itfaiye “yangın var” diye gelecekmiş.

500 kadar kişi tek tek sorgulanıyormuş. Sorular fotokopi gibi herkese aynıymış. Kimlik bilgileri dışında yanıtlar da aynı. “Bilerek, isteyerek üye olmaya geldim.” ya da “Bilerek isteyerek destek olmaya geldim.” Tek daktilo; takadak, takadak yazıyor. Yazan memurun dünyaya geldiğine pişman durumda olduğunu tahmin etmek çok kolay… İnşaat işçileri, tecrübesizlikten ilk başlarda tedirginlik içinde ama tecrübeli yurtsever devrimci gençlerin rahatlığı onlara da çabucak sirayet ediyor. İçerde tam bir curcuna, tam bir kakafoni… 500 kişi bu. Bu sorgu biter mi?

Kantar tipik İzmir binalarındandır. Ana kapıdan büyük bir salon benzeri odaya çıkıyor. Bu odanın etrafında ise odalar bulunuyormuş ve nezarethane, ifade alınan oda, amir odası vb. olarak kullanılıyormuş.  Nezarethane hariç, binada adım atabilecek yer yokmuş.

Salondaki kalabalığın ortasında, önce Ozan Kenan vurmuş sazının teline; “Yürü üstüne – üstüne… Tükür yüzüne celladın… Fırsatçının, fesatçının, hayının… Dayan kitap ile dayan iş ile… Tırnak ile, diş ile…    Umut ile, sevda ile, düş ile… Dayan rüsva etme beni.”

Ümmü Şen almış sazını eline sendika binasında veremediği konseri vermeye başlamış Kantar’da. “Hayat damla damla ırmaklaşıyor kara tende… Hayat ılgıt ılgıt esip gidiyor işkencelerde…” arkasından; “Çınlasın, çınlasın, çınlasın doruklarda kavga borusu…”

Önce teyp çalınıyor sanan polisler “teybi kapatın” diye cılız sesleniyorlarmış. Ama ne fayda sesleri kalabalıktan ‘teyp’e ulaşamıyor, ‘teyp’i çalanlar da bozuntuya vermiyormuş. Saz çalınıp türkü söylendiğini anlayınca “böyle olmayacak” deyip ifade alma işine son vermişler. İki kişi hariç herkesi bırakmışlar. Başka bir soruşturmadan eksik ifadeleri olduğu gerekçesiyle, Mustafa Fındık ve Kadir Özdönmez’in (anılarımızda yaşıyor) gözaltlarına devam edilmiş.

Komedi sürüyor; serbest kalanlar Kantar’ın önünden ayrılmayıp “arkadaşlarımızı almadan gitmeyiz” diye tutturmuş mu? Epey kalabalıklar tabii… İktisat Fakültesi de yakın… Öğrenciler desteğe gelmiş. Meraklılar da eklenince kalabalık gittikçe büyümüş. Bir ucu; taa Pasaport Kafe’nin oraya kadar, diğer ucu ise meydan girişine kadar uzamış. Yol trafiğe kapanmış.  Zaten iki kişinin de önemli bir durumu yok, onları da salıvermişler.

Bu sefer de içerdeki solo konser Kantar’dan Konak’a kadar sürmüş. Hani bildiğiniz marşlı türkülü miting.

Bir yıl kadar sonra gelen 12 Eylül tüm demokratik kuruluşları olduğu gibi Devrimci İnşaat İşçileri Sendikasını da kapattı.

O günden bugüne, örgütsüzlük adım adım toplumu sardı. DİSK’in bile yetersiz görüldüğü günlerden sendikaların öcü gibi görüldüğü bu günlere gelindi.

Sonuç ise ortada; işsizlik yoksulluk ve sefalet.

Post Views: 458
Önceki yazı

MAHALLE KAHVESİ

Sonraki Gönderi

MUSA AKGÜN’e SAYGI VE ÖZLEMLE…

Engin Şirin

Engin Şirin

Sonraki Gönderi
MUSA AKGÜN’e SAYGI VE ÖZLEMLE…

MUSA AKGÜN’e SAYGI VE ÖZLEMLE...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.