Hayat bittiği yerde başlıyor, demişti. Dostlarımdan biri bana göre o başladığı yer: mahallenin kahvesi.
Orada her çay, hayatın kara defterine yazılır.
Kim demişti “Hayatın dersini kitaplar verir” diye?
Kusura bakmasın. Hayatın gerçek dersini veren kahvehane köşesidir.
Okulda hoca “Düşün!” diye bağırır ya,
Kahvede bir saçmalayıverdi mi ; anında biri:
“Boş yapma!” der.
İşte hayatın özeti. Hem de tokat gibi!
Kahveye adımını attın mı…
Dünyanın tüm dertleri kapıda bekler.
İçeride ise aynı ritüel:
“Oğlum ne surat asıyorsun?
Gemilerin Karadeniz’de mi battı?
Aşk mı gitti? Sağlık mı bozuldu?”
Hepsi bir ağızdan…
“Otur hele! Bir çay iç, dert dediğin sofrada yenir.”
Kahvede masalar hayatın adalet komisyonu gibidir vallahi.
Mesela okey masası:
Yanlış taş attın mı kimse gözünü oymuyor.
Yapacakları tek şey:
“O nasıl oynan lan?!”
Bu kadar.
Aynı hatayı gerçek hayatta yap bakalım ..
Pat! Fişin çekilir. Ve sen bitersin, sonrası ağzınla kuş tutsan boş .
Kahvehane böylemi felsefesi nettir:
“Düştün mü? Çayını soğutma. Kalk! Hesabı öde.”
Kimse terapist değildir, orada.
Ama bazen bir cümle yeter insana:
“Kaybettik diye dünya bizi silecek değil ya!
Gerekirse biz de dünyayı sileriz. Ne var yani?” gibi, gibi..
Elektrikler mi kesildi? “Abi mum var.”
Hayat mı ters gidiyor? “Boş ver, çay var.”
Çözüm hep masanın etrafında bulunur.
Televizyonda futbolcular milyonlara koşar,
Masada Hüseyin Abi ikili oynar:
“Ben olsam var yaaaa…”der
Mesele tam burada:
Biz olsak dünyayı düzelteceğiz ama.
Dünya bize sıra vermiyor ki!
Kahvede.
Psikoloji doktorasının birinci ders:
“Laaaan!”
Kısa, net, her derde deva.
Hayata çeki düzen vermek için yogaya, meditasyona,
Hindistan’a gitmeye de gerek yok:
Bir okey taşı diz,
Bir çay iç,
Sonra kafanı kaldırıp şöyle de:
“Sıra bende!”
Çünkü kahvede herkes bilir:
Hayat bazen el yakar…
Ama oyun bitmez!
Masayı terk etmek yasak!
Kalkarken de şöyle bırak masayı:
“Döneceğim!”
Hem havalı olur hem umutlu.














