Damlalar rüzgarın etkisiyle perdesiz camıma vuruyor.televizyonu kapattım sandalyeyi camın önüne çektim yaklaşık yirmi dakikadır öylece durmuş ara ara şiddetlenen yağmuru izliyorum. sokak oldukça sessiz ve yarı karanlık, köşedeki sokak lambası yanmıyor .eskiden yani ben daha çocukken sapanla patlattığımız sokak lambalarını hatırladım. gerçi biz çocuklar o lambaları patlatmamış olsak bile zaten yanmıyorlar dı. çocukluğumun sokakları hep karanlıktı.
her yağmur yağdığında çamurdan yürüyemediğimiz sokaklardı o lambası yanmayan sokaklar.ama allah var o sokakların içinden geliyorsan çabuk büyüyordun ve çabuk öğreniyor dun hayatı. hele birde babasız büyüdüysen.yok babam ölmemişti.ama cezaevlerinde ömrünü öldürüyordu.buda bir çeşit ölüm değil mi ?zaten çocukluğun baba hasreti çekmek ile geçiyor, büyüyorsun yanında oluyor ama be seferde çatışma ile geçiyor ömrün. neyse kendisi bu konuda çok ısrarcı olmadı benden ayrı bir şehirde daha altmış birinde gerçekten ölüverdi. ve ben ertesi gün anca varabildim onun bir zamanlar yaşadığı şehre . tüm merasimler bitmişti ve bana evin büyük oğlu olarak evde gelen misafirlerin taziyelerini kabul etmek düşmüştü.hayat gerçekten garipti.senin tanıdığın ve yahut tanımadığın bir çok insan elini sıkıyor ve yine senin yani kendimin bile az tanıdığı babam için bir şeyler söylüyor ve ben onları onaylıyorum.
hay allah ! konu nerelere geldi.oysa ben sandalyemde oturmuş geceye yakın bu vakit dışarıda ara arada camıma vuran yağmuru izliyorum.birden bire nedense duygusallaştım. bu aralar sıkça oluyor bu duygusal hallerim.böyle durumlarda bazen içiyorum,bazende yasaklı ana dilimde açtığım en dertli şarkıları dinliyorum.ama sonra sonra fark ettim ki Kürtçe halay şarkısı bile dinlese insan yine de ince bir hüzne kapılıyor. kim bilir belkide bu kadim halkın yüzyıllardır verdiği varoluş mücadelesinin verdiği bir etkidir.bilemiyorum .ama bana Kürtçe hangi şarkıyı dinlesem içimde ince bir sızı hissediyorum. elimde değil ne yapayım.
bazı uzmanlar ise aşırı duygusallaşma yı yaşa bağlıyor.zamanla çok yoğun geçen hayatın içinden gelenlerin tepkileri eskisi gibi güçlü olamıyor karşılaştığı bir üzücü olay ,yada hüzünlü bir şarkı da olabilir bu aşırı duygusal tepkiler verebiliyor ,hatta bazende ağlayabiliyorlar diye açıklıyorlar. evet yarım asra yakın bir yaşım var ama ben bunu yaşa bağlamıyorum.hatta ağlamayı sevmeme rağmen çocukluk hariç çabucak büyüdükten sonra ağladığımı hiç hatırlamıyorum.hayır, hayır benim duygusallığım yaşla alakalı değil benim yüreğim ince ve naif.evet yapı olarak iri kıyım oldukça heybetli bir yapım var ama yüreğim hiç de bedenimle alakalı olmayacak kadar savunmasız ve zavallı.
biliyorum çünkü bu yürek çok üzüldü, çok kırıldı, çok hırpalandı.bir çok kere sevme gafletinde bulundu, ve bir çok kere yolda bırakılıp paramparça edildi.çok zaman yüksek topuklarıyla güzel bir kadın çiğnedi onu,çok zamanda bazı kadınlar alaycı kahkahalarıyla kırdı onu.ah be yüreğim sevmeyi neden hep bu kadar çok sevdin ki?
kendimi bildim bileli hep sevdim ben doğayı sevdim, hayatı sevdim, hayvanları sevdim, insanları sevdim en çok da kadınları sevdim. ama bu yüreğimi en çok kadınlar üzdü, hırpaladı.yinede kızamadım ben onlar güzel olan sevmekti ve ben güzel olanı seçmiştim sevmiştim. onlar güzel şeyi yani sevmeyi seçmiyorlar sa varsın onlar yansın derdine!ama hassas bir yüreğin olmayacak arkadaş yoksa hiç acımadan sıçıyorlar yüreğinin içine .bunu anladım geçte olsa anladım.anladım da ne oldu ki hala karşılıksız sevmelere devam ediyorum. içim platonik ve karşılıksız aşklar mezarlığı oldu. üstüne çiçek getiren getirene.
ağzım burnum kurudu.gidip bir kahve mi yapsam? acaba çay mı demlesem? evde içkim yok yani fazlada bir alternatifim yok aslında.
yada boş ver bur da bu sandalye üstünde biraz daha oturup şiddetini artıran yağmuru izlemeye devam edeyim. hem böylece , belkide uykum gelir uyurum. kaç gecedir uyuyamıyorum.yada yarım pörçük uykularımın arasından kabuslar içinde uyanıyorum.sonra yatağın içinde sabaha kar dolan dur, yastıkları değiştir dur .
gördüğüm kabuslar hep aynı çok derin bir uçurumun başındayım ayağımın altındaki toprak kayıyor ve bende yükseklik korkusu var. neyse ki uçuruma düşmeden uyanıyorum.ama bu sefer de sabaha kadar yatağın içinde yarı uykulu gözlerle kendimle savaşıyorum. oysa o kabusun içinden uyanmasam düşsem uçurumdan aşağı belki de bana iyi gelecek .en azından yükseklik korkum geçecek.hem insanlar rüyalarında ölmezmiş derler, mesela yüksek bir yerden mi düşüyorsun ya kanatların beliriveriyor, yada bir pamuk tanesi gibi iniyorsun dibe. gerçek hayat öylemi?acılar öyle bir zalimce vuruyor ki yüzüne , hayat öyle acımasız ki uçurumların dibini görmeden paramparça oluyorsun.
Oof, of bende amma dertli imişim sandalye de oturmuş yağmuru izleyeyim dedim bir araba yazı çıktı arkasından. iyi ki yazabiliyorum içimdeki yaraların kabuğunu kaldırıp yaralarımı size gösterebiliyorum. buda az bir şey değil hani en azından çabuk iyileşiyor. ben öyle hissediyorum. o yüzden yazmaya ve içimde ki yaraları size göstermeye devam edeceğim.bakalım nereye kadar
(içimdeki yaralar) i. akan














