4
Hocam, siz 650’ye yakın yaşamınızda masal, şiir, öykü, ders kitapları vs. yayınlandınız. Ben de yaşamını, çocukların eğitimini adayan bir yazarım, şairim ve sosyal pedagogum.
Siz de rica etsem gerçekten bu çocuk edebiyatı konusunu birazcık açar mısınız? Biraz önce programa girmeden de konuşmuştuk. Türkiye’de bu konuda güzel sanatlar alanında, bildiğim kadarıyla bir tek, eski Hacettepe Güzel Sanatlar Bölümü rektörü olan Hasan Pekmezci’nin birkaç ciltlik bir çalışması var. Bir hayli de yayınlanmış makalesi var.
Ben ondan çok etkilenmiştim. Ama sizin yaşamınızı incelerken bu çocuk edebiyatına özellikle eğilmeniz dikkatimi çekti. Bu konuda hiç zorlandınız mı? Çünkü farklı bir alan. Resimlemeyi herkes yapıyor, şiiri herkes yazıyor. Masalı, öyküyü herkes bir biçimde okuduklarıyla anlatıyor, yazıyor. Ama çocuk edebiyatı başlı başına bir derinlik, başlı başına bir incelik, estetik. Siz bu düşünceye nereden geldiniz? Bu konu üzerinde çalışırken hangi zorlukları yaşadınız ve yaşadığınız zorlukları hangi metotlarla, araçlarla bertaraf ettiniz biraz açar mısınız? Bize anlatır mısınız?
“Değerli dostum, arkadaşım Molla, bizim dönemimizde, bizim köyümüzde kapalılık vardı. Dağlar arasında kalmış bir köy. Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yer. Ben de oraya uygun bir insanım. On yaşıma kadar hiç okul, öğretmen görmedim. Onun için kültür çevrem hiç olmadı. Kültür çevrem olmadığı için dar çerçeve içerisinde, halkın kültürüyle, çevredeki kültürle beslendiğim için büyüklerle, yetişkinlerle ilgili herhangi bir anlatacağım bir şey yoktu. Ne şiir olsun ne öykü olsun. Hele roman falan da yazma aklımdan hiç geçmezdi.
Ama çocuk şiirlerini çocukça, oyalanarak, yazarak geçiriyordum. Ama ne zaman Köy Enstitüsü’nü bitirdim, köye öğretmen oldum. Öğretmen olduktan sonra ders kitaplarına yardımcı çocuk kitapları aradım.
Buna çok gereksinim duyuyordum. Derslerin çocuklarımıza daha faydalı olabilmesi için, kaynak kitapların da bulunması gerekiyordu. Konya’ya gittim, Akşehir’e gittim, Afyon’a gittim.
Birçok yerde kitap evlerini dolaştım. Çocuk kitabı aradım. Çocuklarıma, öğrencilerime vermek ve derslerine yardımcı olmak istedim.
Ama hiçbir yerde çocuk kitabı bulamadım. Ne şiir kitabı vardı, ne öykü kitabı vardı ne roman vardı. Birkaç piyes kitabına rastladım oralarda.
O piyes kitaplarını aldım, o piyesleri de köyde çocuklarla birlikte oynadık. Ama isterdim ki ben bayramlarda şiirler de okuyalım. Fakat şiir kitabı yoktu çevrede.
Hiçbir yerde yayın olarak çıkmamış. Bana ‘arama oğlum’ dediler. Bu kitabı bulamazsın.
Çocuk kitapları yok ki. Çocuğa değer veren yok ki. Çocuk kitabını önemseyen yok ki.
Hele 1940’lı, 1950’li yıllarda hiç çocuk kitabı yoktu. Ne roman vardı ne öykü vardı. Birkaç piyes dışında ne de şiir kitabı vardı.
Ben de kendi kendime ‘mademki kalem oynatıyorum, bir şeyler yazmaya çalışıyorum, neden çocuk şiirleri yazmayayım? Neden çocuk öyküleri yazmayayım?’ dedim. Neden yaşantımızı, okuldaki hayatımızı, köy eserlerinden öğrendiklerimizi, ufkumuzu açan, halkımızın da çocuklarımızın da ufkunu açan şiirler yazmayayım, öyküler yazmayayım.” Böyle düşündüm. Ve öğretmenliğimin ilk yıllarında, ilk aylarında çocuklarla ilgili şiir yazmaya başladım. Aynı zamanda öykü yazmaya başladım. Çevremizdeki hayvanlarla, insanlarla, çocuklarla ilgili, kuşlarla ilgili, ineklerle ilgili, köpeklerle ilgili ne gibi derslerimizde işliyorsak, hayvanlarımızın üretiminin nasıl yapılıyorsa, üretime yönelik insanlar nasıl geleceğe hazırlanıyorlarsa, ben de çocuk kitaplarına aktarmaya eğildim. O gün, bugündür de bu bir eğlence olarak girdiğim çocuk edebiyatında yararlı olduğumu düşünüyorum. Hatta bu konuda kazanç da sağladığımızı söyleyebilirim.”
Devam edecek














