YAŞLI BİR AYAKKABI-2
Diğeri, yaşlı ayakkabının dediklerini anlamamıştı ama, gene de kös kös dinliyordu.
Yaşlı devam etti sözlerine:
Sen de bilirsin, ayakkabılar olarak bizim de bazı kırmızı çizgilerimiz vardır. Her önüne geleni aramıza almıyoruz. Soylusu var, soysuzu var, hırsızı var, tecavüzcüsü var vesselam. Örneğin bir çiftayakkabıcamide bir namaz vakti bile geçirmiş olsa dahi aramıza almıyoruz onları. Maalesef çoğunluğu orada kötü yola düşüyorlar. Hemen hemen hepsinin sahipleri, kötülüğe yatkın bireylerden oluşuyor. Mal çalmak, haram yemek, komşunun karısına kızına, namusuna göz dikmek vs. Aramıza bilmeden karışsalar dahi, ne yapıp epim, onları her fırsatta içimizden ayıklıyoruz. Bunu zaman içinde sen de öğreneceksin. Çünkü ayakkabı olmak, ayak takımı olmakla ahlaksız olmak aynı şey değildir. Bizim, ilk aramıza giren gençlere verdiğimiz öğüt de budur. Şimdi ne demek istediğimi anladın mı?
Bir şey daha var, örneğin ülkede yapılan bir araştırmaya göre en büyük ayakkabı hırsızlığı camilerde oluyormuş. Sizin hiç aklınız alıyor mu? Adamlar ibadet için camiye gidiyorlar ve birbirlerinin ayakkabılarını çalıyorlar. Yuh artık, olacak şey değil. Ama bu ülkede oluyor işte, ne yaparsınız. Tabi biz verdiğimiz mücadeleyle bunları da ortadan kaldıracağız.
Genç ayakkabı, ihtiyarı dinlemekten sıkılmış gibiydi. Burnunun ucuyla diğerine dokunarak
-İhtiyar, senin de çenen düştü maaşallah, yarım saattir konuşuyorsun, hala ne demek istediğini kavramış değilim vallahi. Biraz da bizim şu karşı dairede kalan sarışın kadının uzun konçlu çizmelerinden bahsedelim istersen, ne dersin? Doğrusu ben onların da aramıza sokulmasından yana değilim. Kısa, uzun botlar neyse de, o uzun konçlu çizmeleri nedir öyle? Balıkçın kuşları gibi.
-Güldürme beni çocuk. Onlarında içinde derbederleri var. Onlar da en kısa zamanda çuvala doldurulup çöpe atılanlardan, biliyorsun değil mi? Ne yapsınlar; onlar da moda kurbanı işte. Unutma, biz madurdan yanayız. Peki ya o askeri postallara ne diyorsun? Şu Suriye Irak sınır ötesi operasyonlara katılanları diyorum.
-Canım, giyen soysuzsa, botun günahı ne?
-İhtiyar, kıvırma şimdi.
-Hiç de kıvırdığım yok, dün bizim askerlerimiz, senin o beğenmediğin botlarla Ulusal Kurtuluş savaşına da katıldılar, biliyor musun? Öyle geveze ördek gibi bilip bilmeden konuşma! Üç kuruş aklınla bir de politika yapmaya kalkıyorsun.
-Tamam tamam, kızma canım. Benim aklım o kadara ermiyor, kusura bakma. Evet, sen haklısın. Ama bir şey daha var. Bence şu körüklü çizmeleri dahil edebiliriz mesela; öyle değilmi?
-Bulursak evet. Onlardan da kalmadı ki. Belki şu “Çatıya atılan eski radyolar” gibi, onlar da çöpe atılan olduysa, bulur katarız aramıza. Neden olmasın?
İki ayakkabı konuşurken, merdivenlerden bazı sesler, gürültüler geldi. Hem yaşlı ayakkabı hem diğeri birden nesne durumuna geçerek sustular. Gelenler, saat 8.00 sularında Üst kattaki postacı Zühtü Bey’in kızını oğlanlarına aramak için çıkan, banka emeklisi Hıfzı Bey’in ailesiydi. Keyifleri de pek yerindeydi doğrusu. Mutlaka Zühtü Bey Kızı Nedime’yi vermiş olmalıydı. Çünkü oğlan ağzını yaya yaya:
-Baba, nişanı üç ay sonra yaparız değil mi? diyordu.
Ancak Hıfzı Bey hiç de öyle hesapsız kitapsız iş yapanlardan değildi. Birden çıkıştı oğlana:
-Yok öyle yağma, Önce okulunu bitir, evinin eşyalarını düz; beyaz eşya, televizyon, koltuk falan, o zaman düşünürüz! Her şeyi de bizden bekleme canım dedi.
-Ama babaaaa!.. diye yaydı yine oğlan ağzını.
FakatHıfzı Bey için konuşma bitmişti. Karısı Hatice Hanım ise kesinlikle baba oğul arasına girmezdi. Hıfzı Bey elindeki anahtarla dairenin kapısını açarak, arkadan gelenlerle birlikte süzüldü içeri.
İçeriye girenlerden geriye arkada dört çift ayakkabı, bir iskarpin, bir bot, bir de Hatice Hanım’ın giydiği kahverengi, topuksuz, üzeri yan sarı şeritli, beyaz metal tokalı ayakkabıları kaldı. Birden ayakkabılar arasında bir sohbet başladı. Ancak bu sohbetten ziyade ölçüsüz bir hamam gevezeliğini andırıyordu. Kimse kimseyi dinlemeden her kes bir şeyler söyleme derdindeydi.
Birbirine benzeyen diyaloglar aşağı yukarı şöyleydi:
-Kara yüzlü pandufla, ne o surat öyle. Renkli naylondan imal edilmiş şıpıdık terlik diyordu bunu.
Ama diğeri aldırmadı. Halsiz ve yorgundu çünkü. O da beş altı yıldır giyiliyordu. Ne burnu, ne ökçesi ne de topuğu kalmıştı yırtılmadık.
-Yaşlılara dokunma, dedi, Hıfzı Bey’in yeni değiştirilmiş lastik topuklu ayakkabısı. Diğeri uzatmadı, sustu hemen.
-Bu iş olmaz. dedi Hatice Hanım’ın, sarı tokalı kahverengi, tabanı düz ayakkabısı da, araya girerek. O kaynana olacak kızın anası pek huysuz. Görmediniz mi, misafirler içeri girerken ayakkabıları düzeltir gibi yapıp, hepimizin üstüne tükürdü kaltak.
-Canım, o,tozunu silmek için yapmıştır öyle.
-Evet, evet, ben de öyle düşünüyorum. Bana göre kadın iyi niyetli birine benziyor. Beni de nasıl düzelterek en ön sıraya koymuştu.
Az önce uzun uzun konuşan ihtiyar ayakkabı bu yersiz dedikodulara iyice kızmıştı. Karşı kapı eşiğinden seslendi onlara:
-Tanrı aşkına siz ne geveze olmuşsunuz böyle. Bir kat yukarı komşu gezmesine gittiniz diye etmediğiniz laf kalmadı. Hem ben geçen akşam ne demiştim sizlere? Hatırlayın lütfen.
-Tamam babalık, şu birlik ve beraberlikten, isyandan bahsediyorsun sen.
-Evet ya! Diğerlerine de durumu anlattınız mı bakalım? Biz örgüt olarak en kısa zamanda şu ana caddede büyük bir yürüyüş yapacağız. Hepimizin bizi giyenlere baş kaldırmamız gerekiyor. Yoksa topumuz birden, çifter çifter dama atılacağız.
-Vallahi çok haklısınız. dedi, kırmızı deri bir ayakkabı.
-Ben ihtiyara hak veriyorum. dedi kıyıda duran pandufla. O da ilk defa konuşuyordu.
-Bu cumartesi herkes hazır olsun. Şadırvan’ın oradan başlayıp Tahir Ün caddesinden ta Eski Gar’a kadar yürüyeceğiz. Slogan atmak serbest, yalnız vitrinlere saldırmak, sağa sola tekme atmak gibi terörist tavırlar asla olmayacak. Şimdi herkez şuiki gün içinde nereye giderse gitsin, bu söylediklerimi aktaracaksınız. Yoksa sahiplerinizden önce sizi çuvallara doldurup ben atarım dama.
Yaşlı ayakkabının bu sert çıkışına kimse karşı çıkmadı. Herkes başıyla evetleyerek sus pus oldular. Böylece eylem kararı da alınmış oldu. Bu gün Perşembe akşamı ve saat 23.30 sularıydı. Son hazırlıklar için sadece bir günleri vardı.
***
Devamı var…














