Kan, Kahve, CECOT, FMLN
Amerikanın en küçük ülkesi El Salvador’un toprağı, kahve kokusuyla kanın izini taşır. 1932’de La Matanza’da, volkanlarla çevrili sarp coğrafyada 30.000 köylü, makineli tüfeklerle taranarak can verdi. Martínez, “Ölüler zarar vermez,” dedi; sözleri, ölüm mangalarına rehberlik etti. Köylüler onca kurbanın ardından “Aç toprak kan içer,” diye yas tuttu. Toprakların %77’si, “On Dört Aile” denen bir avuç insanın elindeydi. 1973’te petrol krizi yoksulları bıçak gibi kesti; işsizlik %45’e tırmandı. San Salvador’un taş konaklarında şampanya bardakları dolarken, arka sokaklarda cesetler birikiyordu. Bu eşitsizlik, köylüleri isyana sürükledi. Toprak, adaletsizliğin ağırlığını taşıyordu.
Güney Amerika’da “dünya köpek kemikleriyle dolu” derler. Büyük şair Dalton: “Öldüğün gün seni çırılçıplak yere yatırırdım ki, tertemiz dağılabilesin toprağa.” diye yazmış ve fakat 1975’te yoldaşları tarafından, “ihanet” suçlamasıyla infaz edilmişti. Şiirleri, dağlarda umudun ateşiydi. Argueta, bir köylü kadının dilinden halkın kederini aktarmıştı: “Askerler kocamın tırnaklarını çektiler, ‘Acı komünistlere yakışır’ dediler.” 1979’da savaş patladı. Topraksız köylüler, işsiz gençler, öfkeli öğrenciler, Martí’nin adıyla beş sol örgüt elele verip FMLN’yi kurdu. Sovyet silahları, Küba desteğiyle güçlendiler. İçlerinde karanlık bir öfke vardı; kendi komutanlarını yok ettiler. Yani umut bile, kanla yoğruldu. Savaş, hem düş hem yara olarak yükseldi.
Mücadeleye destek veren rahip Romero, 1980’de, kilisede dua ederken kurşunlandı. Bir gün önce, “Tanrı adına, kan dökmeyi bırakın,” diye yalvarmıştı. Katilleri, D’Aubuisson’un adamlarıydı. Cenazesinde 30.000 kişi toplandı; hükümet cenaze konvoyuna kurşunlarla saldırmış, 42 kişiyi vurmuştu. D’Aubuisson, “Ben ölümüm,” dedi. ABD, El Salvador’u “komünizme karşı kale” saydı, 6 milyar dolar akıttı. Ölüm mangalarının en ünlüsü Atlácatl Taburu, Panama’da eğitildi; işkence, infaz öğretildi. CIA, katliam raporlarını sümenaltı etti. Küba, Nikaragua, gerillalara silah taşıdı. Soğuk Savaş, bu küçük ülkeyi kanlı bir satranç tahtasına çevirmişti.
Atlácatl Taburu, El Mozote’de 1000’den fazla insanı katletti. 1981’deki katliamda Rufina, 9 yaşında bir çocuktu, çalılıkların arasına saklandı. “Annem ‘Sakın ağlama!’ diye tembihlemişti,” dedi. Görgü tanıklarından bir diğeri: “Kız kardeşimi süngülediler, bebek kardeşimi kayaya çala çala kafatasını parçaladılar” demişti. Cesetler, napalm bombasının ateşiyle yok oldu. Oysa ABD, “Solcuların uydurduğu yalanlar, kanıt yok,” diyerek haberlerin yayılmasını engellemişti. Sumpul Nehri’nde 600 köylü, Honduras askerleriyle tarandı; nehir kızıl renkte aktı. Monterrosa, “Çocuklar ileride gerilla olur,” diyerek herkesi hedef aldı. Emziren gerilla fotoğrafıyla bilinen Carmen, 16’sında, bebeğiyle dağa çıktı. Köylüler, “Yağmurda yürümesini bilmeyen, kasırgada kaybolur,” derdi. Savaş, masumiyeti yuttu; kederi kaldı.
1987’de Esquipulas Anlaşması umut ışığıydı, sönüverdi. 1989’da FMLN, San Salvador’a saldırdı; kazanamadı ama hükümetin zafer hayalini de bitirdi. Atlácatl Taburu, 6 Cizvit rahibi, bir ev hanımı ve kızını öldürdü. Haber duyulup Dünya tepki gösterince, ABD El Salvador hükümetine yardımları kesme tehdidi savurdu. Müzakereler dört kez çöktü: Caracas, Cenevre, San José, Mexico City. Alvaro, “Tarafları bir binada tuttum,” dedi. Kilise, “Katillerle bile konuşulur,” diyerek baskı yaptı. Soğuk Savaş bitince, ABD geri çekildi; El Salvador artık yük olmuştu. Barış, kanlı patikalardan doğdu, ancak bedeli ağırdı.
San Salvador’da bir pastanede, Joaquín ve David, 1991’de buluştu. Mısır pastası yerken, ölüm tehditleri havadaydı. FMLN, orduyu dağıtmak, toprak reformu, katillerin yargılanmasını istedi. Hükümet, silah bırakılmasını, zenginlerin dokunulmazlığını savundu. Kadın gerillalar masada yoktu; sadece Maria Julia konuşuyordu. 1992’de Chapultepec Anlaşması imzalandı. Ordu küçüldü, FMLN silah bıraktı, yeni bir polis teşkilatı kuruldu. Zenginler korundu, toprak reformu eksik kaldı. Gerilla komıtanı Schafik, “Adil değilse de tek mümkün yol barıştı,” dedi. Sokaklar sevinçle doldu, derken umut çabuk soldu.
1992’de 8.552 gerilla silah bıraktı. BM, onlara 300 dolar ve birer çadır verdi. Çoğu, dağların verimsiz topraklarına sürüldü. Julio, tek bacağıyla, “Trafikte şarkı söylüyorum, 2 dolar kazanıyorum,” dedi. Carlos, “Helikopter sesinde yere kapanıyorum,” diye anlattı. FMLN, siyasi parti oldu; 2009’da Mauricio ile başkanlığı kazandı. Eski gerillaların yolsuzluk ve kavgaları idealleri gömdü. 2019’da seçimleri kaybettiler. Hector, “Devrimciler devleti yönetemedi,” dedi. Barış, mezarlık kadar dilsizdi, acı, biçim değiştirdi. Savaşın izleri yüreklerde kaldı.
Savaş, 75.000 can almış; 8.000 kişi kaybolmuştu. Nüfusun beşte biri evsizdi. Köyler silindi, yollar çöktü. Christina, 3 yaşında süngülendi; María, Sumpul’da boğuldu; Carmen’in oğlu, annesinin cesedi başında ağladı. Hakikatler Komisyonu, suçların %85’ini orduya, %15’ini FMLN’ye bağladı. Katiller yargılanmadı. Toprağın %80’i zenginlerde kalmaya devam etti. Silahlar sussa da, zihinler hâlâ savaşta. Özcesi barış, kâğıt üzerinde bir sözdü; yaralar kanamayı sürdürdü.
Direniş, sanatla nefes almıştı. Gerillalar, Guazapa’da Karton Evler’i mırıldadı: “Aç çocukların olduğu yerde özgürlük yalandır.” El Salvador şarkısını dünya sevdi: “Kaplanlar özgürlüğü ezse de, fareler direnir.” Masum Sesler’de Chava, “Ölü taklidi yaptım,” demişti. Romero filmi, Başpiskopos’un, “Zulüm süremez,” sözünü izleyicilere taşıdı. El Mozote’nin kuyuları kemikle dolu; Rufina’nın çığlıkları dağlarda yaşıyor. David, “Adaletsiz barış, barış değildir,” diyor. Toprak, kanla sulandı, yine de adalet yeşermedi.
Bir zamanlar El Salvador’un umut taşıyan üç figürü: gazeteci Mauricio Funes, öğretmen ve eski gerilla Salvador Sánchez Cerén, ekonomi uzmanı Sigfrido Reyes. Her biri, halkın güvenini kazanarak ülkenin kaderine barıştan sonra yön verme sorumluluğunu üstlendi. Ancak zamanla, bu güveni sarsan yolsuzluk iddialarıyla karşı karşıya kaldılar. Funes, 2016’da Nikaragua’ya sığındı; 2025’te orada hayatını kaybetti. Sánchez Cerén, 2021’de aynı ülkeye kaçtı ve vatandaşlık aldı. Reyes ise Meksika’ya sığınarak yargıdan uzaklaştı. Bu olaylar, FMLN’nin itibarını zedeledi ve 2024 seçimlerinde mecliste temsil edilememesine yol açtı. İktidarın zehirlediği bu çöküş, halkın kalbinde derin bir hayal kırıklığı olarak kaldı.
Bugün El Salvador, barışın yükünü taşıyor. Yeni lider Bukele, cinayetleriyle meşhur ülkeyi bir yandan kripto para üssüne çevirip refahı artırırken bir yandan da dünyanın en azılı katillerinin tutulduğu CECOT hapishanesi gibi caydırıcı araçlarla sokakları neredeyse çetelerden temizledi, ölümleri durdurdu. Ancak bu sıradışı yöntemlerle özgürlükler de zedelendi. Gençlerin %60’ı ülkeyi terk etmek istiyor. El Mozote’de anma törenleri yapılırken devlet katılmıyor. Komutanlar öldü, sustu, sürgüne gitti. Dağlarda kurşun delikli mataralar kaldı. Toprak reformu hayal kırıklığı oldu. Halk, “Acı bitmedi, rengi değişti,” diyor. Savaşın izleri, sarp yamaçlarda, dikenli çalıların arasında duruyor.
El Salvador, kan ve kahvenin birbirine karıştığı bir iksirdir. Bu iksir, 1932’den 1992’ye, eşitsizlik ve zulümle, milyonların hayatına mal oldu. Barış geldi, silahlar durdu, adalet eksik kaldı. Acılar rakamlarda değil, halkın sevdiği şarkılarda ve masallarda yaşatılıyor. Bir zamanlar Köylüler, “Kanla sulanan toprak, bir gün ürün verir,” derdi; fakat hasat adaletsizdi. Savaş bitti, mücadele sürüyor: eşitsizliğe, unutuluşa, cezasızlığa karşı. El Salvador son satırı eksik bir destan sanki. Barış, silahların susması değil, yaraların sarılmasıdır. O yaralar, hâlâ kanıyor.
28.05.2025
Seyfi Elçiboğa














