Açe, Hint Okyanusu’nun azgın dalgalarının kıyılarını dövdüğü, dağların ceset koktuğu bir coğrafya. Bu topraklar, ne petrolün siyah parasına ne de barışın beyaz bayrağına teslim oldu. Sömürgecilerin boru hatları, generallerin kurşunları ve şirketlerin kâr hırsıyla acı bir hikâye yazıldı. 1971’de Arun gaz sahasının keşfiyle başlayan talan, Açe’yi küresel sömürünün pençesine düşürdü ve halkın alın teri Jakarta’nın kasalarını doldurdu. Açe’nin vadilerinde yakılan türküler, direnişin bitmediğini gösteriyor: Toprak, kanlı mürekkeple yazar son sözünü.
1971, Açe’de ExxonMobil’in devasa boru hatlarının köy mezarlıklarının altından geçirildiği, kutsal toprakların delik deşik edildiği yıl oldu. Petrol ve gaz gelirinin %90’ı merkezi hükümete, Jakarta’ya aktı. Açe’ye kalan %10’luk pay; ne okullara öğretmen, ne hastanelere ilaç ne de çocuklara ekmek getirdi. Jakarta’daki elitler “kalkınma” masalları anlatırken, Endonezya’nın Jakoben milliyetçiliği; Açe’nin tarihsel özerkliğini ve İslami kimliğini yok sayarak merkeziyetçi bir ulus-devlet dayattı. Sukarno’nun anti-emperyalist söylemleri, bağımsızlık sonrası tüm etnik grupları “Endonezya” bayrağı altında birleştirme iddiasıyla Açe’yi ezdi. Suharto’nun otoriter rejimi, bu baskıyı daha da vahşileştirdi. Açe, ekonomik bir sömürgeye dönüştü; zenginlikleri talan edilirken halkı sefalete mahkûm edildi.
1976’da bu adaletsizliğe karşı bir isyan ateşi yandı. Gerakan Aceh Merdeka (GAM), Hasan di Tiro’nun liderliğinde kuruldu. Di Tiro, Açe’nin Osmanlı’yla bağlarını, tarihsel bağımsızlığını ve İslami kimliğini vurgulayan bir ideologdu. GAM’ın ideolojisi, Açeli etnik milliyetçiliği ve İslam’ı merkeze alarak anti-kapitalist ve anti-Batı tonlarla şekillendi. Di Tiro’nun 1982 tarihli günlüğündeki “Özgürlüğün bedeli kanla ödenir” sözü, hareketin ruhunu özetledi. GAM, Jakarta’nın ekonomik talanına ve kültürel asimilasyonuna karşı bağımsızlık hayalini yeşertti.
1970’lerde küçük bir gerilla grubu olarak başlayan hareket, 1990’lara gelindiğinde halkın öfkesini arkasına aldı. Endonezya ordusunun (TNI) vahşete varan yöntemleri, GAM’ın büyümesini hızlandırdı.
1990’larda Açe, Askeri Operasyon Bölgesi (DOM) ilan edildi. TNI, sistematik bir imha politikası yürüttü. Köyler yakıldı, tarlalar ateşe verildi, insanlar evlerinden sürüldü. Kadınlar, “askeri bordrolara” kaydedilerek tecavüz kamplarına hapsedildi. Çocuklar zorla asker yapıldı; bazıları kendi köylerini yakmak zorunda bırakıldı. 1998’de Beutong’da 30 köylünün cesetleri domuz çiftliğine atıldı. Bir TNI subayının günlüğüne yazdığı itiraf, zulmün soğuk yüzünü ortaya koydu: “Bugün 15 ceset gömdük. Anneler ağlamasın diye kulak zarlarını patlattık. Bu işten nefret ediyorum ama emir emirdir.” Bu vahşet, Açe halkını GAM’ı desteklemeye itti. Köylüler, Jakarta’ya duydukları güvensizlik ve ekonomik adaletsizlik nedeniyle GAM’ı bir umut olarak gördü.
1999’da Lhokseumawe’de bir köy alevler içinde yok edildi. 15 yaşındaki Muhammed İskandar, yanan evinin önünde defterine şu sözleri kazıdı: “Kitaplarım alevler içinde uçarken, annemin Kuran’ı dumanla karıştı. Askerler gülüyordu. Bizim olan her şeyi yok ettiler; şimdi petrol kuyularına ‘kalkınma’ diyorlar.” Bu sözler, yalnızca bir çocuğun acısı değil, bir neslin kaybolan kimliğinin özetiydi. 2000’lerde, Suharto sonrası reformasi dönemi, GAM’ın halk desteğini artırdı. İşsizlik ve yoksulluk, gençleri bağımsızlık idealine yöneltti. GAM’ın “bağımsızlık ya da hiç” sloganı, kimliksiz bir neslin öfkesini ateşledi. Ancak destek homojen değildi; bazıları ideolojik bağlılıkla, bazıları ekonomik çaresizlikten saflara katıldı.
2003’te sıkıyönetim, katliamı bir montaj hattına dönüştürdü. Lhokseumawe’deki bir kışlada bulunan 54 kafatasından birini, kızını arayan bir anne, hâlâ parlayan altın kolyeden tanımıştı. BM raporları, 2001-2004 arasında 12.000 kişinin “kaybedildiğini” yazdı, ancak gerçek rakamlar köylerdeki isimsiz mezarlarda saklı kaldı.
26 Aralık 2004’te, Hint Okyanusu’nun öfkesi Açe’yi vurdu. Tsunami, 170.000 can aldı; evler, köyler, hayaller sulara gömüldü. Tsunami, bir felaket olduğu kadar uluslararası sermaye için bir fırsat oldu. BM ve ABD’nin “insani yardım” konvoylarının ardında silah tacirleri ve petrol şirketleri vardı. Jakarta, dünya kameralarına “Açe’yi yeniden inşa ediyoruz” derken, ExxonMobil’in boru hatları tsunami öncesine kıyasla %50 daha fazla gaz pompalamaya başladı.
2005’te Helsinki Anlaşması, GAM’ın bağımsızlık talebinden vazgeçmesiyle imzalandı. Endonezya Dışişleri Bakanı’nın ABD Büyükelçisi’ne sarf ettiği cümle basına sızdı: “Petrol akışı devam edecek, gerisi hikâye.” Anlaşma, Açe’ye %70’lik gelir payı vaat etti, ancak Jakarta’nın vergi politikalarıyla bu pay %40’a düştü. Eski gerillalar, “sosyal entegrasyon” adı altında taksi şoförlüğüne, inşaat işçiliğine mahkûm edildi. ExxonMobil çalışanları için golf sahaları, köy okullarının enkazı üzerine inşa edildi. 22 yıl dağlarda savaşan GAM komutanı Teuku Alamsyah, şimdi bir gecekondu mahallesinde yaşıyor: “Dağlarda özgürdük. Şimdi Jakarta’nın pasaportuyla ‘vatandaşız’. Barış dedikleri, işgalin beyaz eldiven giymiş hali.”
Helsinki Anlaşması’nın mimarı Martti Ahtisaari, 2012’de şu itirafta bulundu: “Barış, tarafların zafer hissettiği değil, kaybetmekten korktuğu anda imzalanır.” Peki, kim kaybetmekten korktu? ExxonMobil, Arun’daki faaliyetleri durdurmamak için yılda 1 milyar dolar lobi yaptı. Endonezya ordusu, 150.000 askerini “istikrar” adı altında Açe’de konuşlandırmaya devam etti. Avrupa Birliği, “barış fonlarından” 500 milyon Euro’yu Jakarta’nın kontrol ettiği şirketlere aktardı. Anlaşma, silahları sustururken sömürüyü derinleştirdi. Açe, hayaletler coğrafyasına dönüştü.
2023 verileri, gerçeği gözler önüne seriyor: ExxonMobil’in Arun sahası, 2022’de günde 1,2 milyar metreküp gaz üretti, ancak Açe’nin 5 milyonluk nüfusunun %30’u yoksulluk sınırının altında. Gençlerin %30’u uyuşturucu bataklığında, kadınların %60’ı petrol atıklarıyla kirlenmiş tarlalarda çocuklarını beslemeye çalışıyor. Eski GAM üyelerinin yalnızca %40’ı kalıcı iş bulabildi; geri kalanı inşaatlarda, tarlalarda günlük işçi olarak hayatta kalmaya çalışıyor. Jakarta’nın 2023 bütçesinde Açe’ye ayrılan payın %40’ı hâlâ merkezi denetime tabi.
Açeli kadınlar, direnişin görünmeyen kahramanları oldu. Soraya Kamaruzzaman liderliğindeki Açe Kadınlar Ligi (LINA), eski düşmanları barış masasında buluşturdu. Ancak Soraya’nın 2022’deki sözleri, barışın kırılganlığını yansıtıyor: “Kadınların %70’i fiziksel şiddete uğruyor. Ordunun ‘barışı’, kadın bedenlerinde sürüyor.” Zeynep, DOM döneminde kocasını kaybetti. Şimdi bir balıkçı kooperatifiyle ayakta duruyor: “Erkekler savaşırken biz çocukları sakladık. Şimdi balık ağlarımızla ekonomiyi yeniden örüyoruz. Ama petrol şirketleri denizi zehirliyor; tuttuğumuz balıkların ciğerleri siyah.”
Açe’de 18-25 yaş arası gençlerin %58’i “kimliksiz” hissediyor. İslami okullarda yetişen bir genç, “Bize ‘Endonezya vatandaşı’ diyorlar, biz Jakarta’da iş bulduğumuzda ‘Açeli terörist’ muamelesi görüyoruz” diyor. Sosyal medyada #AcehBangkit etiketiyle isyan büyüyor. Gençler, TikTok’ta TNI’nin katliamlarını belgeliyor, Twitter’da gündem yaratmaya çalışıyor: “Büyüklerimiz silah bıraktı, biz klavyelerle savaşıyoruz.”
Tsunamide kaybolan 9 yaşındaki Raudha’nın kırmızı kurdelesi, annesi Halise’nin elinde bir özgürlük yemini sanki. Halise, her sabah okyanusa sesleniyor: “Kızımın ruhu, bu topraklarda özgürlük için savaşanlarla. Barış, ancak onların intikamı alındığında gelecek.” Eski bir gerilla olan Marzuki, şimdi bir palmiye plantasyonunda günde 2 dolar karşılığında çalışıyor: “Silahımı bıraktığımda bana ‘özgürlük’ vaat ettiler. Şimdi Jakarta’daki generallerin akrabasının emrinde çalışıyorum. Tarlalarımızı gasp edip palmiye dikiyorlar. Bizse açlıktan ağaç kabuğu yiyoruz.”
Açe’nin dağlarında çalınan Rapa’i Pasee türküleri, Endonezya ordusunun susturmaya çalıştığı bir gerçeğin ritmi gibi: Direniş asla ölmez, yalnızca şekil değiştirir. Helsinki Anlaşması, barışın kırılganlığını öğretti. Eşitsiz müzakereler barış getirmez. GAM, uluslararası baskı eksikliği nedeniyle Jakarta karşısında zayıf kaldı. Ekonomik adaletsizlik çözülmeden barış sürdürülemez. Açe’nin yoksulluğu, petrol zenginliğine rağmen devam ediyor. Eski savaşçıların entegrasyonu başarısız oldu; gerillalar işsizlikle yüzleşirken toplumsal huzursuzluk büyüdü. Son olarak, uluslararası toplumun desteği, barışın garantisi değil. Küresel aktörler, Açe’de petrol akışını halkın refahına tercih etti. Açe’nin trajedisi, kapitalizmin çarklarında öğütülen her halkın öyküsü. 170.000 canın ruhu, petrol kuyularının gürültüsüne karışırken, dağlardan dumanlar yükseliyor. Raudha’nın kırmızı kurdelesi, bir gün özgürlük rüzgârıyla gökyüzüne yükselecek mi bilinmez ama Açe halkı ancak o gün geldiğinde Leuser Dağı’nın yeniden yeşereceğine inanıyor.
27.05.2025
Seyfi Elçiboğa














