ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARI
26 Ağustos günü saat 22.00, Mehmetçik; Mercimek çorbası, ekmek, üzüm hoşafından oluşan son yemeğini yiyor. Sonra, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz, ileri” komutu geliyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten. Geldikleri gibi gidiyor sonunda işgal kuvvetleri. Bugün ve sonrasında 5000 dolayında şehit ve kayıp veriyoruz İzmir’e kadar. Cumhuriyet, vatan, bayrak ve özgürlük uğrunda canını feda etmekten sakınmayan kahramanlarımıza selam olsun.

.
.
İZMİR FUARI
Çocukluğu fuara yakın semtlerde geçenler çok daha iyi bilirler, günün büyük bir kısmı mutlaka fuarda geçerdi. Okul çıkışı oyunları, ailece akşam gezmeleri, hep fuar olurdu. Fuarın 5 ana kapısı vardı, biz Kahramanlar Kapısına yakın oturuyorduk. Hala var mı bilmiyorum, (Verem Savaş Dispanserinin ) karşısındaki kapının adıydı 26 Ağustos.
Fuar zamanı ise elbette bir başka renkli olurdu günlerimiz. Taştan kızların orada buluşurduk önce ailecek. Gül bahçesinin Ekici Över’e yakın tarafındaki banklarda oturur, evde annemin hazırladığı köfte, patates, biber kızartmasından oluşan ve çoook lezzetli olan akşam yemeğimizi yerdik. O sıralarda Yaşar Özel kapıda kuyruklu Cadillac’tan iner, alkışlarla programına başlayacağı salona geçerdi. Peşinde pek çok seveni, hayranı olurdu. Ne güzeldi o gül bahçesi. Yanındaki gazinoda, Beyaz Kelebekler, Barış Manço, Seyyal Taner, Parla Şenol, Nuri Sesigüzel, Erol Evgin , Ateş Böcekleri gibi ünlüler sahne alır, bizim yaptığımız gibi, halkın çoğu da dışarıdan programı dinler, geç saatlere kadar eğlenirdi.
Akasyalar, Lunapark, Çamlık Senar, Ada, Göl gibi gazinolara dönemin ünlü sanatçıları gelir, tüm Egeliler’in gözüne,gönlüne dokunurlardı. Göl gazinosunun efsane bir konuk karşılayıcısı vardı ki “Rus Generali” sanırdınız. Her bir yerinde apoletler, nişanlar, şapkasında armalar. Görsel bir şölendi fuar aslında konukları için. Tv lerin henüz evlerimizde olmadığı o günlerin boşluğunu İzmir fuarı ne de güzel doldururdu.
Erol Büyükburç bir keresinde yanımıza gelmiş, Özlem’e fotoğrafını imzalamıştı. Edip Akbayram da küçük bir armağan vermişti bizlere. Herkes birbirine ne kadar da yakınmış aslında o günlerde.
Bülent Ersoy, Sezen Aksu, Nüket Duru gibi sanatçılar henüz zirvede değillerdi. İbrahim Tatlıses’in ayağında kundura var mıydı? Bilmiyorum. Zeki Müren fuarın zirvesindeydi. Emel Sayın ‘ın onu izlediği günlerdeydik.
Tariş standı izdihamdan taşardı, taze sıkılmış üzüm şırası içmek için yarış olurdu. Sek o günlerde olmayan güzellikte yoğurt satar, alıcısına yetiştiremezdi. Ben de ailenin sıraya gireniydim. Ne mücedele etmiştim yoğurt ve şıra almak için.
Lunapark, balerin, dönmedolap, 5 atış 25, kahkaha aynaları, çarpışan arabalar. Çocukluğumuz gibi, hepsi çok geride kaldılar. O çarpışan arabalar yok mu, binmek de bir meseleydi. Herkes gözüne kestirdiği arabaya tur bitişiyle birlikte atlardı, artık kimin elinde kalırsa, o binerdi. Varsıl ailelerin çocukları 3-5 tur yaparlar, bize sıra gelmek bilmezdi.
20 Ağustos fuarın açılışıydı her yıl. O tarih İzmirliler’e okulların açılışının yaklaştığını anımsatırdı. Yazın sona ermek üzere olduğunu söylerdi. Yazdan güze dönerken mevsimler, fuar bize güzel günler yaşatırdı.
Ne hoş anılarımız olmuş, çocukluğum. Fuar denince “en güzel anılar”, güzel insanlar, komşular. Nevzat Usta, Nuran Teyze,Semra, Dr Sabit Bey, Diş Hekimi Necati Bey, Şule Teyze,Kemal, Süheyl, Enver Öğretmenim, Fuat Gözüm, Münevver Hanım.
Fuar eski neşesinden uzak. Turşucu, macuncu, dondurmacı istilasına uğramış. Ne Mogambo, ne Kübana’dan tatlı melodiler yükseliyor. Ne de ilk gençlik biralarını içtiğimiz bira, makarna bahçesi kalmış. Palmiyeler’in nezihliği yok olmuş. Fuar deyince öylesine değil işte, çok derin izleri olmuş.
Zeki Müren’in sesi en güzel şarkılarıyla kulağımda şimdi;
“Tadı yok sensiz geçen, ne baharın ne yazın”.















