Oturuyordu.
Gecenin içinde, sırtı duvara yaslı, televizyonun titrek ışığıyla aydınlanan odada.
Rüzgar esmiyordu.
Duvarlar hâlâ güneşin gündüzden kalan ağırlığını taşıyordu.
Hava yapış yapıştı.
Ev; dar, sessiz ve boğucu bir kutuya dönüşmüştü.
Açık televizyonda, kekeme bir spiker gece haberlerini okuyordu.
Yangınlar, hala devam ediyordu.
Ormanlar yanıyordu, alevler köyleri yutuyordu.
Toprak, canlı canlı kavruluyordu.
Bir yanda kadın cinayetleri, trafik kazaları, hırsızlıklar…
Her gün biraz daha artan bir yıkım.
Adam bunalmıştı.
Kalktı, bezgin bir hâlde balkona yöneldi.
Sırtını beton korkuluğa yasladı.
Gökyüzüne baktı.
Bir ışık gözüne vurdu.
Patlayan havai fişeklerin sesi bir anda sardı sokağı.
Gökyüzü, gürültülü bir ışık cehennemine dönmüştü.
Ama aşağıda, uzaklarda, ormanlar alevler içinde yanıyordu.
Kara dumanlar, yanan ağaçların öfkesi gibi gökyüzüne yükseliyordu.
Bir dağ başında, gece vakti çatışmaya tutuşmuş mermilerin dansı gibiydi bu yangınlar.
Adamın aklına, unutmak istediği o sevimsiz anılar geldi.
Midesi burkuldu.
Ansızın mutfağa gitti.
Dolaptan bir soda aldı.
Pencerenin kenarına vurarak açtı şişeyi.
Bir dikişte içti.
Ardından iğrenç bir geğirme,
peşi sıra ağzından usturupsuz küfürler döküldü.
Belli olmuştu:
Bu gece de kolay kolay sabah olmayacaktı.
İçinden geçirdi:
“Umarım zulamda yeterince cıgara vardır…”
Gökyüzünde hâlâ patlıyordu havai fişekler.
O ise bakmıyordu artık.
Çünkü göğsünün içi yanıyordu.
Çünkü ülke, üstüne basan bir kalas gibi duruyordu içinde.
Anlamıştı:
Bu topraklar, onun gibi hassas kalplilere göre değildi.
Yangınlar gibi, yavaş yavaş,
her gün biraz daha ölüyordu.
Gördüklerinden.
Duyduklarından.
Yaşadıklarından.
Acıyla. Sessizce.
Ve bir cümle geçti içinden, tıpkı son yutkunma gibi:
“Bizim derdimiz deniz değildi. Meramımız balığın derdini dinlemekti.”
Ama artık balık bile konuşmuyordu.
Deniz sustuğunda, insan daha çok susuyordu.
Ve o hâlâ orada oturuyordu.
Göğsünde pasaportsuz bir geminin hayalini taşıyordu.
O gemi hiçbir limana uğramıyor,
sadece içten içe onun düşlerini vuruyordu kıyıya…
(Hayatın içinden öyküler)
İ.akan














