Musa, Liseyi bitirdi. Köyde yaşayan ailesinin yanına gitmedi. Gecekondu mahallesinde İlhami ile birlikte kalmaya başladı.
Yaşadıkları bir göz odada, iki yatak vardı. Odanın bir ucunda çanak tabak, küçük bir tüp duruyordu. Odanın yanında küçük bir tuvalet ve lavabo.
Şehir burada bitiyor, önünden geçen yolun diğer tarafı boş tepeydi. Çevrede pek ağaç yoktu. Coğrafya dersinde öğrendiğimiz makilik topraklar başlıyordu.
Şehir, tarihi kale ile Gıcgıc dağı arasında geniş bir vadide uzanıyor. İkiye bölen dere, Taşköprü civarında ırmağa kavuşuyor..Köprüyü geçince üzüm bağları ve elma bahçeleri Topçam dağı’na kadar uzanıyor. İsmini, tarihi Plevne kahramanından alan cadde, ırmağın kıyısından başlayıp Sivas yoluna kadar devam ediyor. Şehirdeki Lise, üniversite, stadyum gibi merkezler aynı ismi taşıyor.
Taşhan’dan caddenin karşısına geçince gazete bayisi vardır.Hemen yanından bir kaç basamak ile çarşıya inilir. Buğday pazarını geçince, köprüden sonra gecekondu başlar. Bu noktada iki katlı bir bina vardır. Altında ayakkabıcı dükkanı bulunur. Yanından merdivenlerle üst kata çıkılır. Karşıdaki oda çay ocağı olarak kullanılır. Dar bir koridorun ucunda salon ,sağında ikinci bir oda vardır. Burası Kültür ve dayanışma Derneği’dir.
Musa, kısa sürelerle inşaatlarda çalışsa da, boş zamanlarını burada geçirmektedir. Sürekli işi olsun, sigortası olsun istemiştir. Tuğla fabrikasına girmiş, bir gün çalışmıştır. Cılız, zayıf vücudu fırından tuğla çıkarmasına o kadar yetmiş, ikinci gün servisi kaçırmıştır. İleride,o bir gün, onbeş gün olarak, sigortasını başlatmış, sürpriz olarak karşısına çıkmıştır.
O günler, Musa için geçiş dönemiydi. Üniversite sınavı sonuçları açıklanmıştı. Ege Üniversitesi’ni kazanmıştı. Memleketin diğer ucunda, nasıl gider, nerede kalırdı?
Bu günlerden birinde, derneğe iki kişi uğradı.Onları ilk defa görüyorlardı.
– Kimsiniz, ne iş yaparsınız ?
– İzmirde oturuyoruz, köyümüze gelmiştik, bu gün dönüyoruz. Zamanımız vardı, uğrayalım, dedik.
– Hey Musa, gel tanış arkadaşlarla, İzmir’de yaşıyorlar.
Çaylar içildi, koyu bir sohbet başladı. Yusuf;
– İzmir’e geldiğinde, beni bul dedi.
Musa’nın İzmir’e geldiğinde onu nasıl bulacağını bir kağıda yazdı.
On beş gün sonraya anlaştılar. Yusuf ile arkadaşı gittiler.
Musa yine de kaygılıydı. Koca şehirde nerede inerim, nerede kalırım. Gidip gitmeme konusunda tereddüt ediyordu.
Otobüs Basmane garajında durdu. Muavin, ”son durak, geldik” diye açıkladı.
Musa, otobüsten indi. Küçük bir sırt çantası vardı. Gerekli evraklar ve bir kaç giyecek. Otobüs yazıhanesindeki adama Konağa nasıl gideceğini sordu. Adam,
– Düz devam et, denizi görene kadar git. Otobüs durakları orada, görürsün.
Az gitti, uz gitti, denize ulaştı. İlk defa denizi görüyordu. Büyülenmişti, “yaşamak istediğim yer” diye düşündü..
Narlıdere otobüs durağını bulduğunda akşam olmuştu. Az sonra, otobüs geldi, yolcular boşaldı. Burası son ya da ilk durak olmalıydı. Bilet alarak boş otobüse bindi. Şoföre, “köprü durağında ineceğim, gelince haber verir misiniz?”
İlk binen yolcu olarak en arka koltuklardan birine oturdu. Kısa sürede otobüs doldu. Oturacak yer kalmadı. Duraklarda inen olmuyor, yeni yolcular biniyordu. Aralar dolmuştu, ön taraf, şoför, görülmüyor ve duyulmuyordu. Çaresiz yanındakilere Köprü durağını sordu.
-Daha çok gideceğiz, biz sana söyleriz, dediler.
Karanlık çökmeye başladı. Yanlış yerde inmekten korkuyor, önüne gelene köprü durağını soruyordu.
Otobüste adım atacak yer kalmamıştı. Yolcular homurdanıyordu, “yeter artık yolcu alma. İnen yok, sürekli yeni insanlar biniyor!”
Yine de otobüs sonraki durakta durdu. Yanındaki orta yaşlı kadın her durağı söylediği gibi, “İnciraltı” dedi. Ön kapıdan adım atacak yer bulamayan duraktaki yolcular, binmek için arka kapıya yöneldiler.
Arka kapıdan iki kişi bindi. Birden Yusuf, arka koltukta oturan Musa ile göz göze geldi. Nereden tanıyorum diye düşünürken, Musa’nın sevinç çığlığı otobüste “Yusuf!” diye yankılandı.
Birlikte, Köprü durağında indiler.
Musa, gökte ararken yerde bulmuştu Yusuf’u.
Yusuf, İnciraltı yurtlarının önündeki direniş çadırından geliyordu. Gece birlikte tekrar oraya döneceklerdi.
Musa, yedi ay kalacağı direniş çadırı ve yeni arkadaşları ile tanışacak, yeni bir dönem başlayacaktı.
Yusuf üç ay sonra siyasi cinayete kurban gitti. Cenazeyi almaya gelen İlhami ile öğrenci çadırında, o gece son görüşmeleri olacaktı.
Bir fırtına çıktı, ortalık zifiri karanlık oldu. Büyük bir sel geldi. Önüne kattığını alıp gitti. İnsanlar dört bir yana savruldu.
Musa, o günlerde, karanlıklar içinde yaşarken pencerede bir ışık gördü..
Bu rüya değilse, tesadüf hiç değil, belki mucizeydi. Direniş çadırında tanıştığı kız hayatındaydı. Kaybolan on yıla inat, bir çocukları oldu… Yaşam da tesadüf değil miydi?
Duran Çoban
09.12.2024, BURSA














