Hep bir eksiktim bu hayatta.
Hiç takım kaptanı olamadım mesela,
sınıf başkanı seçilmedim,
otobüs duraklarında hep bekledim,
hiç vaktinde gelmedi otobüsüm.
Yağmura yakalandım, şemsiyesiz,
fatura kuyruklarında, sinema gişelerinde
bir “Bilet kalmadı” sesi kazındı kulaklarıma.
Hep geç geldim, hep geç kaldım,
tuttuğum takımlar hep yenildi,
oynadığım atlar sonuncu geldi.
Bir lokantada önüme soğuk yemek kondu,
söyleyemedim, söylemesem boğazımdan geçmedi.
Çay ocağında hep en son ben hatırlandım,
“Yeni su çektim, biraz bekle,” dedi ocakçı,
bekledim.
Koşarak indiğim metro istasyonunda
kapılar yüzüme kapandı,
vapurda martılara attığım simit
denize düştü.
Hep bir eksiktim,
ama eksik de olsa sevdim.
Kuş seslerini,
vapurun telaşlı düdüğünü,
sokakta yankılanan sahipsiz şarkıları.
Sarhoş olmayı,
sarhoşken tanımadıklarıma sarılmayı,
zamansız aradığım dostları,
salya sümük ağlamalarımı.
Annemin kokusunu, uzaktan,
çocukların kahkahasını,
seyyar satıcıların bağırtısını,
güneşin cama vurup yüzümü ısıtmasını.
Uzun yürüyüşlerimi,
kendi kendime konuşmalarımı,
ve kendime verdiğim cevapları.
İşsizliğimi,
parasız ama özgür zamanlarımı,
çimenlere uzanıp gökyüzünü izlemeyi,
toprağı sevdim.
O toprak ki sevdiklerimi aldı bağrına,
ama ben yine de sevdim.
Hep eksik yaşadım bu hayatı,
ama hep de sevdim.














