Rıza Kocaoğlu’nu çocukluğundan bu yana tanıyorum.
Babası İsmail’i, Çukur mahalle örgütlenmesinde içimize ben katmıştım.
O zamanlar gece yarısı yazı eylemlerine çıkardık.
Böyle bir eylem sırasında polis baskını yemiş, her tarafımız polis minibüsleriyle sarılmıştı. Bizler de Çukur mahalleye yakın tren yoluna sığınmıştık. Hiç bir ışıklandırma olmayan tren yoluna girdiğimizde, biz dışarı çıkmazsak polis bize ulaşamazdı. Çok uzun bir yerdi ve polisler duvardan içeri atlayıp peşimizden gelmeye korkuyordu.
Bizim yapmamız gereken, onların gitmesini beklemekti. Bu bekleyiş bazen saatler sürüyordu.
Böyle bir akşam İsmail’in eşi, yanında o zamanlar sekiz-dokuz yaşlarında olan Rıza ile birlikte bizlere devasa bir demlikle çay getirmişler di. Ve o çayın tadını hiç bir şeye değişmezdik.
Polis araçları dışarıda çıkmamızı umuyor ama biz içeride çay keyfi yapıyorduk!.
1997 yılında İsmail beni aradı ve “Rıza’yı aldılar” Dedi.
O yıl Rıza GSF de öğrenci idi. Göztepe maçına girerken yanında, istihbaratın Lavriyon dan beri izlediği bir Kürt genci var.
AKM de tanıştıkları bu gencin alınmasına engel olmaya çalışınca onu da alıyorlar.
DGM de hakimin sorusu üzerine “Ben sosyalistim, terörün her türlüsüne karşıyım, örgütün yaptığına da devletin yaptığına da” DGM de bunu diyecek kadar yürekli bir adam oldu Rıza..
Rıza’yı da polis nezaretinde Gezi eylemleri nedeniyle ifadeye götürmüşler. “Suçu” Gezi direnişine katılmak!.
Ne düşünerek aldılar Rıza’yı bilmiyorum ancak ondan bir Tamer Karadağlı, Şafak Sezer çıkmaz!.
En fazla İnci Taneleri bir kaç bölüm Nusret’siz kalır!.














