Amerika Birleşik Devlet’leri (ABD) İkinci Dünya Savaşı’ndan beri dünyanın en modern silahlarını üreten ülkedir. Bu silah üstünlüğü nedeniyle önce savaşta sanayi ülkeleri olan yıpranan İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya’nın yeniden güçlenmesine destek maskesi altında bunların istihbarat teşkilatlarını da kendisine hizmet edecek bir biçimde düzenledi. Ve bu ülkelerde hükümetleri bir nevi kendilerine bağlı valilikler haline getirdi. Bu ülkelerin silah tekellerine doğrudan veya dolaylı ortak olarak denetim altında tutuyor. Her ne kadar “NATO’nun, 1949 yılında 12 ülke tarafından Kuruluş amacının, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikalarına karşı Avrupa’nın güvenliğini sağlamaktır,“ dese de günümüzde Sovyetler Birliği dağıldı, yok. Günümüzde NATO uluslararası güvenlik ve istikrarın korunması yerine ABD’nin çıkarlarına, Dünya’nın bütün halklarının patronu olmasına hizmet ediyor. ABD’nin ve dünyadaki büyük silah tekellerinin çıkarlarını korumak için önemli bir rol oynamaktadır. ABD’de izin almadan Nükleer silah üretmeye kalkanları cezalandırmaktalar.
Günümüzde Ortadoğu’da ve Afrika ülkelerinde yaşananlar bunun en açık kanıtlarıdır.
İsrail bir devlet olarak değil bir emperyalist ülkelerin Ortadoğu’da Savaş merkezi olarak oluşturulan bir savaş gücüdür. Patronu ABD’dir.
ABD’nin İran’a saldırısı sadece İsrail’i desteklemekle sınırlı değildir. Asıl nedeni iki gün önce ABD’nin Ortadoğu’daki askeri merkezi olan İsrail’in de Lübnan’da taş üstüne taş bırakmayışı, Suriye’nin topraklarının neredeyse yarısını işgal etmesine itiraz eden İslam Birliği ‘nin itirazına İran’ı vurarak saldırıyla şu yanıtı vermiş oldu. “Sizin patronunuz benim. Sizleri biz hükümet ettik. Eğer verdiğimiz emire karşı baş kaldırır ve bizim çıkarlarımızı zedeleyecek olursanız hepinizi ezerim…“
Dünya nüfusunun dörtte birine sahip olan İslam Birliği’nin bu saldırıya karşılık vereceğini sanmıyorum. Patronu temsil eden hiçbir köle yönetimi baş kaldırmaz. Ancak halktan Spartaküs ve Martin Luther King ve Amerika’nın 6. Filosunun askerini İstanbul’a sokmayan Deniz Gezmiş, Hüseyin, İnan ve Sinan Cemgil gibi önderler çıkar. Çağımızda böyle bir baş kaldırı ancak uluslararası sosyalist ve komünistlerin birliğiyle mümkündür. Ancak ne yazık ki son 50 yıldır dünyadaki sosyalist, komünist ve anti emperyalist güçler arasında birlik oluşmuyor. Herkes kendi odasında Sebahattin Ali’den bestelenmiş şu dizelerin türküsünü söylüyor.
Sen üzülme anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz
Spartaküs’ün ayaklanması, Roma için büyük bir tehdit haline gelmiş olan uzun bir savaştan sonra bastırılmışta olsa da Spartaküs’ün liderliği ve isyanı, köleliğe karşı bir sembol haline geldi ve sonraki yüzyıllarda köleliğin kaldırılması için yapılan mücadelelere ilham kaynağı oldu. Sanayi’nin ortaya çıkmasından sonraki dönemlerle sınırlı örnekler versek bile, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında başta Sovyetler Birliği Ülkeleri, Çin, Türkiye, Hindistan, Endonezya, Pakistan, Vietnam, Küba vs. olmak üzere onlarca ülke bağımsızlığına kavuştu.
İran ‘da fundamentalist bir diktatörlüğün olması dışarıda bir ülkenin gelip ülkeyi bombalanmasına hakkı vermez. Ve Sosyalist, komünist, anti emperyalistlerin böyle bir saldırıya karşı sesiz kalması onların korkaklığını ve dağınıklığını gizlemez. Bu savaş İran Devlet Başkanı Ali Hameni ile ABD başkanı Donald Trump arasındaki bilek güreşi değildir. Bu, Ortadoğu halkları ile Ortadoğu halkların özgürlük mü yoksa başta ABD olmak üzere batılı nükleer silah üreticisi emperyalist güçlerin köleliğini kabul etmek mi? savaşıdır.
22.06.2025
Molla Demirel














