sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Köleliği güçlendirmek için köle sahipleri arasında bir savaş

Özgür Metin Demirel Ekleyen Özgür Metin Demirel
Haziran 23, 2025
in YAZARLAR
0
Köleliği güçlendirmek için köle sahipleri arasında bir savaş
0
Paylaş
7
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter


Özgür Metin Demirel
Geride bıraktığımız Çarşamba günü Federal Parlamento’da Alman askerlerinin Suriye’nin toplu imha silahları ve kimyasal silahlarının imha edilmesi kapsamında ülke sınırları dışına gönderilmesi üzerine oylama yapıldı ve Sol Parti fraksiyonu üyesi beş parlamenter Alman ordusunun bu ‘hümanist eyleme’ katılması doğrultusunda evet oyu ve 18 Sol Partili parlamenter de çekimser oy kullandı ve Alman askerlerinin Suriye’ye gönderilmesini diğer savaş yanlısı partilerle birleşerek onadı. Bu oylama sırasında beş Sol Partili parlamenterin evet oyu kullanması, akıllara hemen bundan 100 yıl önce savaş için bütçeyi onaylayarak, savaşı olanaklı kılan oportünistleri akıllara getirdi. Barış yanlısı çevrelerde bu kapsamda aktüel tartışmalar sürdürülüyor. Evet içinden geçtiğimiz yıl , doymak bilmeyen, yeni pazarlar elde etme uğruna cesetleri ayakları altına alıp çiğneyerek üzerlerinden geçen, dünyanın yeraltı ve yerüstü zenginliklerini değişik emperyalist güç odakları arasında yeniden paylaşmak için aç gözlü sermayenin tekelci kapitalizmin, dünyayı kan gölüne ve göz yaşına çevirdiği o büyük savaşın 100. Yıldönümü. Bu tarihe değin insanlığın dünya üzerinde eşine benzerine rastlamadığı kadar büyük ölüm, yıkım, talan ve tahribat, açlık, sefalet ve yoksulluğa neden olan dünyanın aç kurtlar arasında yeniden paylaşılmasına dayalı paylaşım savaşının 100. Yıldönümü vesilesiyle bir dizi makale yazılmaya başlandı, dünyaya pasta gözüyle bakan ve en büyük dilimleri mideye indirmek için dünya halklarını birbirine boğazlatan emellerin görsel dokümanlarından derlenmiş değişik bilgi ve belgeler gazetelerde, dergilerde, televizyon kanallarında yayınlanan belgeseller aracılığı ile gösterime sunuluyor vb. Peki bu yazılanlar ve gösterilenlerin içeriği hangi oranda gerçekleri yansıtıyor, hangilerine ne oranda güvenebilir ve inanabiliriz? Bir veliahttın ölümü 20 milyon insanın canının alınmasına, 7 milyonun üzerinde insanın sakat kalmasına, milyonlarca insanın evlerinden, yurtlarından edilmesine, açılığın, ölümün, talanın ve tahribatın pençesine atılmasına neden olan mantıklı bir gerekçe olarak ele alınabilinir mi? Böyle bir savaş gerçekten de Avusturya-Macaristan Veliaht’ının öldürülmesi sonucu Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun Sırbistan’a savaş ilan etmesi ve sonrası ittifaklar bazında emperyalist ülkelerin ve onların kazanmasına bel bağlayan, sanayileri gelişmemiş veya gelişmesi engellenen ‘irili- ufaklı’ ülkelerin bu Balkanlarda başlayan savaşa bir çeşit müdahil olması sonucu çıkıp, gelişerek ve sonuçta 50’nin üzerinde devletin orduları ve tüm savaş mekanizmaları ile birlikte aktif olarak savaştığı, cephede çarpıştığı, 70 milyon askerin cephelerde birbiri ile çarpıştığı, bomba attığı, yüzbinlerce, milyonlarca insanın canına, kanına kasteden bu denli büyük bir oranda büyüyebilecek bir nitelik taşıyabilir mi? Tüm bunlar bir veliaht öldü diye mi olmuştur? Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’na neden olan ekonomik, siyasi, stratejik, jeopolitik, askeri çıkarlar, emperyalist tekeller arası rekabet ve çelişkiler yok mudur? Eğer varsa neden konu edilmez, es geçilir? Paylaşım savaşının asli nedenlerinin üstü örtülerek, karartılarak gizlenmek istenen nedir? Bu Emperyalist Talan Savaşı’nın ekmeğine yağ süren İkinci Enternasyonal’in oportünistleri savaş konusunda hangi misyonu oynamıştır? Bu yazı özellikle bu yıl içinde gazete kupürlerinde, burjuva basım yayın organlarının bilumum köşelerinde ‘Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşının’ ortaya çıkış koşulları, gelişimi ve sonlanması kapsamında yer verilen değerlendirmelerde bilinçli olarak kaleme alınan ya da bilinçsiz çarpıtmalara, izlenilen dezenformasyon çizgisine, yaratılmak istenen kafa karışıklığına bir nevi dikkat çekmek ve bilinçli olarak çarpıtılan gerçeklerin tekrar hatırlanmasına vesile olmak için tasarlanmıştır. Bu vesileyle Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı kapsamında işçi, emekçi ve gençlik yığınları içerisinde Birinci Paylaşım Savaşı ve emperyalist talan politikaları konusunda yaratılmak istenen kafa karışıklığını konu edinmiştir. Bilinçli çarpıtma ve bazı gerçekleri görmezden gelerek verilen demeçler burjuva basın yayın organlarının sürekli olarak izleye durduğu yayın çizgileridir. Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yoktur. Bu denli büyük çaplı bir savaşın, dünyayı kasıp kavuran ve kan gölüne, hatta kan denizine çeviren bir talan, karşı cepheyi tüm teknolojinin son gelişmiş olanakları da kullanılarak donatılan askeri imkan ve olanaklar kullanılarak imha etme doğrultusunda sürdürülen bir savaşın çıkmasını engelleyebilecek, ama aslen karşı cephede bulunan emperyalist devletlerin pazarlarını almayı, karşı tarafında birikmiş olan tüm değerleri istimlak etmeye dönük gerçekleşen ve bunları ordu, asker, silah kullanarak ele geçirmeyi amaçlayan bir ‘Emperyalist Paylaşım Savaşını’ burjuva basını başka nasıl verebilirdi ki zaten. Bu nedenle savaş konusunda da işçi ve emekçilerin kendilerine baz alacakları kaynaklar günlük burjuva basın-yayın organlarının okunması, araştırılması ile sınırlı kalırsa, işçi sınıfının biriktirmiş olduğu bilgi birikimi düzenli ve istikrarlı olarak işçi, emekçi ve gençlik yığınlarına taşınamazsa, bu konuya ilişik varılan çıkarımlar da doğal olarak, burjuva nüanslar taşıyan çıkarımlar olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Evet savaş işçi-emekçi yığınları ve dünya halkları açısından ölüm, açlık, yoksulluk anlamına gelmektedir ve bu iğrençtir. Bu gerçekleri burjuva basını da gizleyememektedir. Bu asla değişmeyecek bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır ve hiçbir kişi, kurum kuruluş, basım yayın merkezinin bu gerçekleri saptırma ve karartma girişimi hedefine ulaşamayacaktır. Ama değişik renkten burjuva basının da bu iğrençliğin üstünü örtmeye çabalayan yayıncılık çizgisi de sorgulanmalı ve eleştiriye açık tutulmalıdır. Aksi takdirde işçi, emekçi ve gençlik yığınları bu burjuva haber, makale, belgesellerin vd. etkisi altında kalabilir. Bu burjuva basınında kaynak olarak baz alınan makale ve yazılar işçi, emekçi ve gençlik kitleleri arasında kafa karışıklığına ve yanlış saptamalara neden olabilir. Doğru ve gerçek bilgilerle donanma imkanı elinden alınan işçi sınıfı ve emekçi halklar ve gençlik yığınları da hiç kuşkusuz daha kolay yönetilebilecek ve baskı ve sömürü düzenine karşı, kapitalizme karşı, savaşlara karşı mücadele sürdürmeleri oynanan oyunlara kanmaları ve kendilerine sunulan tek taraflı ve yanlışlarla dolu, gerçekleri ifade etmeyen yalanlara kanmaları durumunda daha da zorlaşacaktır.
Birinci Paylaşım Savaşı’nın çıkış nedenleri
Kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalizm döneminde yeraltı ve yeryüzü kaynaklarının hepsi kapitalist tekeller tarafından ele geçirildi ve hızlı ve kapsamlı bir şekilde yağmalanmaya başlandı, emek sömürüsü had safhaya ulaştı. Feodalizmi ortadan kaldırdığı dönemlerde devrimci bir nitelik taşıyan kapitalist sistem, en yüksek aşaması emperyalizm koşullarına vardığında giderek daha saldırgan bir evreye girmişti ve ulusal devletler bazında tanınan tüm demokratik haklar saldırgan tekellerin çıkarları doğrultusunda artık topyekün bir şekilde budanmaya başlanmıştı . Tekeller dünya pazarlarına bütünü ile hükmediyordu, tekellerin ve onların buyruklarında olan emperyalist devletlerin izlediği yayılmacılık ve sömürgecilik politikaları sonucu dünya tekeller ve emperyalist devletler arasında paylaşılmıştı. Yeryüzünde yeraltı ve yerüstü kaynaklarının hepsi tamamı ile tekeller arasında paylaşılmış bulunuyordu. Diğerlerine göre daha genç olan ve hızla büyüyen Alman Emperyalizmi, daha yaşlı olan İngiliz ve Fransız Emperyalizminin ele geçirdiği pazarlara göz dikmeye başlamıştı ve bu pazarları ne pahasına olursa olsun ele geçirmek istiyor, kendi himayesi ve hizmetine almayı hedefliyordu. Daha fazla kar ve daha fazla sömürü için bu pazarları kesinlikle ele geçirmeliydi, kapitalist rekabet kapsamında olmazsa, diplomasi kullanılmalı, oda işlemezse açık şiddet yoluna bile başvurmadan çekinilmemeliydi. Diğer emperyalistlerin sömürgeleri onun olmalı, onun sınırsız sömürüsüne tabii tutulmalıydı. Aksi halde daha fazla kar elde edemez, daha fazla sömüremez, hammadde sıkıntısı yaşar, diğer emperyalist tekellere ve bu tekeller için çalışan emperyalist devletlere tabii olmak durumunda kalır, bağımlı olurdu ve diğer emperyalist tekeller ve emperyalist devletler tarafından kısa ya da uzun vadede yutulurdu. Emperyalist devletler arasındaki rekabet ve mücadele son hızıyla devam ediyordu. Genç Alman Emperyalizmi diğer emperyalist odakların ele geçirmiş olduğu pazarlara göz dikmeye başladı. Tekeller arası var olma, ayakta kalma, en büyük olma, diğerlerini yutma mücadelesi son hızıyla devam ediyordu. Kapitalist sistemin orantısız gelişme yasası bu tekeller arasında var olan rekabeti son hızıyla törpülüyor, tekellerin izlediği sömürü ve rekabet politikaları had safhaya tırmanıyordu. Emperyalist devletlerin sömürünün dozajını artırma, daha fazla kar elde etme vd. üzerine izledikleri politikaları bünyesinde aynı süreçte savaş sanayileri de hızla geliştiriliyordu. Sömürgecilik ve yayılmacılık politikaları da artık inanılmaz hız almıştı. Bir diğer taraftan da işçi sınıfı ve ezilen halklar kapitalizme ve emperyalizme, tekellerin izlediği politikalara karşı güçlü mücadeleler geliştirmeye başlamıştı ve tekellerin iktidarını tehdit eder tarzda örgütlenme faaliyeti sürdürüyordu bu gelişme kan ve silah zoruyla da olsa engellenmeliydi. Bu gelişen süreç dünyayı kana boğacak olan emperyalistler arası savaşın patlaması için yeterli gerekçe sunuyordu. Dünya bir barut fıçısı üzerine kuruluyordu. Ve nitekim silahlanmanın had safhaya ulaşması, pazarların tamamı ile paylaşılmış olması ve yeniden paylaşımının gündeme gelmesi ve bu bağlamda izlenen emperyalist politikalar ve tekeller arası rekabetin daha hırçın, saldırgan çıkar kavgalarına dönüşmesi sonucu Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı patlak verdi. 1914 yılının Ağustos ayında başlayan ‘Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’ 20 milyonun üzerinde insanın öldüğü, 7 milyon insanın sakat kaldığı, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin had safhalara ulaştığı bu büyük savaş bu bağlamda dünya halkalarının birbirini boğazladığı bir savaş değil, tam tersine sömürüden beslenen, asalak, gerici ve saldırgan tekellerin, kapitalizmin en yüksek aşaması olan emperyalist sistemin neden olduğu ve tekelci kapitalizmin istek, çıkar ve talepleri sonucu halkların, işçilerin emekçilerin birbirine kırdırıldığı bir savaştır. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı yani köleliği güçlendirmek için köle sahipleri arasında sürdürülen bir savaştır.
II. Enternasyonal ve savaş
Daha öncede reformizmin rüzgarına kapılanlar, sosyalist hareketi burjuvazinin politikalarına yedeklemeye çalışanlar çıkmıştır ve bu konuda tarih sınıf mücadelesi bağlamında örnek, bilgi, belge, ve düşünce ve yaklaşım farklılıkları sunmuştur. Ama Friedrich Engels’in ölümünden sonra II. Enternasyonal içinde yer alan özellikle Alman ve Fransız sosyalistler, örneğin savaş politikaları konusunda Komünist Manifestoya da atıfta bulunarak, Marx tarafından kaleme alınan ‘İşçilerin vatanı yoktur’ kesitinin talihsiz bir açıklama, betimleme olduğunu vurgulayan Bernstein, Kautsky vd. gibi oportünist liderler, artık daha açık bir şekilde devrim düşüncesinden vazgeçip, reform çizgisini benimseyerek kapitalist sistem yıkılmadan, yapılacak düzeltmelerle işçi sınıfının mutlu bir yaşama ve refaha kavuşabileceği tezini savunmaya, veya savaş anında işçilerin de vatanperver ve ‘yurtseverler’ olarak anavatanı koruma savaşına katılabileceklerini, yani işçilerin kaybedecekleri bir vatanlarının da olduğunu yazarak, söyleyerek, açıklayarak, ki bu oportünistlere göre işçi temsilcileri artık burjuva parlamentolarına da seçilmeyi başarmıştır ve işçi ve emekçilerin çalışma, yaşam koşullarında kapitalizmin ilk ortaya çıktığı koşullara nazaran birçok yeni olumlu, düzenlemelere de ortak olunmuştur ve burjuvalarla işçilerin çıkarları bu bağlamda aynı devlet çatısı, aynı milli duygu altında bütünleşmeyi başarmıştır ya da savaş gibi mühim bir meselede ortak paydada buluşabilir benzeri bir milliyetçi çizgi yayılarak işçi sınıfının ve emekçilerin ülkelerinde bulunan burjuvalarına karşı mücadelelerini engelleyen yada zayıflatan bir çizgiye girmiştir. Emperyalist Paylaşım Savaşı konusunda ve emperyalistler arası olası bir dünya savaşına karşı milyonlarca işçiyi harekete geçirme gücüne ve potansiyeline sahip olan II. Enternasyonal farklı dönemlerde gerçekleştirmiş olduğu konferanslarda savaşa karşı mücadeleyi güçlendirme doğrultusunda kararlar almış olmasına rağmen,1914 yılında patlak veren savaş meselesinde, örneğin II. Enternasyonal’in başını çeken Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin parlamentoda gündeme gelen savaş bütçesi görüşmelerinde bütçeye onay vererek Alman emperyalizminin yanında yerini alarak savaşa çanak tutmuş, onay vermiştir ve bu adımla harekete geçirebileceği kitleleri pasifize etmiş, üzerine yoğun tartışılan savaş politikalarına karşı genel grev-genel direniş çizgisini zayıflatmış, işçi ve emekçiler arasında ulusal önyargılar ve milliyetçiliği körüklemiştir. Bu bağlamda II. Enternasyonalin başını çeken oportünist ve reformist liderler işçi sınıfının emperyalist politikaların yedeğine alınmasına yada kendi emperyalistlerine karşı kararlı ve istikrarlı bir mücadele çizgisini izlemelerine engel teşkil eden bir çizgi izlemişlerdir. Zincirin en zayıf halkasından koparılmasına engel olmak doğrultusunda canla başla çalışmış ve uluslararası işçi sınıfını emperyalizme peşkeş çekmeye çaba sarf etmişlerdir. Bu durumda işçi ve emekçilerin sömürü düzeni olan kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelesini zayıflatan oportünistler kendi burjuvalarının safına geçerek aynı zamanda işçi hareketinin bölünmesine ve zayıflamasına da vesile olmuşlar, kendi burjuvalarının safına geçerek emperyalist paylaşım savaşına destek olmuş ve sömürü düzeni çıkarlarına paralel olarak yeniden savaşı savunmuştur. Bu bağlamda işçi sınıfının ve ezilen halkların I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın çıkmasını, askeri çarpışmaların durdurulmasını yada engelleme potansiyelini engellemişlerdir, işçi sınıfını satarak sınıfın savaşı engelleme imkan ve olanaklarını, örneğin değil bir savaşı, hayatı durdurabilecek bir potansiyel güce sahip olabilecek ölçekte hayata geçirilmesi önerilen bir genel grevi önleyerek, savaş politikalarına ve emperyalist emellere çanak tutulmuştur. Yada burjuvazinin savaş politikalarına karşı aktif mücadele engellenerek işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kendi burjuvaları tarafından sömürülerine, baskı altında tutulmalarına vs. karşı sürdürdükleri kurtuluş ve sosyalizm mücadeleleri ağır yaralar almıştır. Emperyalist savaşa Lenin’in önderliğindeki II. Enternasyonal’in Rus Seksiyonu yanısıra Rosa Luksemburg ve Karl Liebknecht kararlı bir karşı duruş sergilemişlerdir. Birinci Dünya Savaşı bütçe görüşmelerinde parlamentoda yer alan Karl Liebknecht savaş bütçesinin onanmasına karşı oy kullanmıştır ve işçi sınıfının emperyalist savaşa karşı tutunması gereken tavrının şu olduğunu belirtmiştir:
Bir halkın asıl düşmanı, o halkın yaşadığı ülkede bulunmaktadır!
Alman halkının asıl ve gerçek düşmanı Almanya’ da yaşamaktadır: Alman emperyalizmi, Alman savaş partisi, gizli Alman diplomasisi. Alman halkının asli görevi kendi ülke topraklarının içinde bulunan düşmana karşı mücadele etmek ve diğer ülkelerin işçi sınıfı ile birlikte, bunlarda bu arada ayrıca kendi emperyalistlerine karşı mücadele etmektedir, ona karşı siyasi mücadeleyi güçlendirmektir.
Bizler Alman halkı ile biriz – Bismark Almanya’sı döneminde üretilen ve tirpizler (adı altında anımsanan en büyük savaş gemileri) ve Falkenhaynslarla (ordunun önde gelen generalleri kastedilmektedir) , Alman Hükümeti ve siyasi baskıyla, sosyal köleleştirmeyle değil. Bunlar için, köleler için hiçbir şey, her şey Alman halkı için. Her şey uluslararası proletarya, Alman proletaryası ve ayaklar altına alınmış olan insanlık için!
İşçi sınıfının düşmanları hesaplarını kitlelerin unutkanlığı üzerine oturtuyor- onların bu hesaplarının tutmaması için ne gerekiyorsa onu yapın! Onlar kitlelerin sabırlı davranmasını ümit ediyor- ancak biz şu kararlı haykırışımızı yükseltiyoruz:
Emperyalizmin kumarbazları halkın sabrını daha ne kadar aşındırabileceklerini, suiistimal edebileceklerini zannediyorlar? Katliam ve kırımlarınızı istemiyoruz artık! Kahrolsun sınırların bu yanındaki ve ötesindeki savaş çığırtkanlarının hepsi!
Halk katliamına ve soykırıma son!
Lenin’in zincirin en zayıf halkasından koparılması teorisi bazında Karl Liebknecht’ in üstte belirttiği tarzda bir işçi sınıfı çıkarlarını savunan ve gözeten sınıf politikası ve emperyalizme ve kendi burjuvazisine karşı sosyalist sınıf savaşımına sırtını çeviren II. Enternasyonal’in yöneticisi oportünistler bu bağlamda dünyanın kan gölüne çevrilmesine, değişik uluslardan işçi, emekçi ve gençlik yığınlarının birbirine kırdırılmasına göz yummuş, bunu görmezden gelmiş yada ‘işçilerin kendi anavatanlarını savunulmasının meşru ve haklı bir savunma olduğu’ gibi tez ve değerlendirmelerle işçi sınıfının kurtuluş mücadelesini saptırmış, kendi işçi sınıfı ve ezilen halk katmanlarının yanısıra diğer ülkelerin işçi ve emekçilerinin kırılmasına, yarattıkları değerlerin kendi emperyalist güçleri tarafından talan edilmesine destek olmuş ve sömürü, talan ve savaş düzeninin sürmesi için işçi sınıfı ve ezilen halkları inisiyatifsiz bırakmaya çalışmıştır. Paylaşım Savaşı esnasında kendi burjuvalarının yanında yer alan ve tüm güçleri ile kendi emperyalistlerini destekleyen oportünist odaklar İkinci Enternasyonal’ in çalışmalarına savaş nedeniyle ara verir ve İkinci Enternasyonal‘ de bulunan oportünist güçlerin savaş konusunda takındıkları bu oportünist tutum aynı zamanda II. Enternasyonal’in dağılmasına neden olur. 1917 yılında Rusya’da Bolşeviklerin önderliğinde işçi sınıfının şanlı sosyalist Ekim Devrimi gerçekleşir, zincir en zayıf halkasından koparılır ve işçi sınıfı Bolşevik Parti önderliğinde iktidarı eline alır. Almanya’da da Karl Liebknecht ve Rosa Luksemburg önderliğinde emperyalist talan savaşına karşı örgütlenen sınıf mücadelesi 9 Kasım 1918 tarihinde, yani 11. Kasım 1918 tarihinde sonlanan I. Emperyalist Paylaşım savaşının bitimine eş zamanlı olarak Kasım Devrimi’nin başlaması ile ivme kazanır ve Almanya’da SSCB tipinde bir bolşevik devrim girişimi başlatılır. Ama bu ayaklanma emperyalist Almanya ve artık tamamen kapitalist sistem savunucusu durumuna düşmüş olan ve Weimar Cumhuriyeti’nin kurucusu SPD hükümeti tarafından kanla bastırılır. İkinci Enternasyonal’in oportünist ve reformistleri şimdi açıktan sermayenin hizmetine girmiş ve kapitalist sistemin baş savunucuları arasında yerini almıştır.
İkinci paylaşım savaşı
Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşından iki asır sonra 1939 yılında bir tarafta emperyalist güçler ve finans kapitalin en gerici, en bağnaz ve en saldırgan kesiminin iktidarını oluşturan Hitler faşizmi ve diğer tarafta işçi sınıfının iktidarı olan Sovyetler Birliği’nin yer aldığı iki kutuplu bir dünya yaşanmaktadır ve İkinci Paylaşım Savaşı açıktan Sovyetler Birliği’ni yok etmeyi hedeflemiştir. Ama emperyalist emeller işçi sınıfı önderliğindeki şanlı Kızıl Ordu tarafından yerle bir edilmiş ve işçi sınıfı ve ezilen halklar bu paylaşım savaşından daha güçlü ve kazançlı çıkmıştır.
Savaşlara ve savaş çığırtkanlığına son vermek için daha fazla örgütlenmeliyiz.
1990 yılına gelindiğinde, modern revizyonist sistemin çökmesi ardından kapitalist-emperyalist tüm odaklar hep bir ağızdan, sömürüye dayalı kapitalist sistemi insanlığın toplumsal gelişim açısından ulaşabileceği en yüksek toplumsal aşama, toplumsal düzenlerin doruk noktası olarak tanımladı. Artık savaşların olmayacağı, krizlerin yaşanmayacağı, tüm toplumsal kesimlerin belirli bir refah düzeyinin altında yaşamayacağı, barış ortamının oluşturulduğu propaganda edildi. Yapılan propagandaya göre sınıf çelişkileri ortadan kalkmıştı ve kapitalist sistem insanlığın ulaşabileceği en yüksek toplumsal düzen olarak tarihte kendini kanıtlamıştı. 1990 yılından bu yana ama buna rağmen tüm dünya ölçeğinde onlarca irili ufaklı bölgesel savaşlar yaşandı. Bu savaşlarda milyonlarca insan öldü, en gelişmiş silahlar, zehirli gazlar, füzeler, tanklar, savaş uçakları, bombalar vb. sınandı. Emperyalist odaklar bu bölgesel savaşlarda güçlerini tekrar sınadı, diğerlerinin askeri, ekonomik, siyasi ve jeopolitik güçlerini sınadı. Milyonlarca insan, işçi, emekçi, yaşlı, kadın ve çocuk savaşlarda emperyalist emellere peşkeş çekildi, savaş bölgeleri emperyalist talana açıldı, milyonlarca savaş mağduru olan yoksul halk ve işçi-emekçi, gençlik yığınları başka ülkelere kaçmaya, göçe zorlandı. Eski Doğu Bloku ülkeleri, eski sömürgeler dünyayı yöneten aç gözlü emperyalist devletler tarafından yeniden paylaşıldı ve değişik emperyalist odakların hizmetine alındı, emperyalist tekellere bağımlı kılındı. Ve bu pazarlar artık yeniden paylaşılmak isteniyor. Irak, Afganistan, Suriye ve son olarak Ukranya ve Kırım’da yaşanan savaş ve gelişmeler tekeller arası rekabetin hızla devam ettiğini, bu rekabetin giderek daha hırçınlaştığını ve açık silahlı çarpışmalara doğru seyrettiğini, kapitalizmin dengesiz gelişim yasası, emperyalist tekeller ve onların hizmetindeki emperyalist devletler arasında yeni savaşların yaşanacağını gösteriyor. En son Ukrayna’da yaşanan çatışmalı ortamda ve Kırım meselesinde ABD ve Avrupa emperyalistlerinin, keza Rusya’nın oynadığı oyunlar, emperyalist emelleri doğrultusunda birbirlerinin kuyularını kazdıkları gün yüzüne çıkıyor. Burada bir taraftan Amerika, diğer taraftan Rusya ve Almanya ile Fransa’nın başını çektiği Avrupa Birliği Ukrayna pazarını ele geçirme, bölgedeki yeraltı ve yerüstü kaynakları üzerinde söz sahibi olma, bölgenin jeopolitik ve jeostratejik açıdan ticaret ilişkileri ve ticaret yolları üzerinde hakimiyet kapsamında ve bu esnada rakiplerini sindirme ve diskalifiye etme politikalarını artık açıktan sürdürüyorlar. İzlenen emperyalist politikalarda giderek diplomasi yerine savaş ve askeri güç sınanmasına gidildiği herkes tarafından açık bir şekilde görülüyor. Son gelişmeler arasında Almanya ve Fransa hükümetleri Mali’de kendi emperyalist çıkarlarını da gözeterek askeri eğitim vereceklerini ve bölgedeki stabilizeyi sağlama amaçlı askeri tatbikat yapacaklarını açıkladılar. Bunu da Mali’deki dengeyi ve bu dengeli ortamı güvence altına alma amaçlı yapacaklarını açıkladılar. Ülkenin güneyinde gerçekleştirilecek askeri tatbikata 450 Avrupa askeri katılacak. Bu gelişmenin yanısıra Rusya diğer emperyalistlere meydan okurcasına Kırım’ı işgal etti ve kendine bağladı. Amerika ve Avrupa Birliği Ukrayna’yı kendi himayesine alabilmek için ekonomik ve politik baskılarını artırmaya devam ediyor. Ukrayna’nın doğu bölgelerinin de Rusya’ya dahil edileceği doğrultusunda tartışmalar son günlerde daha fazla bir oranda alevlendi. Rusya’nın diğer emperyalist güçlere karşı kalkıştığı karşı atağına cevaben Batı Ukrayna’nın Nato’ya üye olması gerektiği yönünde fikir beyan eden çevreler ve batılı emperyalistlerden yana tavır takınan çevreler de hızla tartışmalara katılıyor, tartışmalar giderek daha fazla oranda kızışıyor. Bu gelişmeler yaşanırken birden Suriye’nin sahip olduğu kimya ve toplu imha silahlarının imha edilmesi meselesi hızla gündeme oturdu. Almanya Parlamentosunda kimyasal silahların imha edilmesi için Nato tarafından oluşturulacak askeri birliğe Alman ordusunun da askerlerini göndererek katılması için geride bıraktığımız Çarşamba günü parlamentoda oylamaya gidildi ve 350 Alman askerinin kimyasal silahların imha operasyonuna katılması kararlaştırıldı. Oylamada kurulduğu günden bu yana Alman askerlerinin savaşlara ve askeri operasyonlara katılmalarına karşı tavır alan Sol Parti’nin beş milletvekili de Alman askerlerinin Suriye’de yapılacak olan ‘Kimyasal silahların imha edilmesi’ operasyonuna ‘parti programında yer alan silahsızlandırma ve toplu imha silahlarının yok edilmesi ibresini’ bahane ederek evet oyu verdi ve 18 Sol Parti milletvekili ve bir SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) milletvekili olmak üzere 19 çekimser oy kullanarak Alman askerlerinin operasyona katılmasını onadı. 35 Sol Parti milletvekili bu oylamada Alman askerlerinin operasyona katılmasına karşı oy kullandı. Tıpkı Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı döneminde de yaşananların benzeri bir tavır sergileyen ve yapılan oylamada ordunun dışarı gönderilmesine evet diyen bu milletvekilleri de Birinci Paylaşım Savaşına Alman askerlerinin katılımını olanaklı kılan oylamayı destekleyen akıl hocalarının izinden giderek, parti disiplini, programda yer alan şu nokta, bu ibre gibi vb. gerekçelerle savaşa yada ordu müdahalelerine yeşil ışık yakmış oldu. Yukarda belirtilen gelişmeler tekeller arasında yaşanan rekabetin giderek daha keskinleştiğini ve emperyalist devletlerin, tekellerin ihtiyaç ve çıkarları doğrultusunda irili- ufaklı, yerel-bölgesel savaşlar için hazırlandıklarını ve ilerde diplomatik yollarda çözemedikleri şeyleri açık askeri müdahaleler, işgaller ve savaşlar aracılığı ile çözmeye yöneleceklerini göstermektedir. İşçi ve emekçiler ve gençlik yığınları bu bakımdan geçmişte yaşanan deneyimleri göz ardı etmeksizin, emperyalist-kapitalist emeller uğruna gündeme gelen tüm savaşlara ve savaş çığırtkanlıklarına karşı daha uyanık davranmalı ve savaşlara, bölgesel askeri müdahalelere, silahlanmaya karşı mücadeleyi güçlendirmelidir. Baskısız, sömürüsüz bir dünya yaratılmadan kapitalist-emperyalist çıkarlar doğrultusunda sürdürülen savaşlar son bulmayacaktır ve emperyalistlerin birbirini boğazlaması ve bu durumda yeniden milyonlarca işçi-emekçi ve gencin birbirine kırdırılması kaçınılmaz olacaktır. Emperyalist emeller ve izlenilen savaş politikaları Birinci Paylaşım Savaşından günümüze değişmemiştir. Afganistan savaşından Irak’a, Suriye’de yaşananlardan Ukrayna’yı karıştıran Amerikan emperyalizminin izledikleri politikalar, Avrupa Birliği’nin başını çeken Alman ve Fransız emperyalizmi ile Rusya arasında cereyan eden çelişkiler, Mali’de Alman ve Fransız emperyalizminin kendine biçtiği bölgeyi stabilize etme misyonu, Suriye’de kimyasal silahların imha edilmesine NATO üyesi emperyalist-kapitalist devletlerin dahil olabilmesi doğrultusunda can atması, parlamentolarda çıkan işgal, askeri müdahale, savaş ve ordu yanlısı kararlar tekelci ve mali sermayenin savaş politikalarının devam ettiğinin belirtileridir ve yeni büyük savaşların çıkması işçi, emekçi ve gençlik yığınlarının savaşa karşı kendi burjuvalarına ve emperyalizme karşı sürdürecekleri mücadeleleri tarafından belirlenecektir.

Post Views: 122
Önceki yazı

İRAN ‘IN SİLAH TEKELLERİN KIRALI İLE BİLEK GÜREŞİ

Sonraki Gönderi

Orhan’dan…dan…dan…

Özgür Metin Demirel

Özgür Metin Demirel

Sonraki Gönderi
Orhan’dan…dan…dan…

Orhan'dan...dan...dan...

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.