Öğrenci yurtları, kampüsün köy tarafında kurulmuş. Üç erkek, iki kız yurt binası var.
Hafta sonu ıssız bir köy oluyor. Saat başı belediye otobüsü kalkıyor. İlçe merkezi uzak değil. Yürüyerek de gidip gelenler çoktur.
Bir pazar öğleden sonra, yurt odasındayım. Haftanın yorgunluğu, miskin miskin oyalanıyorum. Yapılan anonsu ister istemez duyuyorum.
– “Musa Gezen, ziyaretçiniz var” Oda arkadaşım, erken kalkmış, ortada yok. Anons tekrarlanıp duruyor. Ziyaretine gelen olmaz, hayret! Hızlıca kıyafetimi değiştiriyorum. Dört katlı yurdun merdivenlerinden atlayarak, trabzandan kayarak hızlıca aşağı iniyorum.
Bekçi kulübesinde askeri üniformalı iki kişi oturuyor.
– Merhaba, Musa’nın oda arkadaşıyım .
-Merhaba, ben de çocukluk arkadaşı Ali.
-Yurtta yok, boşa beklemeyin. Onlar yakında devrim yapacak, hep meşguldür.
Çaylarını içerlerken konuşmaya devam ediyoruz. İki paket sigara ve bir de not bırakıyor.
-Yıllar sonra göreyim istedim. Çok selam söyle.
Gece odaya geldiğimde iki paket silahlı kuvvetler sigarası duruyor. Arkadaşlar erkenden uyumuşlar. Bir not var. – “Yaz kampına geldik. Seni görmeye geldim. Hüseyin’e iki paket sigara bıraktım. Sonraki pazar, Büyük Park’taki, Kızlar Kahvesi’nde, saat on dörtte seni bekleyeceğim” Ali.
Hafta çabuk geçti. Buluşmaya gideceğim. Hazırlık yapacak bir durum yok. Deli dolu yirmili yaşlar. Her gün benzer kıyafetler. Yurt bahçesinden çıkarken Ümit’e rastladım. Otobüsten inerken Baki’ye rastladık. Hesapta olmadan üç kişilik ekip olduk. Aynı okuldayız, hepimiz yurtta kalıyoruz. Birer külah dondurma aldık, neşe ile yürüyoruz. Yaz günü, buluşma yerine kadar yeriz. Parkın merdivenlerinden iniyoruz. Büyük bir afiş gözümüze giriyor. “Sızıntı Çıktı. Aylık İlim ve Kültür Dergisi”
Kızlar kahvesine geldik. Askeri öğrenci kıyafetli iki kişi seçiliyor. Ali ve arkadaşı, birkaç kişi daha. Onlar da Ali’nin arkadaşının öğrenci arkadaşları. Aralarında hiç kız yok. Bizde de yok.
Büyük bir erkekler masası etrafında toplanıyoruz. Ali ve arkadaşının askeri kostümleri, temiz, ütülü, pırıl pırıl. Bizde, pantolon ütüsüz, ayakkabı boyasız. Onun arkadaşının, arkadaşları da ahım şahım değil. Belli ki onlar da yoksul ailelerden geliyorlar.
Yıllar sonra Ali ile çocukluk günlerimizi, konuşuyoruz. Bir ara karşıda tanıdık bir yüz pis pis sırıtıyor. Biraz sonra kayboluyor. Kim bu diye düşünürken Emekçinin Gücü’nden biri olduğunu hatırlıyorum. Arkadaşlarıma söyleyemiyorum. Bu güzel havayı bozmayalım.
Yarım saat geçmedi ki etrafımız sarıldı. İçlerinde az önce gördüğüm kişi de var. Gömleklerinin altından silahlarını gösteriyorlar. Kavga başladı, üzerimize yürüyorlar. Ağaçların gölgesine kurulan masalarda oturuyoruz. Parkın içinde, yazlık çay bahçesi, geniş açık alan. Diğer masalar kendi halinde, benzer durumlara alışkınlar. “Halkın Gücü” taraftarları ve “Emekçinin Gücü” taraftarlarının bildik kavgaları.
Masamızdaki Ali’nin arkadaşının arkadaşları bir anda kayboluyorlar.
Biz üç kişiyiz. Ali ve arkadaşı önümüze siper oluyorlar.
-“Halkın Gücü faşistlerini bize verin, sizinle işimiz yok”
Ali, -“Kardeşlerim, biz de işçiden, emekçiden yanayız, biz de sizdeniz”
Havada uçuşan bira bardakları ve şişelerden birisi Ümit’e isabet ediyor. Önümüzde Ali ve arkadaşı, tartışarak arka arka yürüyerek, park çıkışına geliyoruz. Karakol yakın, taksi durağı, dükkanlar kimse yardım etmiyor.
Halkın Gücü ve Emekçinin Gücü taraftarları “Netekim Paşa’nın zindanlarında gün sayarken, “Sızıntı”, ayrık otu gibi millet bahçelerini sarıyor. Gençlik keklerini yiyor. sevgilileri ile birlikte yuvarlanıyorlar.
Kızlar kahvesindeki buluşmada kelimeler ağzımızda kalmıştı.
“Biz, Dünya’yı değiştirmek için yola çıktık, olmadı, değiştiremedik, ama dünya da bizi değiştiremedi.” demişti Tuncel Kurtiz abi.
Kırk beş yıl sonra emekli albay Ali’nin Kuşadası’ndaki yazlığında, yarım kalan cümleleri tamamlıyoruz. Masamızda sevgililerimiz.
23.12.2024, Osmangazi
Duran Çoban














