Kapitalizmde insan ruhu var mı?¹
Bana sorarsanız, yok.
Neyse…
Asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, insanın neyi neden sevdiği. Ya da daha doğrusu, neyi sevdiğini sanıp aslında neye mahkûm olduğu.
Şimdi diyeceksiniz ki, bu da nereden çıktı?
Durduk yere çıkmadı ya: köy odasından.
Eskiden köy odaları varmış. Akşam olunca erkekler toplanır, sohbet eder,bir nevi dünyayı kurtarır, sonra da dağılırlarmış. Gecelerden bir gece, konu dönmüş dolaşmış eşeğe gelmiş. (Memleket meselelerinin kaderi bu ya; eninde sonunda bir eşeğe bağlanır.)
Herkes başlamış kendi eşeğini övmeye:
Benimki hızlı, benimki güçlü, benimki akıllı…
Eşek değil sanki üniversite mezuniyet mülakatı.
Arada bir de hoca kendi eşeğini övmeye çalışmış ama nafile kimse dönüp bakmamış. Ne dinleyen olmuş, ne de onaylayan. Hoca konuşuyor ama sanki odada görünmezlik iksiri içmişde hocayı duyan olmamış.
Neyse gece bitmiş, herkes evine dağılmış.
Sabah bir bakmışlar: hoca gitmiş.
Eşeği yüklemiş, evi toparlamış, köyü terk ediyor.
Köylü de panik başlamış:
“Hocam nereye? Ne yaptık biz?”
Hoca: “Daha ne yapacaksınız?”
Bu “daha ne yapacaksınız” cümlesi var ya…
Tamda bizim Memleketinde özeti.
Israr etmişler, yalvarmışlar, sonunda hoca söylemiş:
“Dün akşam herkes kendi eşeğini övdü, benimkini öven olmadı.”
Köylü anlamış yaptıkları eşekliği.
Hemen kendi aralarında karar almış:
“Bizim köyün en iyi eşeği hocanın eşeğidir.”
Bir anda.
Toplumda bir aydınlanma başlamış.
Kimse itiraz etmemiş.
Çünkü herkes biliyor: mesele eşek değil. Mesele hocanın gitmesi.
Şimdi buraya kadar güldük, eğlendik. Ama işin acı tarafı şu:
Biz o köylüleriz.
Hatta biraz daha ileri gideyim:
Biz sadece başkasının eşeğini zorla öven köylüler değiliz…
Aynı zamanda kendi eşeğini gerçekten dünyanın en iyisi sananlarız.
Çünkü insanın en büyük yeteneği şudur:
Kendi os.ruğunu güzel sanmak.
Evet, kaba oldu ama doğru.
Kendi fikrimiz en mantıklısıdır.
Kendi milletimiz en özeldir.
Kendi tarafımız en haklıdır.
Kendi sistemimiz en doğrusudur.
Ve işin garip tarafı da, bunu kanıtlamaya da gerek duymayız.
Çünkü zaten “belli değil mi?”
Değil.
Ama biz öyle hissediyoruz ya, yetiyor.
İşte milliyetçilik de tam burada başlıyor.
Öyle bayrakla, marşla falan değil.
Önce burnumuzda başlıyor.
Kendi burnumuza güzel gelen kokumuz. Önce alışıyoruz, sonra da seviyoruz.
Başkasınınkine gelince…
“Bu ne ya?”
Kapitalizm de biraz böyle.
Herkes kendi düzenini över:
“Bu sistem olmasa ne yapardık?”
Sanki sistem olmasa sabah uyanamayacağız.
Oysa belki de sadece alıştık.
Belki de başka bir ihtimali hiç ciddi ciddi düşünmedik.
Ama en tehlikelisi şu:
Alıştığımız şeyi doğru sanmak.
Çünkü alışkanlık, gerçeğin en iyi makyajıdır.
Sonuç mu?
İnsan, ait olduğu şeyi sever.
Bu normal. Hatta gerekli.
Ama sorgulamadan severse…
İşte o zaman eşekler konuşmaya başlar, insanlar susar.
Ve bir gün biri çıkıp “Ben gidiyorum” dediğinde,
hep birlikte gerçeği değil, sadece düzeni kurtarmaya çalışırız.
Sonra da hep bir ağızdan bağırırız:
“En iyi eşek bizimkisi!”
İnanarak mı?
Hayır.
Ama yeterince yüksek sesle söylersek,
bir süre sonra kendimiz bile inanırız.
Neyseki bu gün bayram. Herkes kendi bir yüreğini sorgulasın.














