yalın yaşamın sessiz kahramanı
yavan sofranın yokluğunda kaybolan emekçi kardeşim
.
kan ter içindesin
nefesin kesilmiş
kısılmış sesin
açlığın, yokluğun, yoksulluğun
pençesindesin
.
kara kış sonrası
tomurcuklanırken ağaçlar
bahara dururken yaşam
canlanırken doğa ana yeniden
açlık kokar nefesin
.
kazandığın yetmez yaşamana
karşılamana yeterli değildir ihtiyaçlarını
gecenin ayazında, gündüzün güneşinde üşürsün
.
doğa, çocuklar, yıldızlar
uykunun en derin yerindeyken
fabrikanın yolunu tutarsın sen
ağır ağır doğar güneş yaşamına senin
.
güneşin ilk tutam ışığı ile
aydınlanırken dünya
cıvıl cıvıl ötmeye başlar kuşlar
doğan yeni günü muştular
senin payına karanlık düşer
.
kale surlarını andıran fabrikanın ana kapısından içeri girer işçi kardeşim
kapının bitişiğindeki bekçi kabinesinin içinde duran bekçiler
kendisini tiksinerek ve aşağılayarak dikizler
makine başında ustabaşı
fabrika içinde müdür
fabrikada ve dışarda fabrikatör
.
sessizce kafasını önüne eğer işçi kardeşim
kimsenin duyamayacağı bir ah çeker içinden
dünya yerinden oynar, sallanır ya
sadece anlamadan ardından ona nefret dolu bakışlarını fırlatmaya devam eder
kuduz köpekler
.
kendisi gibi işe geç kalmamak için hızlı adımlarla
yürüyen diğer emekçi kardeşlerine göz ucuyla bakar
hepsinin gözlerinden uyku akar
nefesleri solgun, yüzlerindeki kan çekilmiştir
buzdolabın dolu olduğu , binbir çeşit yemek ile süslenen yemek masasının görüldüğü
en güzel rüyanın en güzel yerinden koparıldıkları bellidir
“yiğit kuru soğana bile muhtaç kalmıştır”
sömürünün çarkları dönsün yeter
.
işçi kardeşim kanının çekileceği, iliğinin kuruyacağı
kemiklerine ağrıların ineceği makine başına geçer
üretir ama ürettiği kendisinin değildir
mülkü olur fabrikatörün
işçinin payına bir kez daha açlık,
yoksulluk, yoksunluk düşer
.
fabrika binasına doğru hızlı adımlarla ilerlerken
gözleri bahçedeki karınca sürüsüne takılır
işçi kardeşimin aniden
.
karıncalar tek sıra halinde ilerlemektedir
askeri kıta uygun adım sefere çıkmıştır yine
sanki günün ilk ışığıyla yemek bulma telaşıyla,
yaşam savaşına kucak açmışlardır
.
işçi kardeşim de keza çalışacak, ölümüne savaşacak
ve kazandığı ücretle “yiyecek, giyecek alacaktır
kira ödeyecektir
çocuk büyütecektir”
bu meydan muharebesi çetindir
çetrefillidir
tuzak doludur
.
ya işsiz kal açlıktan öl
ya da çalış ve yine açlıktan öl
.
asalak fabrikatör sırtından zenginleşirken
sen yoksullukla, yoklukla, kıtlıkla boğuş dur
.
fabrika binasına doğru hızlı adımlarla yürüyen genç, yaşlı, erkek, kadın işçiler
karıncalara benzerler
karıncalar gibi çalışkandırlar
karıncalar gibi disiplinlidirler
ve karıncalar gibi güçlü ve dirençlidirler
.
derin uykusundan uyanırken doğa
onlar çoktan fabrika yolunu tutmuştur
“emekçiler dünyanın yükünü sırtında taşıyan karıncalardır”, der birden kendi kendine
ağzından çıkan bu sözler bir şimşek gibi çakmıştır beyninde
işçi kardeşim makine başına geçer
ve bağırır kararlı ve özgüvenle
yumruğunu çalıştığı tezgaha
indirir sertçe
“olmazsan sen durur hayat
düzenin çarkı dönmez çalışmazsan sen
sen yoksan bu hayat biter
haramiler yaşayamaz sensiz.”
.
Özgür Metin Demirel














