Türkiye’nin son 40 yılına bakınca karşımıza çıkan en acı tablo şu:
Köyler boşalıyor, şehirler dolup taşıyor.
Ama şehirler büyürken insanların yaşam kalitesi küçülüyor. Köyü terk eden milyonlar, umutla şehre geliyor. Ama şehir, o umudu karşılayamıyor. Çünkü şehir artık dolu. Yollar dolu, evler dolu, hastaneler dolu, su kaynakları ve cepler boş.
Manisa örneği bunun en çarpıcı göstergelerinden biri.
Organize Sanayi Bölgesi yıllar içinde dev bir endüstri kentine dönüştü.
Ama bir bakın, Manisalı zenginleşti mi?
Hayır.
Tam aksine, Manisa’nın köylüsü yoksullaştı. Tarım arazileri birer birer imara açıldı. Köylü sattığı arazinin üzerine kurulan fabrikalarda asgari ücrete çalışıyor. Zeytinliklerin, bağların yerinde şimdi beton bloklar yükseliyor. Ormanlar yok edilip
İmar planında yeşil alanlar bırakılmayınca şehir nefes alamaz hale geldi. Üstelik bu sanayi büyümesi, emeğin hak ettiği karşılığı aldığı bir büyüme değil. Birçok fabrika ve atölyede çalışan işçiler sendikasız, sosyal- siyasal güvencesiz ve düşük ücretlerle çalışıyor. Bazı iş yerlerinden sosyal hakları sınırlı, siyasal haklarını kullanmaları işlerine son verilmesi demek. Sendikalara yetki sınırlaması getirilirken , sendikal örgütlenme girişiminde bulunanlar işten çıkarılıyorlar.
Manisa’da sanayi büyüyor ama emek eziliyor; üretim artıyor ama adalet azalıyor.
Bir zamanlar sabahları tarla yollarında duyulan traktör seslerinin yerini, şimdi işçi servislerinin egzoz dumanı aldı. Binlerce emekçi, sabahın köründe fabrikaya yetişebilmek için yollara düşüyor.
Servisler trafik kabusuna dönüşmüş durumda.
Alt yapı yetersiz, konut satışları pahalı, otopark yok, konut kiraları neredeyse maaşlarının iki tatı. Tüm bunların ortasında insanlar, asgari ücretle yaşam mücadelesi veriyor. Ne sosyal ne siyasal güvence var; işlerinin sürekliliği için üretim baskısı altında yaşam sürdürüyorlar. Köyü yeniden yaşatmak!
Devlet yönetimi, köydeki üreticiyi hibe ve teşviklerle desteklemek, kırsal kalkınmayı bilimin rehberliğinde planlamak zorunda. Köylüler ve kırsal yaşam sürenler; beslenme, barınma, sosyal yaşam alanlarında, geçimlerini sağladıkları sürece şehre göç etmezler. Eğer köyde yaşayan gençlere eğitimlerini sürdürüp, sosyal yaşam sürecek, toprağını işleyip kooperatifler aracılığıyla pazarlayacak alan açıldığında şehre gelip asgari ücretle çalışmayı seçmez.
Köyde üretimi, tarımı, kooperatifleri, yerel markaları desteklemek demek; şehre göçü durdurmak demektir.
Siyasiler seçim kampanyaları döneminde “ köyünüzü şehir yapacağız” vaadlerinden vaz geçip, eğitim, üretim, sosyal alanında desteklendiğinde kendi doğal dokusu içinde yaşar, şehirlerin çarpık kentleşmesi önlenir. .
Hadi hayırlısı…














