İnsanlar,
kendi ihtiyacı olan şeyleri başkasına vermeyi çok sever.
O yüzden herkes, bir diğerine nasihat etmeyi kendine marifet sayar.
Belki şu an yazdığımdan da bu sonuca varanlar olabilir. İnanın, öyle bir çabam hiç olmadı. Ben bu tür düşüncelerle hiçbir zaman yazmadım.
Benimkisi; kafamı kurcalayan ya da canımı sıkan şeyleri paylaşmak… Hepsi bu.
Zaten insan dediğin garip bir mahluk.
Kendi yarasını saramaz ama başkasının hayatına doktor kesilir.
Kendi içinde fırtına koparken, dışarıya baharın güzelliğini hava durumu şeklinde sunar.
Bir bakarsın sevgisizlikten kurumuş biri sana sevgiyi ilahi bir ruhla anlatır,
merhameti unutmuş biri vicdan üzerine nutku çeker.
İşin acı tarafı da şu; en çok eksik olduğumuz şeylerin öğretmeni oluyoruz .
Derler ki evler, içinde yaşayan ev sahiplerine benzer.
Kimi evler güleç, kimi asık suratlı görünürmüş… Bakmasını bilene tabii.
Hal böyle olunca ben de yaşadığımız dünyayı düşünüyorum ister istemez. Hani şu içine ettiğimiz var ya.
Düşündükçe de dünyanın hâli içimi acıtıyor.
Ben ki sevdanın hamalı, hayatın teknik amelesi zavallı zat…
Bu kadar kötülüğe, çirkefliğe ve zalimliğe tanıklık ederken, dünyamızda payıma düşene acıyorum.
Çünkü artık kötülük sıradanlaştı.
İnsanlar zalimliği marifet, kabalığı karakter, bencilliği ise özgüven sanıyor.
Kimse kimseyi anlamak istemiyor ama herkes konuşuyor. Hem de ne konuşmak…
Sanki yeryüzünde düşünmek yasaklanmış da sadece konuşmaya izin verilmiş gibi.
Bir de bu çağın tuhaf bir gösteriş merakı var ki sorma.
Eskiden insanlar ayıplarını saklardı, şimdi karakter eksikliğini süsler oldu.
Vicdan yerine nutuk, samimiyet yerine slogan kullanıyor.
Herkes çok duyarlı, herkes çok ahlaklı, herkes çok insan sever…
Ama nedense en küçük çıkar meselesinde bütün o güzel sözler ilk otobüsle memleketine gönderilip unutuluyor.
İşin ironisi de burada başlıyor zaten…
Güzellik isteyen insanların çoğu, güzelden nasibini almamış.
Adalet isteyenlerin terazisi bozuk,
Dürüstlük anlatanların dili zehirli
İnsanlıktan dem vuranların ise insana tahammülü yok.
Kimse kusura bakmasın ama bu çağda inanın samimiyet çok lüks oldu.
İnsanlar artık birbirinin yüzüne değil, menfaatine bakıyor.
Bir selamın bile hesabı yapılıyor.
Bir tebessüm bile çoğu zaman yatırım mantığı ile suretlerde duruyor.
Hal böyle olunca insan, iyilik görünce şaşırır hâle geliyor.
Ben bazen dünyayı kocaman bir apartmana benzetiyorum.
Herkes aynı binada yaşıyor ama kimsenin kimseye tahammülü yok.
Alt kattaki üsttekine kızıyor, üst kattaki alttakini küçümsüyor.
Ama bina yanınca herkes aynı merdivene koşuyor.
Can sıkıntımı yazıya dökme çabası işte benim…
Bak, tam bu satırları yazarken Apê Musa’nın, yani Musa Anter’in mezarında yazılan o söz geldi aklıma:
“Zulüm kader değildir.”
Ne kadar yerinde ne kadar anlamlı…
Ama insan bazen düşünüyor;
zulüm kader değil belki ama bazıları onu karakter edinmiş neylersin…














