(2014’te yazmıştım. )
Sendikaların sarılığından bıktık ama var, vardı, var olacak…
Demokrasi kılıfında faşist diktatörlükler kavranamadı bazen! Acaba dedirtebildi diktatörler, diktatörlükler.
Dinciliğe bile, İran, Afganistan örneklerini göre göre, yetmez ama evet, dedirtebildiler bazı gruplara, kendine liboş dedirten çok bilmiş liberallere…
Çok teorik takılmaktansa, pratik, propaganda, örgütlenme deneyimlerimi önereyim:
Gelecek sosyalizmdir. Bu nedenle;
Asıl olarak proletarya, işçi sınıfıdır yönetecek olan, yanı sıra işsizler, tüm yoksullar, kent-kır emekçileridir faaliyetlerin de merkezindekiler…
Bunun için;
-sınıf partileri sabırla, özveriyle tüm ileri kadrolarıyla, geri işçiyle, işçi kadrolarıyla, kişilerle, fabrikalar başta olmak üzere, işçi semtlerinde, kahvelerinde olmalıdır. Doğru olan, öğrendiğimiz teorilerin pratiğinin günü birlik faaliyeti hayata geçmelidir. Bu, geleceği örgütlemektir. Geneli, günlük pratiği bir alışkanlıktan kurtarıp, özel, uzun vadeli programlara yönelinmelidir.
Yoksa, sarılardan, satılmışlardan medet umarız her bir olayda…
Öyle, yoğun kapitalist, dinsel kuşatma altındaki her bir işçi, durup dururken gelip senin kapını çalmaz. Oturduğu yerden beklenilen iradeyi tanımaz. Zamanı yoktur çünkü seni takip etmeye. Ağır çalışma koşullarından sonra ailesine, genelde, işçi semtleri kahvelerinde, futbol çevrelerinde… sosyal yaşamına dalacaktır. Oradaki geri-ileri bilinç kadardır duyduğu, tartıştığı…
1980 öncesi, sonrası
İki yıla yakın çalıştığım bir demir çelik fabrikasının, çalıştığım ekmek fabrikalarının, lokantaların, restoranların, inşaatların deneyimleridir söylediklerim… 1980 öncesi, doğrusuyla yanlışıyla DSM (Devrimci Sendikal Muhalefet) pratikleri… Benimsediğim sosyalist İdeolojinin belli birikimleridir.
Elbette her kesimin her gün söylediğidir bunlar, en bilinendir. Yalnızca sabırla, dirençle, inatla en ileri kadroların yönlendirilmesi önerisi, başka bir şey değil benimkisi. En doğru, can alıcı teoriler bile sınıf birimlerine aktarıcıları, uygulayıcıları, militanları eksikse havada kalabilir ya da sendika ağalarının ağzına bakılır sadece.
-bire bir ev ziyaretleri, arkadaşlık, dostluk kurmak…
-tüm sendikaları, şubeleri, en ufak üretim birimlerini boş bırakmamak… Ama altı, asıl, içlerindeki en ezilmişin, yoksulun yoksulunun bilgilenmesini, yanına çekilmesini, örgütlenmesini sınıf partisinde sağlamak… Doğru da olsa, sarı sendikacılığın güçlü olduğu bizim gibi ülkelerde, yalnızca ileri sendikacılar, ileri işçiler çevresinde dönmek yeterli olamayabiliyor, eksik kalabiliyor gibi!
Zonguldak maden işçilerinin on binleri bulan, 15-16 Haziran olaylarındaki yüz binlerce işçi eylemleri, doğru bir sınıf partisi önderliğiyle devrimini yapabilirdi (objektif koşullar vardı.) Bugün, yüzlerce işçimiz toprak altlarında olacağına, kendi iktidarının mutluluğunu paylaşabilirdi… Aradan geçen yıllar, deneyimler, teorilerin, daha daha geç kalınmadan, sınıf pratiğine yansımasını istiyor. Hiçbir şey, uzun sosyalizm mücadelesi için geç değildir.
A. SEFA














