SİLİKON VADİSİ ŞOKTA
Az önce Bay Kemal’in X profiline bakanlar kendilerini bir an siyaset meydanında değil, Millî Eğitim Bakanlığı tavsiyeli tarih belgeselinde sanıyor.
Kalpaklı Atatürk fotoğrafı…
Fonda dalgalanan şanlı bayrak…
Kürsüde o her an dünyaya nizam verecekmiş gibi duran devlet ciddiyeti…
Ve hemen altında yeni konulmuş o efsanevi, şok edici unvan:
“Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı.”
İşte tam bu noktada, kuantum fiziğinin bile açıklayamadığı o muazzam felsefi boşluğa düşülüyor. İnsanın aklı zembereğinden boşanıyor.
Çünkü ortada, hani gözden kaçabilecek kadar küçük bir detay var. O koltuk şu an resmi olarak başkasında.
İnsan ister istemez sorguluyor; bu unvan oraya nasıl geldi?
Kurultay mı yaptı? (Yok, o başka hikâyeydi.)
e-Devlet’ten otomatik “Unvan Güncelleme” seçeneği mi aktif kaldı?
Saray’dan mı düştü?
Yoksa gece yarısı siyasi bir leylek gelip, “Bunu buraya bırakayım, lazım olur” diyerek biyografiye mi kondurdu?
Normal demokrasilerde insanlar seçim kaybedince ya da koltuğu devredince ufak bir şey yapar: İstifa eder, özeleştiri verir, en kötü ihtimalle hesabını gizliye alır.
Bizde ise daha ileri bir teknoloji var: Profil Güncelleme.
İşi özeti şu.
Titanic buzdağına çarpmış, gemi dikey olarak okyanusun dibine doğru son sürat ilerliyor ama orkestradaki kemancı hâlâ “Bir sonraki parçada hangi repertuvarı çalsak acaba?” diye hararetli bir toplantı yapıyor.
En trajikomik, en göz yaşartan tarafı da ne biliyor musunuz? Milyonlarca insan aylarca sokaklarda, meydanlarda “Değişim! Değişim!” diye yırtındı. Ama anlaşılan Bay Kemal “değişim” kelimesini çok yanlış anladı. Değişimi “X profilini yenilemek” sandı.
Sonuç olarak, dünya siyaset tarihine altın harflerle geçecek o muazzam Türk icadını bulmuş olduk: Seçimi ve kurultayı kaybedip, biyografide tek başına iktidarda kalabilmek.
Hayırlı olsun, Elon Musk bile bu algoritmayı çözemez!
Çünkü, milyar dolarlık algoritma çöktü!
Silikon Vadisi şokta…

…
BAY KEMAL’İN SONSUZ
DÖNGÜSÜ (REMIX)
Bir zamanlar
“Bay Kemal geliyor” dediler, “Gandi Kemal”
Memleketin yarısı mutfakta ışıkları söndürdü,
Diğer yarısı ekran başında kalpten gidiyordu.
“Geliyor” dediler, geldi de…
Ama galiba adresi tam bulamadı,
Sürekli navigasyon hatasından döndü durdu.
Kendi seçim sandığını unuttu.
Her seçim gecesi klasikti.
Anadolu Ajansı zaten gizli ajan,
Veriler şaibeli,
Yüksek Seçim Kurulu direkt karşı takımın forvetiydi.
Millet “Gidiyor musunuz?” diye beklerken,
O, “Tutanaklar nerede, bir de ıslak imzalılara bakalım” diyerek
Kaybettiği maçı laboratuvarda kazanmaya çalışıyordu.
Bay Kemal,
Türk siyasetinin bitmek bilmeyen “Son bir el daha” diyen o inatçı oyuncusuydu.
Maç bitmiş,
Stadın ışıkları söndürülmüş,
Temizlikçiler tribündeki pet şişeleri toplamış,
Atı alan Üsküdar’ı geçmiş,
Ama o hâlâ karanlık sahada tek başına penaltı kullanmaya çalışıyordu.
“Beyler, kaleci yerinden erken çıktı, sayılmaz!”
Bir ara memleketin önüne Ekmeleddin’i koydu.
Sandıkta umut arayan milyonlara,
“Alın size çatı” dedi;
Millet o çatının altında kaldı.
Yetmedi, “Helalleşeceğiz” diye çıktı yola,
Kendisi hariç herkes birbiriyle helalleşti, olan yine halka oldu.
Sonra “Değişim” dedi,
Meğer kastettiği şey, koltuğun döşemelerini yenilemekmiş.
Öyle sıkı sarıldı ki o koltuğa,
Siyaset bilimciler kendisinin bir insan değil,
Makam odasına entegre edilmiş bir mobilya tasarımı olduğunu düşündü.
Bugün…
Siyasetin o nem kokan eski soyunma odasından
Üzerinde 2023 model formasıyla yeniden çıkıyor sahaya.
Sanki seyirci çoktan başka bir lige transfer olmamış,
Sanki o meşhur mutfak masasındaki halil ibrahim sofrasını
Çoktan başkaları silip süpürmemiş gibi.
Oysa hayat acımasızdır Bay Kemal.
Futbolda da siyasette de
Bazen en büyük vizyon,
“Ben artık yürüyüşe çıkıyorum” deyip anahtarı paspasın altına bırakmaktır.
Çünkü bazıları seçim kaybeder,
Bazıları tarihe geçer.
Sen ise galiba artık bambaşka bir şeysin.
Sürekli “Aramızda kalsın, kazanıyoruz” diyen,
Ama asla kazanamayan o whatsapp grubunun,
O bitmek bilmeyen son zoom toplantısısın…

…
SİYASET SAHADA OYNANMIYORSA…
Futbol ile siyaset birbirine sandığımızdan daha çok benzer.
Çünkü insanlar yenilgiyi affeder ama oyunun başka yerde yazıldığı hissini asla unutmaz.
Bazı maçlarda skor tabelasında yazmaz asıl sonuç. Tribün dağılır, ışıklar söner, çimler sulanır ama insanların içine bir şey oturur. Eve dönerken vapurda, otobüste kimse konuşmaz ama herkes bilir.
“Bu maçta başka bir şey oldu.”
İşte bugün Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen “mutlak butlan” kararı tam olarak böyle bir eşik.
Bu artık sıradan bir hukuk tartışması, bir usul hatası meselesi değil. Bu, hakemin düdüğü cebine koyup, orta sahaya top sürerek bizzat inmesidir.
Çünkü demokrasi dediğin şey, kusursuz oynanan steril bir Şampiyonlar Ligi finali değildir.
Çamurlu sahadır demokrasi.
Kırık projektördür.
Tribün kavgası, kaçan penaltı, 90+7’de gelen o hırçın ofsayt tartışmasıdır.
Ama ne olursa olsun, o maçın sahibi sahadaki futbolculardır. Hakem oyunu yönetmekle mükelleftir; oyunun yerine geçmekle değil.
Bugün yaşanan büyük kırılma tam da burada başlıyor. Bir siyasi partinin kendi içindeki o sert, yorucu, zaman zaman kirli ama yine de “hayata ait” mücadelesi; delegelerin bağırışından koparılıp dosya klasörlerinin soğukluğuna sıkıştırıldı. Siyasetin nabzı artık kürsülerde değil, mahkeme tokmaklarında atıyor.
Ve toplum bugün şunu hissediyor.
Sanki maç bitmiş, kupa kaldırılmış, tribün evine dönmüş… Ama sabaha karşı federasyon binasından biri çıkıp, “O golü iptal ettik, maç hiç oynanmadı” demiş gibi.
İnsanların ruhunu yaralayan, işte bu görünmez adaletsizlik duygusu.
Çünkü futbolun da demokrasinin de trajik bir asaleti vardır. Yanlış gol de oyunun parçasıdır. Hatalı teknik direktör de, kötü transfer de, hatta bazen o haksız şampiyonluklar bile…
Ama buna rağmen insanlar ertesi hafta yine o stada gider, o bilete para verir.
Neden?
Çünkü oyunun kaderinin yeşil çimde yazıldığına inanırlar.
Eğer insanlar bir gün sonucun artık çimde değil, koridorlarda belirlendiğine inanırsa; işte o gün futbol da ölür, demokrasi de.
İslam abi (Çupi) bugün yaşasaydı, o eşsiz bas bariton kalemiyle muhtemelen şöyle yazardı.
“Bazı mağlubiyetler vardır, skorla açıklanmaz. Bazı galibiyetler vardır, insan kazandığına sevinemez. Ve bazı düdükler vardır ki, maçın değil bir devrin üstüne çalınır…”
Bugün tartışılan şey tam olarak bu.
“Mutlak butlan” denen kavram hukuk kitaplarında teknik bir terim olabilir; ama siyasetin içine girdiği anda acımasız bir VAR odasına dönüşür. Dakikalar önce yaşanmış golü geri sarar, tribünün sevincini iptal eder, tarihi birkaç kamera açısıyla yeniden yazmaya kalkar.
Oysa demokrasi VAR sistemiyle yaşayamaz.
Çünkü halk bazen ofsayta düşer.
Bazen yanlış pas verir.
Bazen kötü kaptanı alkışlar.
Ama halkın yanılma hakkı mahfuzdur.
Demokrasinin bütün asaleti de zaten bu riskte yatar. Hukuk, oyunun nizamını korumak içindir, tribünün coşkusunu kurutmak için değil.
Tarihin en tehlikeli dönemleri, tankların sokakları dövdüğü o karanlık geceler değildi sadece. Bazen en büyük kırılma, her şeyin “kuralına son derece uygun” göründüğü o sahte kararlarla yaşandı.
Hakem kuralları uyguluyordur belki…
Maddeler, fıkralar, bentler yerindedir.
Ama tribün ilk kez oyunun artık sahada oynanmadığını hissetmiştir.
Ve bir ülke için, tribünlerin tamamen sustuğu o andan daha ağır bir sessizlik yoktur.















