Şaşılacak şey; bir kent ki içinde binlerce kişinin çalıştığı kömür madeni var, iki de elektrik santrali. Ve bunlarda onca insan çalışıyor…
Yani ilçe en azından işsizlik sorununu çözmüş!
Nerdeyse herkes bir biçimde bu işletmelerde çalışma olanağı buluyor.
Gelgelim bu işletmeler hâlâ 19. yüzyıl modeliyle çalışıyor; madende durmadan ölümlü kazalar oluyor, elektrik santrali çevreyi kirletiyor.
Ve insanlar haklı olarak bundan mutsuz.
Hatırlar mısınız; okuduğumuz romanlarda, Marks ve Engels’in incelemelerinde on dokuzuncu yüzyılın İngiltere’sindeki maden işçileri anlatılır ve hepimiz buna çok üzülürdük.
Başka seçeneği olmayan insanların genç yaşta başladıkları bu işyerlerinde erken yaşta hayata veda etmelerinin trajedisi çizilirdi.
Bu durum şehre de yansır, yoksulluğun gri ve tuğla rengine bürünmüş hali her yanda görülürdü.
Sonra pek çok ülke; sadece İngiltere değil, Hollanda, Polonya, Fransa, Almanya bu madenleri ya teknik düzeneklerle donatarak ıslah etti ya da kapattı.
Okuduğum bir kaynak Polonya’da, 1991’de kapatılan altın madeninden sonra yapılanları anlatıyordu.
Kapanan madenin galerisi, yeraltı turist yoluna dönüştürülüp turizme açılmış. Diğer kısımlar ise müze yapılmıştı.
Sadece 2018’de buralara gelen turist ne kadar dersiniz?
250 bin kişi!

AH SOMA AH…
Soma’yı anlatacağım, onun için bu girişi yaptım.
Ama hemen söyleyeyim; Soma, elbette grinin tonlarının olduğu, her yerde kömür karasının kol gezdiği bir on dokuzuncu yüzyıl Yorkshire benzeri bir yer değil…
Akhisar’dan Bergama’ya doğru ara yoldan Soma’ya döndüğünüzde, bütün Ege kasabalarında gördüğünüz bereketli ovalardan geçiyorsunuz.
Sebze, üzüm ve tabii ki onlarca dönüme serilmiş zeytin ağaçları size eşlik ediyor.
Gözünüzü ovadan uzaklara çevirdiğinizde ise Yunt Dağlarının bir hat gibi dizildiği silsileyi görüyorsunuz.
Yenigün yazarlarından ve aynı zamanda dağ sporlarıyla uğraşan Birol Keskin’e bu dağları soruyorum.
Ağrı’ya 4 bin 300 metreye kadar (zirve 5 bin 137) tırmanmış biri olarak gülerek bunların 600, bilemedim 700 metre olduklarından söz ediyor. Eh, gerisini siz hesap edin!
Sonra gözünüz binlerce zeytin bahçesinin olduğu kısımlara alışıyor, araba hızla ilerledikçe zeytin ağaçları sizi terk etmiyor…
Grubun bir başka gazetecisi de Lütfü Dağtaş.
O da şu sıralar Akhisar’da zeytin yetiştiriciliği işiyle uğraşıyor.
Dolayısıyla zeytin konusunda bizim öğretmenimiz.
Trilye türü zeytinin buralarda çok olduğu, esasta lokum denen bir cinsin hem yağ hem de sofra için daha yararlı olacağını bize anlatıp duruyor.
Biz de Doğan Karabulut, Birol Keskin, gazetenin Yazı İşleri Müdürü Sinan Keskin, söz dinleyen öğrenci pozisyonunda Dağtaş’ı can kulağıyla dinliyoruz.
Sohbet bize zeytinyağındaki asit miktarını, sıkım biçimleri konusundaki ayrıntıları bir kez daha hatırlatmış oluyor.

Soma’nın merkezinde modern bir binanın önünde durduğumuzda yağmur çiselemeye başlamıştı bile.
Soma, az katlı yapılardan oluşan kasaba görüntüsünde bir yer…
Merkeze doğru ilerlediğimizde modern alışveriş merkezleri, çok katlı yapılar karşılıyor sizi.
Sonra belediye binasını görüyorsunuz.
Ona nispet yapar gibi tam karşıda hükümet konağı.
Hükümet konağı ta uzaktan ben resmi binayım havasını yansıtıyor.
Mat renge bürünmüş kocaman bir giriş. Birbirinin aynısı binada onlarca pencere…
Kentin merkezindeki bu binalar kümesi içinde Yeraltı Maden İş Sendikası’nın binası da yerini almış.
Bir işhanının üçüncü katına sendikanın adı mavi renk üzerinde kocaman yazılmış.
Aynı işhanının alt katında ise Soma Madenciler Sendika Kıraathanesi ibaresi görülüyor.
Orayı görünce 2014’te 301 madencinin hepimizin gözyaşları içinde ölümünü hatırlamamak olası mı?
İzmir’de, mayısın coşkusunun yaşadığımız güzel günlerdi; bugün gibi anımsıyorum.
O haberi duyduğumuzda içimiz yanmış, coşku yerini tarifsiz bir hüzne ve kedere bırakmıştı.
Arabadan inince aklım o günlerdeydi hâlâ.
O işçilerden muhtemelen çoğu bu kahvede oturdu, çay içti; mücadeleden, havadan sudan konuştu…
Sonra yüreğine kor düşen o anne babalar, çocuklar, kirli ayakkabılarıyla sedyenin beyaz örtülerini kirletmek istemeyen o yüreği yufka insanın/ maden işçisinin söyledikleri…
Hepsi ama hepsi gözümün önünde film şeridi gibi döndü durdu.
Sonrası büyük bir hiçlik.
Gözlerim buğulandığında belediye başkanının “Hoş geldiniz!” diyen sesini duyunca kendime geldim.
Karşımızda genç bir belediye başkanı, Sercan Okur. Modern giyimli; şimdi pek çok gencin giydiği gibi gömlek yerine önü açık süveter, üstünde şık bir mont. Saçları da kısa kesilmiş ama yakışmış.
Herkesin elini sıktı, biz otuza yakın ressam, sanatçı ve yazarla tek tek tanıştı. Bu arada Aziz Kocaoğlu’nun da bu grubun içinde olduğunu söylemeliyim.
Tabii başkanla bu ziyaretçi heyetini buluşturan Mehmet Gülümser dostumuz.
Dolayısıyla onun çabaları da önemliydi.
Gülümser, bana göre, Şadan Gökovalı ekolünden, onun gibi bir anlatım ustası (Şadan Hoca’yı birkaç yıl önce sonsuzluğa uğurladığımızı hatırlatmak isterim.). Ayrıca Gülümser’in turist rehberliğini toplumsal yarar için kullanması da bana göre ayrı bir güzellik.
Binaya girişimiz ilçenin lezzet simgelerinden biri olan helva ve lokum ikramıyla oldu.
Tabii bu ikramın incelikli bir seremoniyle yapıldığını da ayrıca belirtmem gerekiyor.
***
Toplantı salonuna çıktığımızda Başkan Okur sahnedeydi.
Baştan söyleyeyim; Başkan, ilçenin var olan durumunu değiştirip yeni bir Soma algısı yaratmanın peşinde.
Madenci ölümleriyle anılan ilçenin imajının üretimden gelen başka değerlerle yer değiştirmesi isteniyor.
Zaten kömür madeninin 2037’de kapanacağı biliniyor. Dolayısıyla buna da hazırlık bütün bunlar.
Soma aynı zamanda tarım kenti. Özellikle zeytin ve zeytinyağı üretiminde söz sahibi olmaması için hiçbir neden yok.
Ayrıca Darkale köyünün Şirince gibi çekim merkezi olması da mümkün.
Sadece bu da değil, Soma’nın bir bölümü var ki tam da Ankara Beypazarı’nda Mansur Yavaş Başkan’ın yaptıklarının yapılacağı bir alan.
Buradaki eski evler ve tarihi yapılar restore edilince Soma’ya turistik açıdan katkısının olacağı muhakkaktır.
Sercan Başkan bütün bunları anlattı, kimini biz ilave ettik.
Öneriler, düşünceler ucu ucuna eklendi.
Tabii iş gelip bütçe olanaklarına dayanıyor.
Bunun için de merkezi hükümetin bu çabaları desteklemesine…
Hangimiz gönül rahatlığıyla hükümet bunları destekler diyebiliyoruz ki…
Gene de Sercan Başkan’a büyük iş düşüyor, elbette yanına bütün Soma halkını da alıp kentin yeni bir kimlik edinme yolculuğuna hep beraber çıkması gerekiyor.
Onların direnci, Başkan’a destek ve inancı belirleyici olacaktır.
Gerisi de gelir zaten…
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/27010758/salim-cetin/soma-bir-sehir-ki














