DATÇA’DA ÖĞRETMEN BARINAMIYOR
Eğitim Sen Datça Temsilciliği, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden yürütülen uygulamaların eğitim değil, kitlesel çocuk işçiliği anlamına geldiğini belirterek kamuoyunu uyardı. Sendikaya göre yanlış eğitim politikaları, hukukun yerini keyfiyete bıraktı; çocukların eğitim ve yaşam hakkı sistematik biçimde ihlal ediliyor.
2026 bütçe görüşmelerinde Millî Eğitim Bakanlığı’na ayrılan payın büyük ölçüde personel giderleriyle sınırlı kaldığı, eğitimin niteliğini artıracak adımların atılmadığı vurgulandı. Seçim meydanlarında vaat edilen ücretsiz okul yemeği uygulamasının ise hâlâ hayata geçirilmediği belirtildi.
(…)

…
TARİH AYAĞA KALKIYOR
Cumalı Çeşme Köy’deki o eski ilkokul… 1926’da Rum ustaların nasırlı ellerinden çıkmış, taşlarına sadece kireç ve harç değil, bir çağın inancı ve emeği sinmiş bir yapı.
Duvarları, sabahın erken saatlerinde çantalarını omuzlarına takıp koşan çocukların ayak seslerini hâlâ hatırlıyor. Pencereleri, kara tahtaya yazılan ilk harflerin heyecanına tanıklık etmişti.
Burası bir okuldan fazlasıydı. Köyün kalbiydi, geleceğin filizlendiği yerdi.
Bugün ise sessiz. Avlusunda dalgalanan bir bayrak, önünde Atatürk büstü ve mermer bir levhada kazılı o cümle. “Köylü milletin efendisidir.”
Ama ne köylü kaldı, ne de o sözün arkasındaki irade…
Büyükşehir yasasının hoyrat elleri taşımalı eğitimi dayattığında, bu bina da kaderine terk edildi. Çocuklar gitti, sesler sustu, hayat çekildi. Geriye sadece çatlayan duvarlar, kapanan kapılar ve içi boş sınıflarda yankılanan bir geçmiş kaldı. Şimdi her gün biraz daha çöküyor bu yapı. Her yağmur, duvarlarından biraz daha siliyor çocuk kahkahalarını. Her rüzgâr, pencerelerinden bir anıyı daha alıp götürüyor.
Datça’ya ne zaman insem kaymakam Murat Atıcı’yı bir şantiyeyi denetlerken görüyorum. Kah sahildeki ilkokulda, kah yeni hükümet konağının inşaat alanında… Önceki gün ayaküstü sohbet ettik. Özellikle Çeşmeköy’deki bu kaderine terk edilmiş ilkokulun restorasyonu konusunda heyecanlı ve kararlı. Çalışmaların başladığını, tarihi binanın özgün mimari dokusunun tamamen korunacağını, ardından da yeniden eğitime açılacağını söyledi.
Her şey yolunda giderse, binanın yapılışının 100. yılında, bu okulda çocuk sesleri yeniden yankılanacak.
Geçtiğimiz gün Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın koridorlarından aldığım ve kamuoyuna duyurduğum “Datça’ya Müze” haberini de sordum. Kaymakam Atıcı, bu bilgiyi doğruladı. Datça’ya bir müze kazandırılması için tüm bürokratik girişimlerin yapıldığını, ancak son imzalar atılmadan kamuoyuna açıklama yapamayacaklarını ifade etti. İfadelerinden, bu işin artık bitme noktasına geldiğini hissettim.
Bunlar Datça’nın sadece taşla, toprakla ölçülemeyecek tarihi mirasıdır. Bir okul, bir müze, bir taş bina… Hepsi aslında bir hafıza. Ve hafıza sahipsiz kaldığında çürür. Sahip çıkıldığında ise iyileştirir, onarır, geleceği kurar.
Bu yüzden bu mirasa sadece kamu görevlileri değil, tüm Datçalılar sahip çıkmalı.
Çünkü geçmişini unutan toplumlar sadece binalarını değil, yolunu da kaybeder.
Ve bir toplum, yolunu kaybettiğinde, en önce çocukların sesi susar.

…
BİR BASTON, BİR YÜREK
VE BİR DİRENİŞ AHLAKI
Gülsüm Nine bugün sonsuzluğa yürüdü.
Bir insan gitti…
Ama bir ağaç devrilmedi.
Çünkü o, bir ormanın hafızasıydı.
Gülsüm Aktaş, 1928’de İkizköy’ün toprak kokan evlerinde dünyaya geldi. O zamanlar köyün üzerini kaplayan çamlar, bugün olduğu gibi sadece gölge veren ağaçlar değildi. Ekmeğin, suyun, yaşamın parçasıydı.
Daha küçük yaşlarda öğrendi toprağı okumayı.
Rüzgârın yönüne göre çama saplanan reçinenin kokusu değişir.
Zeytin ağacı bir yıl konuşur, bir yıl susar.
Kuşlar, fırtınadan önce alçak dalda öter.
Hayat onu erken yaşta çalışkan, sabırlı, kanaatkâr bir kadın yaptı. Evlendi, çocuk büyüttü, torun sevdirdi. Ama hiç değişmeyen bir şey vardı. Toprağa duyduğu güven.
Toprak, onun gözünde insanı vezir de ederdi, rezil de…
Ve insan, toprağına ihanet ederse, kendi geleceğini de çöpe atardı.
1990’lardan itibaren İkizköy’ün yazgısı değişmeye başladı.
Kömür kamyonları, sondaj makineleri, toz bulutları yavaş yavaş köyün kapısına dayandı.
Köylülerin tarlaları birer birer kamulaştırıldı, evler boşaltıldı, ağaçlar kesildi.
Gülsüm Nine o dönemi anlatırken hep aynı cümleyi kurdu.
“Evler gitti, komşular gitti… Ama biz gitmedik. Toprağı bırakmak, canı bırakmak gibi.”
Bu toprakları kimse ona altınla vermemişti ki kimse altınla elinden alabilsin.
2021’de Akbelen Ormanı için ilk kesim girişimi olduğunda, jandarma barikatlarının önüne yürüyenlerin en başında oydu.
Elinde bastonu vardı ama o baston günlerce bu ülkenin vicdanını dürttü.
“Benim yaşım doksanı geçti ama ben hâlâ çam kokusunu duyuyorum. Çamlar olmasa biz kaç paralığız?”
Bu cümle, hem köylünün hem de memleketin içindeki ağır gerçeği göstermişti.
Ormanı yok edilenin sadece kuşlar değil, insanın kendisi olduğunu anlatıyordu.
2023 yazında kesim yeniden başladığında, onu yine en ön safta gördük.
TOMA’ların gölgesinde, gazın arkasında, jandarmanın önünde, kömür şirketinin karşısında…
Bastonuyla ağaçlara doğru yürürken tek bir cümle kurdu.
“Öldüreceklerse burada öldürsünler. Beni bu toprağa gömsünler. Ancak öyle alabilirler.”
O cümle, bu ülkenin çevre mücadelesinin en saf, en çıplak felsefesiydi.
Evler boşaltıldı.
Yuvalar dağıtıldı.
Bazıları taşınmak zorunda kaldı.
Köyün yüreği daraldı.
Ama Gülsüm Nine gitmedi.
Onu köyden sökemediler.
Çamları söken güç, bu kadının köklerine dokunamadı.
Çünkü onun kökleri toprakta değil, hafızada, vicdanda ve çocukluğunun kokusundaydı.
Bugün 96 yaşında hayata veda etti.
Arkasında bıraktığı şey ne bir servet, ne bir miras, ne bir unvan…
Bıraktığı şey çok daha kıymetli.
Bir direniş ahlakı.
Onun hayatı şunu öğretti.
Bir insan bazen bütün bir kurumsal düzenin karşısına sadece bir baston, bir yürek ve bir sözcükle dikilebilir.
Bazen bir ninenin sesi, bir şirketin bütçesinden daha gür çıkar.
Bazen bir yaşlı kadın, bir ülkenin onurunu taşır.
Gülsüm Nine artık aramızda değil.
Ama direnişi, sözü, bakışı, öfkesi, duası, çamların gölgesine saklanmış hâliyle yaşıyor.
Onu uğurlarken aslında bir kişiyi değil, bir kültürü, bir ahlakı, bir direniş geleneğini selamlıyoruz.
Toprak onu bağrına bastı.
O da toprağı hayatı boyunca korudu.
İnsan ölür ama direnişin dili ölmez.
Çamın kökü ölmez.
Gülsüm Nine’nin adı da Akbelen’in yapraklarında yaşamaya devam eder.
Direnişlerde yaşa Gülsüm Nine.

…
UNUTULAN İNSANLIĞIN GÜNÜ
Takvimler 10 Aralık’ı gösterdiğinde dünya bir anlığına durur. Çünkü bu tarih, insanlığın en büyük karanlığının ardından kendi kendine verdiği bir sözü simgeler, “Bir daha asla.”
II. Dünya Savaşı’nın küllerinin hâlâ sıcak olduğu 1948 yılında Paris’te kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, insanlığın küllerinden yeni bir vicdan inşa etme çabasıydı.
Bildirgenin ilk cümlesi hâlâ hepimizin en büyük hayali:
“Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar.”
Aradan 76 yıl geçti.
Bugün insanlık, verdiği bu sözün neresinde?
Acının coğrafyası değişti, kendisi değişmedi.
Afrika’da yoksulluğun ve sömürünün yeni maskeleri dolaşıyor.
Kongo’nun madenlerinde küçük eller modern dünyanın pillerini çıkarıyor.
Adı artık kolonicilik değil, ama sonuç aynı. Çocuklar çağın görünmez köleleri.
(…)

…
AYDIN AYAYDIN’A AÇIK MEKTUP
Sayın Aydın Ayaydın,
Siz profesörsünüz. Bilim insanısınız. Yıllarca üniversitede gençlere etik, doğruluk, kamu yararı gibi kavramların ne anlama geldiğini anlattınız.
Beşiktaş’ta yöneticilik yaptınız, spor kültürünü ve fair-play’i savundunuz.
Siyasetin içindesiniz. Doğru Yol’dan Anavatan’a, oradan CHP’ye, şimdi de iktidar partisi AKP’ye uzanan uzun bir siyasi güzergâhınız var.
Ve yıllardır bu halktan oy istiyorsunuz.
Son seçimde AKP’den Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne aday oldunuz.
Ama halk size inanmadı, Ahmet Aras’a oy verdi.
Hiç düşündünüz mü neden?
Bodrum Göltürkbükü’nde bir villanız var.
Bu villanın tuvaletinin de içinde bulunduğu 117,96 metrekarelik bölümü, herkesin olan, milletin olan orman arazisini işgal ediyor.
Evet, tuvaletiniz halkın ormanında.
Bu işgal tespit edildi.
Hakkında yıkım kararı çıktı.
Ama sonra…
(…)

…
Beton imparatorluğu durmuyor.
Rant için doğanın canına okuyorlar.
Kese kese bitiremediler.

…
ARAS CHP’NİN ULUSLARARASI YÜZÜ MÜ OLUYOR?
Son dönemde dikkatimi çekti. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, CHP’nin dış ilişkilerdeki yeni vizyonunun merkezine yerleşiyor gibi. Partinin Avrupa ile bağlarını güçlendirme stratejisinde Aras’ın aktif rol alması dikkat çekiyor. İyi derecede İngilizce konuşabilmesi, diplomatik temaslara yatkınlığı ve “Dünya Kenti Muğla” söylemini uluslararası platformlara taşıması Aras’ı öne çıkarıyor.
…

…
Hakemler, futbolcular, kulüp başkanları, menajerler, hatta ekranlarda ahkâm kesen futbol yorumcuları bahis bataklığında.
Peki ya federasyon yöneticileri, profesyonelleri, temsilciler, gözlemciler?
Onlar sütten çıkmış ak kaşık mı?

EMEKÇİYİ İŞTEN ÇIKAR,
SONRA DANSÖZLE EĞLENDİR
Sosyal demokrat bir partinin belediyesi bu…
Adalet, emek, eşitlik diye yola çıkıp, sezon sonunda 9 aylık geçici personeli kapının önüne koyduktan sonra dansözlü “teşekkür gecesi” düzenlemek hangi sosyal demokrasiye sığıyor?
Köyceğiz Belediyesi’nin mesire alanındaki etkinliği, personele verilen yemek kadar dansözlü eğlence ile de tepki çekti.















