Türkiye tarihine toplumsal mücadele yoğunluğu açısından baktığımızda işçi, köylü, öğrenci, aydın hareketliliğinin aynı anda yaşandığı tek dönem sanırım 1968-1972 arası dönemdir. 1967 yılında Küba Devrimi’nin öncü isimi Ernesto Che Guevara bir başka devrim için yola çıktığı Bolivya’da öldürülünce birkaç ay sonra Avrupa’da başlayan 1968’li gençlik hareketinin sembolü oldu.
Türkiye’de devrimci öğrenci hareketi 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin yarattığı görece demokratik ortamda kendine alan bulmuştu. 1961’de Saraçhane’de yapılan büyük işçi mitingi, 1965’te TİP’in meclise girmesi, 1967’de DİSK’in kurulması, Ankara’dan Samsun’a Gençlik Yürüyüşü, TİP’in Doğu Mitingleri gibi gelişmeler yukarıda söz ettiğimiz hareketliliğin ayrı ayrı örnekleri olarak karşımıza çıkıyor. İşçi hareketi açısında zirve 15-16 Haziran Direnişi oldu.
Sözünü ettiğimiz toplumsal hareketlilik sanat, edebiyat, sinema alanında da yansımalarını göstermiştir. Dergicilik alanında da çok velut bir dönem gördüğümüzü söyleyebiliriz.
12 Mart 1971’de, dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve Silahlı Kuvvetler tarafından, “milli birliğin sağlanması” gerekçesiyle bir muhtıra verildi. Bu muhtıra, hükümetin istifasını ve yeni bir yönetim anlayışının kurulmasını amaçlıyordu. Adalet Partisi’nin başında bulunan Süleyman Demirel’in hükümeti, askeri müdahaleyi engelleme çabalarına rağmen, siyasi ve toplumsal baskılar karşısında başarısız oldu. Sonuçta, 12 Mart muhtırası, hükümetin istifasına ve 1971 sonrası Türkiye’deki siyasi yapının yeniden şekillenmesine yol açtı.
12 Mart müdahalesinin ardından, Türkiye’de siyasi partiler kapatıldı, pek çok lider tutuklandı, sol ve sağcı birçok grup yasaklandı. Darbe, sadece mevcut hükümeti değil, aynı zamanda toplumun farklı kesimlerinde etkili olan hareketleri de hedef aldı. Sosyalist, komünist ve devrimci grupların hızla tasfiye edilmesi, sağcı görüşlerin ve orduyu destekleyen unsurların güçlenmesine yol açtı. Bunun yanında, darbe sonrasında gelen askeri yönetim, daha geniş çaplı bir baskı ve denetim sistemi kurdu.
Müdahale ile birlikte ekonomik ve sosyal değişimlerin de önü açıldı. Devletin ekonomik alanda daha fazla denetim kurmaya çalıştığı, neo-liberal politikaların ilk adımlarının atıldığı bir dönem başladı. 12 Mart Darbesi’nin ardından, Türkiye’nin siyasi hayatında ordu daha da güçlendi ve sivil siyasetin üzerinde askeri vesayet etkisi yoğunlaşmaya devam etti. Bu durum, Türkiye’nin 1980’lerde gerçekleşen bir başka askeri müdahalesi olan 12 Eylül Darbesi’ne zemin hazırladı.
12 Mart darbesi, sadece siyasetle sınırlı kalmayıp, toplumsal yapıyı da derinden etkiledi. Medyanın ve ifade özgürlüğünün büyük ölçüde kısıtlandığı bu dönemde, halkın devletle olan güven ilişkisi zedelendi. Ancak, her ne kadar toplum baskılar altında olsa da, 12 Mart Darbesi’nin ardından Türk toplumu, demokrasi mücadelesini yılmadan sürdürdü
12 Mart 1971 Darbesi, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Askeri müdahale, ülkedeki otoriter eğilimlerin ne kadar güçlü olduğunu ve demokrasinin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Ancak, bu darbenin Türk siyasi hayatındaki en önemli etkisi, ordu ile sivil yönetim arasındaki güç dengesinin giderek daha da kaybedilmesiydi. Hem 12 Mart hem de onu takip eden dönemler, halkın özgürlük taleplerinin bastırıldığı ve demokratik yollarla yönetim değişikliğinin önünde engellerin çıkarıldığı bir dönem olarak tarihe geçti.
12 Mart Darbesi, Türk siyasetinin geleceğini şekillendiren olaylardan biri olmuştur. Bu müdahale, Türkiye’nin siyasi tarihindeki askeri vesayetin ne kadar uzun süre devam edeceğini gösteren bir uyarıydı. Ne yazık ki, 12 Mart’ın yarattığı bu siyasi atmosfer, halkın özgürlük ve demokrasi taleplerinin önündeki engelleri uzun yıllar boyunca sürdürdü.
En önemlisi Türkiye’de ilk ilerici, devrimci gençlik hareketinin sonu getirilerek sosyalist değerlerin sağlıklı filizlenmesinin önü kesildi.














