———————-
4 Eylül 2025…
Katlinin üzerinden 35 yıl geçmiş…
Koca bir ömür…
4 Eylül 1990’da 30 yaşındaydım…
6 yaşından itibaren… Her günüm, hep o anın kabusu ile geçti…
Bir gece vakti dayanmıştı, katil adayı kapımıza…
Sonra…
Bir yığın travma…
Örselenmiş çocukluk…
Korkular, öğrencilik dönemi, okul çıkışında ölüme yakın yaralanma!
Babam…
TRT’de Program Yapımcısı iken…
Eve gelen çuvallar dolusu tehdit içerikli mektuplarından…
” Bu kabak çekirdeği değil!”yazılı notlarla bezenmiş mektupların arasından mermi çekirdeklerini ayıklardım!
90’da…
Sırtından vuruldu 6 kurşunla…
Karanlık şebeke kalleşçe şaha kalmıştı…
Son kurşun şakağına sıkıldığında…
Yüzündeki ifade, “…Beni vurmak kurtuluş muydu?”
Sadece Kulleteyn romanının yayınlandığını görebildi…
Aradan geçen yıllar içinde…
Filmlere konu bir savaşla…
Bugün artık…
30’un üzerinde bir kitap seti, yüzbinlerce evin kütüphanesini süsleyen devası bir bilgi hazinesi var!
“Babam Turan Dursun” ve
“Turan Dursun ve Aydınlanma”
Kitap olarak…
Yüzlerce köşe yazısı…
Sayısız Televizyon ve Radyo Programı…
Meclis…
Genel Başkanlarla buluşma (Adalet ve karanlığa karşı mücadele icin yol, yöntem içerikli)
Kamu görevinde iken 1990’da…
Ayırımsız, tarifsiz bir zulüm silsilesi ile buluştum…
Sürgünler, sürgünler…
Ne 92’de kardeşime böbreğimi verirken…
Ne de onca yalnızlık ve yoksunluk içerisinde…
Asla çaresizliğe teslim olmadım!
Kanımı verdim…
hayalimden vazgeçtim…
Ama asla diz çekmedim yıllar içinde!
Önceliğim daima… babamın aydınlanma mücadelesi oldu hep!
Yazı yazarken…
Konferans, Panel konuşmacısı iken tereddütsüz…
Dürüstlüğün, erdemli, omurgalı olmanın yanında olmaya çalıştım yaşamım boyunca…
Her türlü “ışıltılı” kariyer ve maddi güç teklifin uzağında oldum…
Evet…
Parti, Belediye, Sendika, STK’lar üzerine…
zaman zaman eleştirilerim oldu…
Evet…
Hep daha gönençli bir Ülke olsun istedim Türkiyem…
Ölüm…
Hapis…
Sürgün…
Hayatımda…
Yıllar boyu içinde kıvrandığım maddi yoksunluklar bile beis görünmedi bana…
Canımı yakan sadece…
Herhangi bir kampı eleştirirken…
Aile boyu…
Yok olmak pahasına savaştığımız bir karanlığın hizmetkarı olarak suçlanmak!
Neyse…
Kötülük sadece karşıda değil…
Yeri geldiğinde en yakınımızda da olabiyormuş demek ki!
Babam Turan Dursun kendine yakışanı, düseni yaptı…
Oğlu olarak elimden geldiğince bende…
Annem ve diğer kardeşlerimde…
Eşim ve canım evladımda…
Sorun değil, böyle gerekiyormuş demek ki!
Dert değil…
Biz…
Üç kuşak olarak birbirimizin acısına ve tarihine tanığız!
Bu onur ve onun kavgası bize yeter.
30 Ağustos gibi büyük bir zafer…
Nasıl ki büyük bedellerle, kanla yazılmışsa…
Cumhuriyet ülküsü de ancak bedeller ödenerek zihinlerde korunabilir…
Az ya da çok üzerimize düşen bedelleri ödemek zorundayız…
Ya biat edip, kötülüğün bir parçası olacağız…
Ya özgür olup, iyiliğin ilham kaynağı olacağız…
Üçüncü bir yol yok!…














