Asgari ücretle çalışan Temel, asgari ücretli arkadaşı Dursun’u yemeğe çağırmış. Dursun da bir kilo baklava alıp gitmiş. ( Buraya kadar gelişen olaylardan, fıkranın AKP iktidarından önce geçtiği anlaşılıyor. Bugün ne asgari ücretli birinin arkadaşını yemeğe çağırması mümkün ne de gidenin bir kilo baklava alması.)
Neyse, arkadaşının evine ilk kez giden Dursun bakmış ki, eski Türk filmlerinden kalma, ha yıkıldı, ha yıkılacak bir ahşap ev.
Merdivenden korka korka ikinci kata çıkmış, ortada boş bir masa ve ortalıkta da Temel’in çok methettiği karısı Fadime yok.
Durumu anlayan Temel; “ Merak etme uşağum!” demiş “Fadume’mun elu biraz ağurdur. “
Biraz sonra bir çatırtı ve sallantı duyan Dursun, deprem sanıp ayağa fırlayınca, Temel gülerek; “ Merak etme uşağum! “ demiş “ Fadume’mun kendisu de biraz ağırdur!”
Ve elinde bir sürahi su ile bütün evi sallaya sallaya Fadime girmiş salona tüm haşmeti ile.
Dursun ayağa kalkıp; “ Merhaba yengeciğum!” demiş.
Fadime’den cevap gelmeyince, Temel gülerek devreye girmiş;” Biraz bağır uşağum! Fadume’mun kulağu da biraz ağır işiteyi!”
Mutfağa giden Fadime yarım saat ortada görünmeyince Dursun;” Temel, söylesen de yenge artuk yemeğu başlatsa!” deyince Temel ayağa fırlamış ve “ Asla Fadume’nun işune karışamam uşağum!” demiş korkuyla “ Fadume’mun elu de çok ağurdur! Vurdu mi adamu çökertur!”
Bu kez Dursun sinirlenmiş ve “ Ula uşağum!” demiş öfkeyle “ Şu senun Fadume’nun hafif bir şeyu yok mudur?”
“ Olmaz mu uşağum? demiş Temel gayet rahat ve pişkin bir şekilde “ Fadumem çok haifmeşrep bir kadindur. Mahallede yatmadiğu uşak kalmadu!”
( Bir Ulvi Puğ fıkrasıdır.)
Temel, Fadime ile aynı avde nasıl rahat uyuyabiliyor bilmem ama ben dün çok rahat uyudum.
Benim en sevdiğim uyku şekli klimasız ortamda ve üzerini örtmek zorunda kalacağın doğal bir serinlikteki uykudur.
Hani, Sabahattin Ali Melankoli şiirinde,
“Ne kış, ne yazı isterim,
Ne bir dost yüzü isterim,
Hafif bir sızı isterim,
Ağrılar, sancılar gelir.” der ya…
Ben de hasta etmeyecek kadar hafif bir soğuk isterim.
Dün, eşimle birlikte sezonun sonunda Bodrum’a geldik.
Tam istediğim serinlik…
Klimayı kapattıran ve üzerine pike örtmeye zorlayan hafif bir soğuk.
Tabii biz de çektik pikeyi üzerimize.
Ama ben özlediğim o tatlı soğuktan kopmak istemediğim için, bayramlık ayakkabısının ucuyla, çaktırmadan çamurlu suya basan yaramaz çocuklar gibi bir ayağımı pikeden çıkarıp, o tatlı soğukluğa soktum.
Ohh! Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi;
Bir garip rüyâ rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgârda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Adama rahat battı, derler ya…
Bana da Melike Demirağ’ın şarkısı battı.
Önce şu sözler geldi aklıma;
Varsan da sevdiğine
Bir gün geç bir gün erken
Mümkün mü mutlu olmak
Milyonlar umutsuzken
Sonra, Ekrem İmamoğlu, 15 Eylül duruşması, senaryolar…
Ve kendi yazdığım şiir.
YİTİRMEK DEĞERLERİ
Annem öğretmişti bana
Allah nedir iman ne?
Babamdan öğrenmiştim,
Millet nedir, vatan ne?
Okulda öğrettiler;
Çare bulamazken ağır hastaya hiç bir hekim.
Osmanlıyı bu hastalıktan kurtaran kahraman kim?
Bir gecekonduda öğrendim
Ev ve yuva farkını
O yoklukta gördüm ben komşumdan insanlığı
Anlıyacağın çocuğum,
Ben çok yanlış büyütüldüm.
Değerlerim vardı benim.
Aldılar üstümden üşüdüm.
Ve hafif ürpererek farkında olmadan usulca çektim ayağımı, değerlerimin içine…
Ve de iki ayağımı birden çıkardım bu kez,
“Milyonlar umutsuz degil ki!” diye içimden haykırarak.
Hepimizin içini ısıtıp, yolunu aydınlatacak o güneşin bir an önce doğması dileğiyle…
Yüreğinizden sevgi, içinizden umut, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.
Herkese İyi Pazarlar!














