06-16 MAYIS 2025

Uzun zamandır gezmeyi hayal ettiğim ülkelerin başında geliyordu. Yok savaş çıkacak, yok iç karışıklar, soğuk savaşın yaydığı kirli bilgiler nedeniyle, gitmek de ötelendi.
Zelve Tur İran programını açıkladığında, “tam zamanı, bu sefer gitmeliyim” dedim.
Baki bey’in uzun araştırmalarla hazırladığı 64 sayfalık kitabı okuyunca daha iyi anlaşılıyor. Kendi deyişiyle, “daha uzun olan kitabı kırpa kırpa küçülttüm” diyor.
Altı ay önceden başlayan heyecan, sonunda gerçeğe dönüştü. Günlük notlarla, fotoğraflarla İran’ı anlatmaya çalıştım.
Zelve Tur’dan, Erdal Baki Özkan bey ‘in hazırladığı kitapçığın önsözünü buraya alıyorum. Neden İran’ı mutlaka ziyaret etmek gerekir, çok güzel özetlemiş:
“ Bir tarafta 5300 yıllık en eski kent uygarlığına sahip İndus Vadisindeki “ Harappa Uygarlığı”, diğer tarafta batı uygarlıklarının temelini oluşturan Mezopotamya uygarlığı.Her iki uygarlığın izlerini taşıyan ve geçirgenliğini sağlayan, İpek ve Baharat Yolunun burada bulunması nedeniyle, uzunca bir dönem bu ticareti kontrolü altına alan, bu sayede derin kültürel izler taşıyan, Hitit, Asur, Sümer krallıkları başta olmak üzere güçlü dostları ve düşmanları olan olan bir ülke.
İran, binlerce yıllık tarihi ile dünyadaki en eski uygarlıklara ev sahipliği yapmaktadır.
İlk siyasi birliği sağlayan Med’ler (Mö 625), Merkezi Persepolis olan olan, tarihin ilk dünya gücü, Ahameniş İmparatorluğu (Mö 550-330), Büyük İskender yönetimindeki Makedonya, Sasani İmparatorluğu, Emeviler, Abbasiler,Samaniler, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlar, Moğollar, Timurlular, Safeviler ve Türkçeyi esas alan, Asya’nın son büyük fatihi Nadir Şahın kurduğu Avşar İmparatorluğu gibi birçok devleti topraklarında barındırmış, zengin bir tarihi kültüre sahip olmuştur.
Dün de bugün de hep güçlü dost ve düşmanları olmuş, mücadeleyi hiç bırakmamıştır.
Bir tarafta Rubaileri ve hassas ölçümleri ile dünyayı etkileyen Pers polimatı, matematikçi, astronom, tarihçi, filozof ve şair Ömer Hayyam (1048-1131), Diğer taraftan, “Ayakkabım yok diye üzülüyordum, ayakları olmayan bir çocuk görene değin.” diyen, Gülistan’ın yazarı Şeyh Sadi Şirazi (1210-1292).
Anlatılmaz yaşanır sözü tamda İran için söylenmiş sanki”.
İran yolculuğuna Dikili’den başladım. Türk vatandaşları için vize gerekmiyor. Pasaportlara giriş çıkış damga vurmuyorlar. Yurt dışı çıkış harcı artık internet bankacılığı ile ödeniyor. Bavul hazırlığı, hava durumu tahminleri, uygun bir-iki kıyafet seçmek gerekiyor. Gereksiz yere eşya taşımanın anlamı yok.

Belediye otobüsü gibisin Pamukkale, Saat 12 de Salihleraltı, Dört yol’dan bindim. Sırasıyla Altınova Terminal, Sarımsaklı, Ayvalık, Burhaniye Terminal’e uğradık. Neyseki çok durmuyor, yolcuyu alıp çıkıyor. Hayret ! Edremit’e uğramadı. Saat 14, Havran’da Seyit Onbaşı heykelini geçtik. Az sonra ova bitecek dağlara doğru tırmanacağız. İki saattir Dikili, Edremit arası gir çık başımız döndü.
Çay- kahve servisi başladı. Asıl yolculuğun başladığının işareti olmalı. Balıkesir Terminaline uğrama ihtimali olabilir. Sonrası Bursa.
Ne çok gelip gitmişliğim var bu yoldan. Otuz beş yıl önce gün yüzüne çıktığımın ilk aylarında bu yollardan Ayvalık’a gelmiştim. Şehir merkezindeki küçük pansiyonda geçirdiğim bir hafta yeni bir yaşamın başlangıcıdır.
Bir hafta çok çabuk geçti. Yaşam acımasız ve zordu. İş, güç yok, üstüne her an çağrılmayı bekleyen askerlik vardı.
“Bir yıl sonra Deniz doğdu. 30 Nisan 1990. Bugün onun doğum günü. Sabah kahvaltısında çok sevdiği patatesli yumurta yaptım. Sonrasında beni otobüse bindirdi ve annesinin yanına, Bursa’ya uğurladı..”
Yaşama sevincim katlandı. Dişimle, tırnağımla önüme çıkan duvarlara yapışmam, düşe kalka geçmem gerekiyordu.
Deniz henüz yirmi günlük iken askere alındım. Otuz yaşını çoktan geçmiş birisi olarak on sekiz ay sakıncalı piyade olarak ayrı kaldım.
Yaşamın yoğun günlerinde Dikili günleri başladı. Yaz- kış demeden her tatil anında bu yolu gidip gelmeye başladım. Yakın zamanda otoban yapılınca bu dağ yolunun pabucunu dama attı. Soma, Bergama yolu bize daha yakın oldu.
İki yıl sonra, otobüs yolculuğu ile, her kilometresini tanıdığım bu yoldan geçiyorum.

Dikili’de bahçe işlerini bitirdim. Yaklaşan İran gezisi hazırlıklarını yapmak üzere Bursa’ya geldim. Ertesi gün 1 Mayıs. Kahvaltı sonrası meydanlar çağırıyor. Bir kaç gün sonra gezi başlıyor. Gezinin güme gitme korkusu da var. Güllük gülistanlık değil, yaşamımızın ayrılmaz parçası. Neyse kazasız, belasız günümüzü tamamlıyoruz.
Bahçeyi otlar bürümüş. Yağmurun yumuşattığı otları kolayca topluyorum. Hafiften yağmur yağıyor, azıcık ıslanıyorum.
Devam edecek…














