İzmir’de yaşayanların çoğu için mayıs haziran yazlıklara gitme aylarıdır.
Anadolu’nun baharda yaylara gitmesine benzer bu.
Tabii İzmir’de yayla yok, bunun yerine; Kuşadası, Çeşme, Alaçatı, Urla, Foça, Seferihisar, Karaburun, Dikili gibi denizle iç içe kentlerimizde muhteşem sahiller var.
Yaz dönemi ‘yazlıkçılar’ buraları şenlendirir, yaz sonu güz gelince de buralar yeniden kendi küçük dünyalarıyla birer ‘sahil kasabası’ kimliğine bürünür.
Aynı kaderi bizim olduğumuz Urla’nın mahallesi Özbek’te de görüyoruz; yazın burası iğne atsan yere düşmez, kışın ise yalnızlığın başkenti olmaya razı.
Bu yıl da öyle oldu, bu ‘yalnızlığın başkenti’nde bulutlar çoğalıp yağmurlar başlayınca denklerimizi arabamıza sığdırdık, tuttuk İzmir’in yolunu.
Otuz yıldır da bu rutin hiç bozulmadı.
Her bahar oraya gittik, başka bir dünyaya kulaç atmak gibiydi bu bizim için.
Sonbaharda ise şehre hüzünle karışık bir dönüş…
Dönüş, alışılan pek çok şeyin geride kalması demektir; bahçedeki çiçekler, büyümesini adım adım izlediğiniz ağaçlar, her gün beslediğiniz kediler; en kötüsü de kış boyu ayrı kalınacak komşular…
Hatta denizin rengi, rüzgârın pencereleri yalayıp çıkardığı ses, spor amacıyla her gün yürüdüğünüz yol, size göz kırpan nar ağaçları…
Belki de şair Metin Altıok’un (14 Mart 1941-9 Temmuz 1993), “Sonbahar ki acının dipnotudur…” dizesi.
O dizede denildiği gibi dipnot olarak kalan her şey arkanızdan size hüzünle bakar…
***
Yazlık siteler elbette deniz, kum, ağaç, çiçek ve çimlerden ibaret değil; metropole inat biraz da komşuluk demektir.
Çünkü tek katlı evler ister istemez o sıcaklığı yaşatır size.
Aynı bahçede kahvaltı yaparken ister istemez ikramda bulunursunuz, aynı yerde çocukların oyunlarını birlikte izler; beş çayını da önünüzdeki verandada birlikte içersiniz çoğunlukla.
Şehirlerde bunu bulmak artık imkânsıza yakın!
Yalnız bu komşuluk sizi gürültülere de alıştırır. Sabahın ilk saatlerinde sesler duyarsak, bunun nedeninin bitişik komşumuz Leyla-Nejdet çiftinin olduğunu biliriz.
Gün böyle başlar.
Bir de torun Ada gelmişse hepimiz için çocukluğumuza yolculuk demektir bu, onunla her türlü oyun başlar artık.
Sonra çaprazımızda her daim ‘Başkan’ diye takıldığımız Sema Hanım…
Sitenin sorunları ondan geçer; arıtma mı çalışmadı ya da sular mı kesildi, Sema Hanım imdada yetişir. Sorun çözülür.
İki blok ileride asker emeklisi Oktay Komutan yaşar. Yılların kiracısı…
Biz ona bey yerine komutan diye sesleniriz.
Hemen ön çaprazımızda Aysel ve Feridun Filazi dostlarımız, onların sırasında Ankara’dan Ahmet-Serpil çifti.
Şimdi saymaya kalksam buraya sığmayacak onlarca komşumuz…
Paylaşılan çay saatleri, mangal partileri, denize birlikte yüzmeye gidişler, sabah yürüyüşleri…
Ve daha onlarca gündelik güzel anlar…
***
Tabii yazlık sonbaharda şehre dönüş demek aynı zamanda.
İşte hüzünlü anların başlayışı tam da bu günlerdedir.
Hepimiz başka şehirlere dağılırız; en çok İzmir olmakla beraber Ankara’dan, Afyon’dan, İstanbul’dan gelenler de dönüş için hazırlıklara başlar.
Benim için dönüş hazırlığı, her şeyden önce kitapların, sonra diğer eşyaların toplanmasıdır.
Bu yıl da öyle yaptım, önce elimin altında olanları çantalara yerleştirdim, kalanlar raftaki yerlerinde baharı bekleyecek.
Sonra odaya baktım; masa, notlar, kalemler, pencereden görülen deniz, ta uzakta yalnız başına bekleyen tekneler, bahçede gezinen kediler…
Ne çok anı…
Bir ara kedimiz Mey’in kıvrılıp yattığı sedire takıldı gözüm.
Ağustosta aramızdan ayrıldı, oysa onun taşınması nasıl da bir törendi bizim için.
Taşıma kutusuna hiç girmek istemezdi.
Ama sonunda zoraki de olsa razı olur, İzmir’e kadar miyavlamayı kesmezdi.
En son ağustos sonunda İzmir’de veterinere o kutuyla götürdük, gene isteksizdi ve bir daha da dönmedi… O kutuyla veterinerde öylece kaldı.
Oğlumun hediyesiydi bize.
İstanbul’dan üç yıl önce getirmiştik onu.
Ağustosun başıydı, hastalandı, rivayet odur ki kediler sahipleri ölünce çok yaşamazmış, o da öyle yaptı, Emrah’tan beş ay sonra, bu dünyadan çekti gitti. Bana ise çifte acıya dayanmak düştü.

Elbet hayat sürüp gidiyor, bu öyküler kimbilir kaç kez daha anlatılacak. Biz her sefer o güzel komşuları bulacağız, onlarla anıları paylaşıp yazların uçarılığını yaşayacağız.
Belki aramızda eksilmeler olacak…
Hayat böyle ne yazık ki!
En iyisi Turgut Uyar’ın (4 Ağustos 1922-22 Ağustos 1985) dizeleriyle yazıyı sonlandıralım:
“Eylül toparlandı gitti işte.
Ekim filan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar”
***
BİR NOT:
15 Ağustos 2025 tarihli köşemde, Karabağlar Belediyesi’nin bir önceki insan kaynakları müdürü Faruk Eraslan’ın talebini yazmıştım.
Eraslan, geçen yıl eşini kaybettikten sonra Sarnıç mezarlığına sık giden dostumuzdu.
Her gidişinde de mezarlığa yakınlarını ziyarete gelenlerin otobüsten mezarlığa kadar uzun bir mesafeyi yürüyerek gitmek zorunda kaldıklarından söz etmişti.
Oysa Sarnıç otobüsleri mezarlığın yakınından geçse bu sıkıntı yaşanmayacak, insanlar uzun bir mesafeyi yürümek zorunda kalmayacaktı.
Neyse ki bu haklı talep ESHOT yöneticileri tarafından karşılandı.
Artık Sarnıç otobüsleri mezarlığa daha yakın mesafeden geçecek.
Bu bilgi Faruk Bey’e resmen bildirildi.
Bunun için ESHOT Genel Müdürü Övünç Özgen ile Gn. Md. Yardımcıları Ceyhun Minareci ve Ferit Yüzer’e teşekkür etmek gerek.
Belediyeleri çoğunlukla eleştiriyor, vatandaşın talebine duyarlı olunması konusunda uyarıyoruz.
Bu kez bu duyarlılığı ESHOT yöneticilerinden gördük.
Dileriz bu tutum diğerlerine de örnek olur.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26649507/salim-cetin/yazlar-biter-guz-gelir














