GERÇEK KAYYUM TANIMAZ
Bir televizyon kanalına kayyum atandı; TELE1.
Açık söyleyeyim, çok izlediğim bir kanal değildi.
Yayın politikası dünya görüşümle uyuşmuyordu.
Ama bir renk, aykırı bir ses, muhalif bir duruştu.
Ve o duruş, yıllardır iktidarın en çok kaçtığı şeydi.
Kayyum kararı, bir fikre, bir dirence, bir kamu vicdanına yöneliktir.
Çünkü TELE1’in yaptığı şey, “yalanın tavan yaptığı bir çağda” gerçeği hatırlatmaktı.
Sulh Ceza Hakimliği kararıyla TMSF, televizyonun yönetimine el koydu.
Gerekçe mi? “Casusluk soruşturması”ndan türetilmiş bir kurgu.
Yani bir kez daha “ulusal güvenlik” maskesiyle demokrasiye hançer saplandı.
Bu ülkede artık gazetecilik bir suç, yandaşlık bir kariyer haline getirildi.
Tele1’i susturmak aslında halkın hafızasını karartmak.
Çünkü Tele1, beğen beğenme geniş bir “bellek”ti.
Bu ülkede kimler hapse atıldı, kimler aklandı, hangi vakıf hangi arsayı aldı, kim kimin yakınındaydı, hepsinin kaydı oradaydı. Ve bu kayıt, sarayın en korktuğu şeydi.
Medya tarihimizde bu ilk değil.
Bugün Tele1’e kayyum atandı, dün İMC TV kapatılmıştı, Hayatın Sesi susturulmuştu, Özgür Gündem mühürlenmişti.
Her dönemde, iktidar “televizyonun fişini çektiğinde” halkın aklını da kapattığını sanıyor.
Sorulması gereken soru şu. Bir televizyon kanalının yönetimini elinden almak hangi hukuk normuna sığar?
Basın özgürlüğünü korumakla yükümlü bir devlet, neden eleştiren sesi susturur?
Yanıtı çok basit. Çünkü “bağımsız medya” artık devlet için değil, halk için tehlikeli görülüyor.
Yargı bağımsızlığının yerini “talimat hukuku” almış durumda.
Bugün kayyum atayan yargı, yarın hangi kalemin ucuna el koyacak?
Gazeteciye, yazara, sanatçıya mı?
Belki bir gün bizlere “düşünme kayyumu” da atanır.
Ama tarih şunu şöyler.
Her baskının sonu özgürlükle biter.
Her sansür, sonunda kendi karanlığında boğulur.
Bugün Tele1’in ekranını mühürleyenler, yarın halkın vicdanında mahkum olacak.
Çünkü bu ülke, yalanın değil gerçeğin üzerinde duruyor.
…Ve gerçek, kayyum tanımaz.”
…
YERLİ VE MİLLİ CASUSLUK
Bugün başlatılan casusluk soruşturmasında,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “İstanbul Senin” uygulamasına bağlı Hanem platformunda
11 milyon vatandaşın verilerinin sızdırıldığı iddia edildi.
“Sızdırdı” diye suçlanan şirket kim çıktı dersiniz?
Teknofest ödüllü, veri güvenliği kahramanı: Kobil Teknoloji!
Evet, yanlış okumadınız.
34 gün önce veri güvenliği madalyası alan şirket,
bugün veri sızıntısı şüphesiyle soruşturma geçiriyor.
İşte size yerli ve milli absürtlük!
Siyasi rakibini itibarsızlaştırmak için kurulan kurgular artık Hollywood senaryosunu aratmıyor.
Birileri belli ki şunu düşünmüş.
“Madem sandıkta yenemedik, bari IP adresinden yakalayalım!”
İşin ironisi şu.
Bu şirket, TürkPatent ISIF 25 Uluslararası Buluş Fuarı’nda
“Veri Güvenliği Başarısı” nedeniyle bronz madalya almış.
Yani bir yanda madalya, öte yanda fezleke.
Bir yanda “sızdırmazlık sertifikası”,
öte yanda “veri sızıntısı” iddiası.
Leonard Cohen ne güzel söylüyordu.
“Herkes biliyor, geminin su aldığını
Herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini
Ve herkes biliyor, zarların hileli olduğunu”















