İzmir Kent Konseyleri Birliği’nin toplantısı için Kasım’ın 20’sinde Karşıyaka’daydım.
“Bu, Kent Konseyleri Birliği de nedir?” diye sorarsanız, söyleyeyim.
Belediyelerdeki kent konseylerinin üst örgütlenmesi.
Buna da 2015’te rahmetli Adnan Akyarlı’yla şimdi CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Murat Bakan öncülük etmişti.
İşte o günden beri bu birlik, belli aralıklarla bir kent konseyinin ev sahipliğinde toplanıp deneyim paylaşıyor, yapılacakları tartışıyor.
Bu toplantı da bu bağlamda yapılanlardan biriydi.
Ben ise Karşıyaka Kent Konseyi’nin çağrılısı olarak yani misafir kontenjanından oradaydım.
***
Arkadaşlar, benim uzun süre kent konseylerinde çalıştığımı bildiklerinden bu daveti yapmış olmalılar.
O halde bana düşen görev hem Konak hem de Karabağlar Kent Konseylerinde bulunmuş, kuruculuğunu da yapmış biri olarak düşüncelerimi paylaşmak.
İlhan Tekeli Hoca’nın kulakları çınlasın, katılım konusunda onlarca şeyi ondan hem okumuş hem de dinlemiştim.
“Günümüzde temsili demokraside yaşanan kriz ancak katılımcı demokrasiye geçişle aşılır.” derdi Tekeli Hoca.
Dolayısıyla katılımcılık hem bireysel hem de toplumsal öneme sahip bir kavram.
Toplumsal açıdan demokrasinin karakterini belirliyor; çoğulcu, şeffaf, hesap verilebilirliğin ön koşulu.
Bireysel açıdan ise yurttaşın kendini önemli görmesinin anahtarlarından biri. Her düzeydeki kararlarda pay sahibi olması ona mutluluk veriyor.
***
‘90’lar, çoğumuz için katılımcılığın tartışıldığı yıllardı.
Hatırlayın, Yerel Gündem 21 programı ve onla birlikte ‘yönetişim’ kavramı hayatımıza girmişti.
Kavramın bir yanı, kararların dikey bir hiyerarşik yapı içinde alındığı tekçi bir anlayışa karşı çıkmayı öngörüyordu.
Bu konunun iyi yanıydı.
Öbür taraftan ise Neoliberal sistemin, toplumdaki çelişki ve sınıf farklılıklarını görünmez kılmak için bu kavramı dolaşıma soktuğu yönündeydi ki bu da negatif yanıydı.
Yıllarca bunlar tartışıldı.
Sonra 2006’da Kent Konseyleri oluşturuldu.
Kentteki çoğul yapının gönüllü olarak içinde yer alacağı bir kurumdu kent konseyleri.
Buradan çıkacak öneri ve düşünceler, belediye başkanına ilham verecek, pek çok proje yurttaşın da katkısıyla hayata geçecekti.
Bazı başkanlar bunu içselleştirdi, pek çok başkan için ise bu gereksiz bir işti.
Eğer bir karar alınacaksa bunu kendisi alırdı ve bu tartışılmazdı.
***
Aslında buna benzeyen katılımcılık karşıtı anlayış dünyada da epeydir tartışılıyor.
Bu anlayışa göre; müzakere etmek, birlikte karar vermek boşa harcanan zaman ve dahası romantik bir çabadan öteye bir şey değildir.
Otoriter ve tek adam yönetimlerinin çoğalması bunun kanıtı.
Bu durumda katılımcı demokrasi nasıl gelişecek ve buna sevgili hocam İlhan Tekeli şimdi ne diyecek, bilmiyorum!
GENE DE İYİMSERİM!..
Bütün bu olumsuzluklara karşın katılımcılık konusunda yerel yönetimlerde olumlu gelişmelerin olmadığı söylenemez.
Bu açıdan kent konseylerinde yavaş da olsa işleyen bir ağ sistemi var.
Tartışılan, dile getirilen konuların belediye bürokrasisine ulaşmayacağına ihtimal vermiyorum.
Ancak yeterli mi?
Tartışılır.
***
Üzerinde durulması gereken bir başka nokta da kent konseylerine yüklenen işlevin yeniden ele alınmasıdır.
Bilindiği gibi kent konseyi denilince akla katılım konusu gelir.
Oysa günümüz dünyası, katılım konusunda farklı seçenekleri önümüze koyuyor:
Dijital olanaklar, bilgilendirme toplantıları, anket çalışmaları gibi seçenekler.
Dolayısıyla bu konuda kent konseyleri tek seçenek değil artık.
Bunun yerine bu kurumlar kentteki farklı kesimleri bir araya getirip kentin canlılığını ve ritmini yakalamada sanki daha başarılı.
Karşıyaka kent konseyine ne zaman yolum düşse oradaki farklı insanların heyecanlarına tanık oluyorum.
Kimi gençlerle ilgili bir etkinliğin içinde, kimi kadınlar, kimi engelliler için çalışma gerçekleştiriyor.
Sadece bunlar da değil; müzikten dil kurslarına kadar onlarca değişik etkinlik yelpazesini görmek mümkün orada.
Bu bana bir miktar kültür müdürlüğünün çalışmalarını anımsatmıyor değil ancak gene de ikisi arasında fark var.
Kent konseyinde sanatsal nitelikten çok sosyal olan önde.
Dil kursları da var, Attilâ İlhan adıyla kurulmuş sanat müziği korosu da hatta mahalleleri anlatan kitap tanıtımları da…
Belki yurttaşların bir araya gelmesi, orada sosyalleşme olanaklarını aramaları bile düşünülebilir.
Bana anlatılan, bir Parkinson hastasının halkoyunları kursuyla bu hastalığı yendiği yönündeydi.
Gene çok beğendiğim bir etkinlik koronun körfez vapurunda büyük şair Attilâ İlhan anma etkinliği yapmasıydı.
Koca şair, Karşıyaka’dan Konak’a, çalıştığı Demokrat İzmir gazetesine her gün 08.40 vapuruyla gidermiş.
O günlere atıfla şaire gösterilen sevgi ve saygıyı Karşıyaka’nın her mahallesinden yurttaşın bir araya geldiği kent konseyinin bir çalışmasında görmek ne güzel!
Toplantının açış konuşmasında biri kent konseyleri için kentin ritminin attığı yer tanımlaması yapmıştı.
Bana göre de bu, kent konseylerinin katılımcılığı besleyen yanına eklenecek en iyi tanım olmalı.
Siz ne dersiniz, yanılmış olabilir miyim?
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26911997/salim-cetin/yine-katilim-meselesi














