Salim Çetin’in 21 Temmuz 2023 tarihli Yenigün Gazetesi’ndeki köşe yazısıdır.
Jules Verne’in Keraban Ağa’sını bilir misiniz?
Ben kısaca özetleyeyim:
Roman;1 1883’ün İstanbul’una, Hollandalı tütün tüccarı Van Mitten ve uşağı Bruno’nun gelmesi ve sonra Keraban Ağa’yla buluşmasıyla başlıyor.
Keraban Ağa, Hollandalı misafirlerini İstanbul’da gezdirdikten sonra akşam Üsküdar’daki konağına götürecektir.
Dönem, 2. Mahmut dönemidir ve 1883’ün Ramazan ayıdır.
Tam da o gün Bağaz’daki ulaşımı sağlayan teknelerin geçişlerine 10 paralık vergi konulmuştur.
(Acaba Keraban Ağa bugünleri görseydi ne derdi?)

***
Ve Keraban Ağa bu vergiyi duyunca cinleri tepesine çıkar, vermemenin yollarını arar.
Vergi verilmeyecektir ama Boğazı nasıl geçecektir? Çünkü konağı Boğaz’ın öbür yakasındadır ve başka yol da yoktur.
O, yolu bulur: Boğazı geçmeyecek bunun yerine; Trakya, Balkanlar, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan’ı dolaşacak, oradan Erzurum tarafına geçip Anadolu’yu kat ederek konuklarıyla birlikte Üsküdar’daki konağına varacaktır.
Keraban Ağa, konuklarını da alır ve başlar bu geziye.
Bu inat gezisi, böylece tam bir ay sürecektir.
10 paralık vergi için.
Değmez mi, değer!
***
Romanı gençliğimde okumuş, nerdeyse unutmuştum.
Gazeteci Nâzım Alpman’ın bir yazısı bana yeniden hatırlattı.
Alpman, bu inadın yol haritasını çıkarmış ve bunu bir belgeselin konusu yapmıştı.
O yazısı da bu inatçı Keraban Ağa’nın gittiği yerler, belgeselin oralardaki çekimlerine ilişkindi. Romanya’dan başlayıp Gürcistan, Erzurum ve oradan Üsküdar’a gelişi içine alan uzun bir yol haritasıydı.
***
Gördünüz mü, iyi bir gazeteci ve iz sürebilen nitelikli bir okur ne güzel işler çıkarabiliyor!
Ama bize bugünlerde önemli görünen, Keraban Ağa’nın sürdürdüğü inat…
Ve galiba hepimize Keraban Ağa’nın bu inadından bir miktar lazım.
Çünkü hepimizde ‘Muharebeyi Kaybetmiş Bir Komutan’ psikolojisi var.
***
Hak hukuk demişiz, olmamış; ekonomi böyle olmaz, demişiz, anlayan çıkmamış; demokrasi demişiz, “O da ne?” diyenlerin sayısı katlanmış.
Kendi mahallemizdekilere güvenmiş, bunlar çözer demişiz, onlar da fos çıkmış!
Eh bundan daha iyi bir ‘muharebe kaybetme’ yolu da yoktur herhalde!
***
Tam da bu ruh halindeyken İz Gazete’de yazılarını hep severek okuduğum, gazeteci Öncel Öziçer’in; kedisi Okşan’ı anlatan, onunla olan sevgi ilişkisini içeren yazısı ilgimi çekti doğrusu.
Öziçer, Okşan kedisinin başına buyuruk hallerini sıralıyordu o yazıda.
Öyle ki Okşan, arada evden kaçıp birkaç gün sonra tekrar dönüyormuş.
Üstüne üstlük öyle eyvallahı olan, kendisine verilen yiyecek için uzun boylu bir minnet duygusu da taşımıyormuş.
Bakar mısınız?
Diğer kedilerle olan ilişkisi de ilginç, mücadele edeceği zaman usulca sıvışıp ortadan kayboluyor.
Öziçer’in deyişiyle bu ‘Senle uğraşmaya değmez.’ ya da ‘Ben bu işe gelemem!’ anlamına geliyor.
Gördünüz mü? Montaigne demişti ya “Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.”2 diye.
Sanki Okşan için söylenmiş…

***
Bu günlerde bize de bir kedi konuk geldi; adı, Şans.
Ama doğrusu Öziçer’in kedisi gibi değil o! Verdiğimiz yiyeceklerden sonra gözlerindeki sevgi bakışı öyle içten ki.
Dışarıyı istemiyor değil, bazen bahçeye çıkarıyoruz ama zaten doğasında olan bir özellik.
Biz onu eve hapsetmişiz.
Her neyse…
Şans, daha küçük. Bakarsınız o da değişime uğrar; mücadeleden kaçan biri oluverir, hoyratlaşır. Ama şimdilik verdiğiniz sevginin karşılığını veriyor, patilerini uzatıp dokunuşuyla, kucağınıza atlayıp kendini sevdirmesiyle…
Şimdilik görünen o ki Okşan gibi değil.
Olursa da kendi bileceği iş, o kaybeder!

Okşan
***
Gerçi ben bunları niye yazıyorum ki benim derdim kedilerde sevgi meselesi değil ki!
Peki ne?
Yılların gazetecisi Öziçer, kedisiyle ilişkisini yazdıktan sonra, o da ‘muharebeyi kaybeden’lerden olduğu için, ‘Artık ben de takmayacağım, yeter gayri!’ demeye getiriyordu sözü.
Okşan öyleydi ya!
Haksız mı?
Sanmam.
***
Hepimiz, en çok da yazılarıyla kamuoyuna seslenmiş olanlar bundan haklı olarak muzdaripler.
Çünkü onlar yazdılar, çizdiler iyliğin peşinden koştular…
Ve fakat sanki kötülüğün sıradanlığı inatla direndi, ‘Ben buradayım!’ dedi, ‘Öyle mutlu olmanın, demokratik bir ülke kurmanın yollarını açamayacaksınız!’
Ve kazandı.
Ne yapalım kazansınlar!
Ama biz Keraban Ağa’nın inadına sahibiz; hep iyiliği, güzelliği, barışı toplumsal huzuru isteyeceğiz.
İnatla bunu talep edeceğiz, yazılarımızla, oyunlarımızla, sanatımızla gazeteciliğimizle…
Gerekirse Üsküdar’a ta Kırım’ı, Gürcistan’ı dolaşarak gideceğiz.
Ne yapalım bizim yolumuz ne zaman kolay oldu ki!
Her seferinde ‘kötülüğün sıradanlığı’ kazanacak değil ya!
………………….
1 İnatçı Keraban, Jules Verne, Çeviri: Nihan Özyıldırım, roman, İthaki Yayınları, 2002
2 Denemeler, Montaigne, Derleyerek Çeviren: Sabahattin Eyuboğlu, deneme, T. İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, 26. Basım: Ocak 2015, s.4
Okşan, Fotoğraf: Öncel Öziçer
KAYNAK: https://www.gazeteyenigun.com.tr/keraban-aganin-inadi














