Bazen bir canlının ölümünden geriye sadece belgeler kalır. Damgalı kağıtlar, karne fotokopileri, teslim tutanakları, sistemde atılmış bir çip.
Yani adı konmamış ama tanıdık bir kategoriye ait; Faili meçhul.
Datça’da kısırlaştırıldıktan iki gün sonra ölen Tarçın ile ilgili belediye veterinerinin resmi cevabı steril bir dilde yazılmış.
Her satır prosedür, her cümle yönetmelik.
Duygusuz, resmi, sıradan.
“Maması yenmiş, suyu içilmiş, sahiplendirme tamamlanmış.”
Peki ya sonrası?
Ölümün nedeni bilinmiyor!
Soran da yok.
En acı olanı da bu zaten.
Çünkü canın değeri, bazen sadece ‘sahipli mi, sahipsiz mi’ diye soruluyor bu ülkede. Sahipliyse toprağa gömülmesine izin veriliyor. Sahipsizse yasal işlem bile sayılmıyor.
Belki de asıl mesele, bir canın ameliyat edildikten iki gün sonra neden öldüğünü değil, neden kimsenin bunu merak edip sormadığı.
Bir sistem, en çok korumasız olanı koruyamıyorsa, sadece yazışmalardan ibarettir. Tıpkı Tarçın’ın hayatı gibi.
Bir evraktan, bir çipten, bir ölüm haberinden ibaret…
Ve resmi tutanaklara geçen bir “faili meçhul.”

***
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), yurt genelinde üç gün sürecek sağanak uyarısında bulundu.
Bir gün sonra Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın talimatıyla Türkiye’nin tüm kentlerinde 90 bin camide yağmur duası yapıldı.
İlginç bir zamanlama.

***
ANAYASA
Seçme hakkın var ama seçtiğini görevden alırlar.
Grev hakkın var ama hemen yasaklarlar.
Sendika hakkın var ama patron anında işten atar.
Angara’da Anayasso
Ellerinden öpiy Hasso.
***
GERÇEĞİN KANAT SESLERİ
Datça’yı yönetenler kendilerini ziyarete gelen hemen herkese kulak vermek yerine, kulaklarını İbibiklerin ötüşüne kapatmaya çalışıyormuş.
“Gerçek olmayan haberler yazılıyor” diyorlarmış.
Ah, şu gerçek denen şey… Herkesin aynasında başka yansıyan, ama belgede, tanıkta sabit duran hakikat.
Öncelikle bir açıklama yapalım. “İbibik”, sadece bir kuş değil, aynı zamanda bir metafor.
Kimi zaman gölgede kalmayı seçen bir yurttaşın vicdanı, kimi zaman adını vermekten çekinen bir esnafın iç sesi. İbibik, gerçeklerin üzerini örtmeye çalışan sisin içinden geçip gelen, rahatsız edici ama gerekli bir sestir.
Üstelik bu ötüşler rastgele değildir. Her haberin ya bir belgesi, ya da bizzat tanığı vardır.
Hatta belediye binasında da cesur İbibikler uçuşuyor.
Mesela o çok konuşulan veteriner alımı. Torpilin belgesiyle gelen İbibikler oldu. Şartnameye özel madde konmuş, üstüne üstlük bir belediye çalışanının ikametgâhı kullanılmış.
Mesela haraç keser gibi bağış alımı.
Sormak gerekiyor. Bunlar yalan mı?
Yalansa buyurun, adliyeler orada.
Bir metnin doğru olup olmadığını anlamanın yolu ziyaretçi sohbetleri, fısıltılar değildir.
Ya tekzip yayınlanır, ya da savcılığa gidilir.
Gazeteciliği dedikoduyla karıştırmamak gerekiyor. Çünkü dedikodu kulağa fısıldanır, gazetecilik kamuya duyurulur.
İyi ki İbibikler var. Onlar sayesinde öğreniyoruz çok şeyi.
O yüzden kimse İbibiklerden korkmasın. Çünkü onlar yalanı değil, hakikati öter.
Ve biz, onların her ötüşünde burada olacağız.
Defterimiz açık, kalemimiz keskin, hafızamız diri.
Doğruya doğru.
Yanlışa yanlış.
Gerekirse alkışlarız, gerekirse eleştiririz.
Yakında yüzlerce İbibik’in haber taşıdığı bir gazetemiz de olacak.
Dev bir hakikat ordusuyuz.
Yaşasın İbibikler.
İbibikler.

***
Futbolda yenilmek de var, turnuvalardan elenmek de… Ama bu kadar silik, bu kadar ruhsuz oynamaya kimsenin hakkı yok. Hele ki Beşiktaş formasını taşıyanların hiç yok. Taraftar sezona yürekten bir hikâye yazma umuduyla girdi. Umudu diri tutan, belki de o ilk düdükle başlayan düşlerin bir gün gerçeğe dönüşebileceği inancıydı. Ne yazık ki, o umut daha yolun başında, sahada yitip gitti.

***
Kurumlar halkla ilişkilerle kendini savunur, trol ordularıyla değil.
Ama siz de, size yakın olanlara “Çok üstümüze geliyorlar. Hadi sosyal medyada bizi savunun” diyorsanız, kusura bakmayın, yöntem tanıdık.
Bir nevi küçük ölçekli AKP modeli.
Bari maaş da bağlayın, tam olsun.

***
MÜJDELER OLSUN
İbibiklerin gazetesi “Datça’nın Sesi” fırına girdi.
Yakında taze taze çıkacak.
Nerede talan, nerede işgal, nerede haksızlık, nerede torpil, nerede usulsüzlük, nerede kamu çıkarı var, o orada.
Ne reklam kokan balon haberler, ne eyyam dolu satırlar, ne de “aman bize dokunmasın”cı manşetler.
Gerçek neyse o
Alkış da var, eleştiri de.
Nalına da, mıhına da.
Dobra dobra.
Güç çevrelerinin çıkarları değil, mesleğin kuralları geliyor.
Sponsor kabul etmez.
Reklam almaz.
Üstelik bedava.
Hem internette, hem sosyal medyada, hem de isteyenin e-mailinde.
İbibik hızıyla.















