Şehirlerin bazı sokakları vardır; mülteci bir yalnızlık kokar.
Yürüdüğün kaldırımların taşları, eski adımların izlerini taşır hâlâ.
Her köşe başında bir hikâye durur, bilmediğin, dokunamadığın.
Ve sen, her adımında biraz daha silinirsin bu sessizliğin içinde.
Bazı zamanlar vardır, gökyüzüne bakar, göç eden kuşları izlersin.
İçin cız eder;
“Bir kanadım olsa da ben de uçsam,” dersin kendi kendine.
Ama bilirsin, kanat değil eksik olan,
gidecek yerin yoktur.
Kuşlar, hadi iyisiniz, kış geliyor zaten…
Çoğunuz çoktan göç etti bile.
Ya biz ne yapalım, kanatsız kaldık bu ellerde!
Rüzgârın yönü değiştikçe, yüreğimiz üşür,
göğe değil, yere çakılır umutlarımız.
Ucundan köşesinden biraz mutluluk çaldık bugün.
Güneşin yüzünden, denizin tuzundan,
bir dostun kahkahasından…
Belki kısa sürdü, ama içimiz ısındı,
bir anlığına bile olsa, dünyaya ait hissettik kendimizi.
Hava öyle güzel ki şimdi,
aşık olsam bir deniz kenarına insem,
elimde şarabım, yanımda sevdiğim olsa…
Başımın üstünde martılar,
ayaklarıma vuran utangaç dalgalar…
Ah, bir olsa, bir kere bile olsa.
Bilir misin, ben en çok gelen yolcu salonlarını severim.
Orada akan gözyaşları ayrılıktan değil,
insanın içini ısıtan kavuşma sevincinden…
Adımlar telaşlı, ama yüzlerde güneş var,
bir zaman sonra her şey eski yerine dönüyor gibi.
Ve sen, bu şehirde, bu sokaklarda,
birkaç göçmen yalnızlık arasında yürürken,
içinden geçer düşünceler:
“Belki bir gün, kanatlarımız olmasa da,
uçmayı başarırız.”
Ama işte o an,
martılar bir kez daha başımın üstünde süzülür,
rüzgâr ayağımı yalayıp geçer,
denizin tuzlu kokusu buram buram sarar beni.
Ve anlarım ki,
gözlerimde parlayan kısa bir mutluluk bile,
bizi bu yalnız şehirde,
hayatta tutmaya yeter.
Bir kez daha,
uçmayı öğrendiğimiz gün gelene kadar….
İ.akan














