Yıllar üzerimden çiğneyerek, eze eze geçtikçe daha bir huzursuzlanıyorum galiba. Ardı ardına sorular üşüşüyor beynime şu sıralar ve yaşamımdaki her süreci daha çok, daha acımasız sorgular oluyorum. İçime dışıma, üstüme başıma bakıyorum. Giderek daha mı çok kirleniyoruz ya da kirliliği yadırgamadan, hiç ama hiç rahatsızlık duymadan bir şey yokmuşçasına, üstelik kimi de gururlanarak daha cafcaflı bir hayat sürdüğümüzü mü sanıyoruz? Giderek çok daha ilkelleştiğimizi, vicdanımızı, adalet duygumuzu yitirdiğimizi düşünüyorum nedense. Daha kolay yalan söyleyen, ahlaksızlığa meyilli, kötülerden yana oynayan bireylere mi dönüşüyoruz yoksa? Çıldırtan bir duyguyla uykularım kaçıyor geceleri.
Şu geride bıraktığımız 2024 yılı kadar bu toplumu yıpratan başka bir yıl olmamıştı hiç. Ki ben 27 Mayısları yaşadım, 12 Martları, 12 Eylüllerin o karanlık günlerinden geçtim. Üç erkek kardeşimin tutuklanarak hapse atıldığı, kansız bir başçavuş tarafından ve yine annemin gözleri önünde karıncayı bile incitmeyen kardeşimi yere yatırıp tekmelemeye kalkışını, o 47 kiloluk annemin nasıl anaç bir şahin gibi başçavuşun üzerine atılıp kolundaki sırmalarını sökerek o yerde yatan evladını kapışını hatırlıyorum. Avluda bulunan teğmen de askerlerini toplayarak çıkıp gitmişlerdi avludan. Sıcak bir savaşın içindeydi ülke. Ama yine de şimdiki kadar sinmemişti şu toplum, yine de bu kadar sağır, kör ve iradesiz olmamıştı. Biz nasıl bu hale geldik, bizi kimler, nasıl bu hale getirdiler hiç düşündünüz mü? 2024’ün gidişini işte bu utanç içinde kutladım ben.
Sahi biz çelik çomak, sobe, yakar top oynarken daha mı bir paylaşımcı, barışçıl, daha mı devrimciydik yoksa? O annelerimizin bize sürdüğü salçalı ekmeklerden, “azıcık ısırabilir miyim” diyerek hiç tereddüt etmeden uzattığımız o ekmeği şimdi neden esirgiyoruz birbirimizden. Sevgiden, merhametten neden bu kadar uzaklaşıp ilginç birer yaratığa dönüştük? O henüz sekiz yaşındaki Narin kızımızın ailesi tarafından, onu dokuz ay karnında taşıyan kadının kızını salt bir suçtan sıyrılmak için nasıl kurtların önüne attığını hep birlikte gördük ve koca bir köy cinayetin tüm ayrıntılarını bildiği halde tek söz söylememesi neyin ifadesidir? Kim, hangi zorba güruh bu toplumu bir anda şu korku çemberinin içine aldı sorarım size? Hani nerde o altı yüz yıllık devlet geleneği, devlet adamlığı, adaleti, insanlığı nerede? Bu gün kaç kişi cesaretle yapıyor bu sorgulamayı doğrusu hala merak ediyorum.
Gelelim Sol kesime, o 50, 60, 70lerde, tarih yazan, onca kurban veren Türk soluna. Onlar nerede, neden bu kadar küskünlük, geriye çekilme, korku; ne oldu o sol yanlarındaki cevhere. O ateşli, ortalığın “Emek ve Özgürlük” çığlıklarıyla evreni inlete inlete atılan sloganlara?… Evet, SOL nerede?
Tabi ki, eğer tarihi okumayı bilmezseniz her zaman o tarihi yazanların gerisinde kalırsınız…
Beni en çok derinden etkileyen, acıtan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu şu laik Türkiye Cumhuriyeti’ni koca bir toplum olarak koruyamamış olmamız. Bir avuç yoksul insanın o en çaresiz sürecinde tüm emperyalistlerin paylaşmak için üşüştüğü bu topraklardan yepyeni bir devlet yaratan ATATÜRK TÜRKİYE’sine ve onun ilke ve inkilâpkarına sahip çıkamamak nasıl bir duygudur bileniniz var mı? Muhalefetin küçük saray oyunlarıyla, iktidarın en zayıf olduğu bir noktada seçimi kaybetmesi nasıl bir gafletin uykusudur? Bana göre bu gün bu ülkeyi bu noktaya getiren ana muhalefetin duyarsız, öngörüsüz yaklaşımlarından başkası değildir. Eğer 22 yıldır rakibini tanıyamamış, ya satılmıştır ya da politikayı bir oyun sanmaktadır. Şu an son yerel seçimlerden sonra bile, üstünlüğü elde etmesine karşın, hala gündemin oluşmasını iktidarın bırakması tam bir utanç sahnesidir.
Muhalefetin garip iç kavgalarını, koltuk çekişmelerini, kırk yıldır kendilerine bir lider çıkaramamış olmaları ise ayrı bir konu. Felâket tellalı olmak istemiyorum ama önümüzdeki seçimlerde de ellerinde iki başarılı aday olduğu halde yine o çirkin iç kışkırtmalar, ayak oyunları, kararsızlıklar, yersiz kibirli tavırlar yüzünden bu maçı da kaybetmelerinden korkuyorum.
Çünkü ülkenin bu önümüzdeki seçimleri kaybetmesi demek, artık Türkiye Cumhuriyeti varlığının tarih sayfasından silinmesi demektir. Ana muhalefet, bundan böyle gözünü sağ seçmenden çekip, laik, demokrat, insani değerlere önem veren erdemli, aydın seçmenlerin, bireylerinin haykırışlarına, feryatlarına, söylediklerine kulak vermelidir… İşte son seçimlerde de gördünüz, muhalefetin verdiği onca milletvekili bugün iktidarı güçlendirmekten başka bir işe yaramadı.
Saygı ve içtenlikle.
1 Ocak 2025 – Ali Özenç Çağlar














