Eskidendi, henüz evlerimizde televizyon olmadığı, radyo dinlediğimiz, yaz akşamlarında evimizin terasında, sokakta kapınızın önünde komşularımızla oturduğumuz, ev yapımı limonataların, vişne şerbetlerinin ikram edildiği yıllardı. Sokaktan eve girmeyi bilmezdik, ancak babalar işten eve döndüğünde akşam sokağa çıkma yasağı başlardı. Eve konuk geldiğinde yada başka komşuya gittiğimizde bu yasak delinir, sokaklar yine bizim olurdu.
Nevzat usta karşı komşumuzdu, oto elektrikçisiydi. Açık kasalı bir kamyonu vardı. Yaz aylarının pazar günleri tüm komşularımızla birlikte kamyon kasasına yan yana dizilirdik. Yol boyunca kahvaltı ufak tefek atıştırmalar ile geçiştirilir, şarkılar türküler bir ağızdan söylenirdi “ dol karabakır dol” en bilindiğiydi, müziğini severdim, ama sözlerini pek de anlayamazdım.
Yolculuğumuz Kahramanlar semtinde başlar, Çeşme Boyalık’a kadar sürerdi. O yıllarda çevrede tek tük serpilmiş evler, ardıç ve sığla ağaçlarından başka bir şey yoktu. Turkuaz renkli denize girmek için sabırsızlanırdım. Ama önce bir ağaç altına kilimimizi serer, soframızı kurardık.
Deniz, doğa, komşularımız, ne kadar da güzeldi. Denizden çıkmayı bilmezdik. Sofrada anlatılan “en güzel anılar” ı dinlerdik, adını anımsayamadığım bir komşumuz Karadeniz fıkraları anlatırdı hep. Temel ile Dursun’u, Fadime’yi çocuk yaşlarda tanımış, sevmiştim.
Haftasonu gezimizin maliyeti evden getirdiğimiz yiyecekler ve aramızda bölüştüğümüz yakıt parasıydı yalnızca. O yıllarda biiçç henüz icat edilmemişti. Tüm kıyılar halkındı. Müzik sesi duyulmazdı. Almanya’dan gelen Blaupunkt teybimizin sesi duyacağımız kadar ancak çıkıyordu zaten. Babam Ruhi Su severdi, dinlerdik birlikte. Akşama yakın mıntıka temizliği yapılır, etraftaki çöpler toplanırdı. Kilimi katlayıp kamyona koyduk mu, eve doğru serin bir yolculuk başlardı. Şarkılar sürerdi “ domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı, Nevzat Usta mahallenin yıldızı yıldızı”.
Şimdilerde bir biiçç faturası, kasa fişi paylaşma modası başladı. Uffff, vayyy be diyoruz rakamları görünce. Kim nasıl öder bu paraları diyerek hayretimizi katlıyoruz? Belki de 85 milyonluk ülkede 50 bin kişi bu biiçç lerede zaman ve para harcıyor. Görmek ve görülmek istiyor. Belki de hesap pusulasını paylaşarak “ ben bunu ödeyebilirim” sorun yok, diyor. “ Siz düşünün” diyor. Okuyoruz, biiçç girişlerinde neredeyse sınav yapılıyor, üst ve çanta araması yapılıyor, sosyal medya sorgulaması yapılıyormuş. Kılık, kıyafet ve makyajı uygun bulunmayanlar içeri alınmıyormuş. Tüm bu aşamaları geçenler gurur ve kibirle, küçük dağların yaratıcısı modunda sezlonglarına, şalelerine yerleşiyormuş. Eh artık buzlu smootie yudumlamak onların hakkı. Üstüne binlerce lira ödemek, giriş sınavını geçmenin yanında hiçbir şey değil sonuçta onlar için. Ertesi gün ödeme belgesini de sosyal medyada paylaştın mı tamamdır.
Plajları ile dünyaca ünlü Brezilya’ya gitmiştim. Sao Paolo’dan Rio’ya kadar araba kullanmıştım. Yüzlerce kilometre boyunca her yer kumsal ve plaj, üstelik hepsi parasız. Devletin kesin yasaları, kuralları var. Sahiller halkın ve parasız. Şezlonglar konmuş, ücretsiz. Büfeler eşsiz lezzetli meyveli içecekleri, balık, meze gibi yiyecekleri oldukça uygun fiyatlara satıyorlar. Tek ricaları oluyor; “ Bu güneşlik ve şezlongları kullanabilirsiniz, bizden alışveriş ederseniz seviniriz” Ne güzel, sınavsız hizmet konforunu yaşamak. Bu plaj ayrıcalığı tüm halka ve turistlere eşit sunuluyor. Sosyetik Copacabana ve İpenema plajları da tamamen ücretsiz.
Şimdi komşumuz Yunanistan’da bir “havlu hareketi” başladı. Havlusunu alan ücretli plajlarda sahile bedavadan seriyor. Kimse de bir şey diyemiyor. Tamamen yasal bir halk hareketi, gün geçtikçe daha organize oluyorlar, havlulu kalabalıklar büyüyor.
Bizde de sahiller halkın, önceden 100 metre olan serbest alan şimdilerde 50 metreye düşse de o kısım halkın kullanımına açık, parasız. Ama etrafını çevirip para alıyorlar. İnsanlar da kuyruğa girip ödüyor. Arz ve talep bir yerde dengeleniyor gibi görünse de gönlüm bu işe razı değil. Gençliğimizi apolitik ortamlarda oyalamak en çok arzu edilen şey gibi duruyor. Oysa Gençlik ve Spor Bakanlığı neden var? Bakanlığın onlarca kamp tesisi neden yapılmış? Laf sırası gelince “terörist ülke” falan demişlerdi Küba için. Küba tüm dünyadan gençleri ülkesinde “Gençlik Kamplarında” topluyor. Kamplarda şeker kamışı tarlalarında sabahın 5 inde çalışma da var, deniz, güneş zamanı, yemek öğünleri, akşam kumsal eğlenceleri de var, kitap okuma saatleri, satranç turnuvaları da var. Böyle bir kampa kabul edilmiş fakat 50 li yaşlardayım, şeker kamışı tarlası olmasa olmaz mı demiştim. Ama “ Che de bu tarlalarda çalıştı yoldaş” yanıtını almıştım. Çare yoktu.
Zaman ve yıllar hızla geçiyor, dünya farklı yönlere evriliyor. Ülkemizde “Keşke orada dursaydı zaman” diyeceğimiz noktaya geldik. Geçmişi özlüyoruz.
Bu gidişle” üzerine şıp diye damlayacak çadır da “ kalmayacak.














