Sohbetlerde sıkça sorulur: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Filistin’e gitti mi ve neden gittiler?
Filistin’e Deniz, Yusuf ve Hüseyin THKO’nun bu nüvesini oluşturan 15 kişilik bir grup olarak (Yusuf Aslan, Mustafa Yalçıner, Hüseyin İnan, Alpaslan Özdoğan, Atilla Keskin, Teoman Ermete, Müfit Özdeş, Ercan Enç, Hamit Yakup, Ahmet Tuncer Sümer, Kadir Manga, Ali Tenk, Bahtiyar Emanet, Ahmet Erdoğan) 14 Ekim 1969’da Suriye üzerinden Ürdün‘e, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün askerî kanadı olan El Fetih‘in gerilla eğitim kamplarına gittiler Gidişlerinin iki nedeni vardı.
Birincisi, Amerika Birleşik Devletleri ve diğer emperyalist güçlerin Filistin toprakları üzerinde kendilerine hizmet eden bir karakol görevi gören İsrail devletinin sürekli Filistin topraklarına saldırarak, işgal ederek kendi alanını geliştirmesine karşı topraklarını savunan Filistin halkına desteklemeyi amaçladılar.
İkinci nedeni THKO kurma çalışmaları yapıyorlardı. Kırlarda ve kentlerde gerilla hareketi başlatmak, mevcut hükümeti sıkıştırarak Amerika’nın Türkiye’deki üs ve radarlarını kapatmaları için zorlayacaklardı. Özellikle emperyalist güçlerin ülke hükümetleri üzerindeki etkisine son vermek, Türkiye’nin bağımsızlığını sağlamak istiyorlardı.
Grup Yol’un da Deniz, Yusuf Hüseyin için besteledikleri çok güzel türküleri var. Türkünün birkaç dize şöyle:
“Olur mu ecelsiz üç canı almak /Olur mu gülleri dalından kırmak.
Utansın karanlık utansın toprak /Ağlasın Gökyüzü kızarsın şafak
.
Utansın karanlık utansın toprak/Ağlasın Gökyüzü kızarsın şafak
Üc yürek üç fidan ü. güzel insan/Devrimin üç gülü dillere destan
Deniz’im ol, Yusuf’um ol, /Yoldaşım ol, /Hüseyin’im ol…”
.
Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan‘la arkadaşları hangi eylemlere katıldılar?
Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi‘nin işgal edilmesine önderlik etti. İşgal Konseyi adına İstanbul Üniversitesi Senatosu ile Baltalimanı‘nda yapılan görüşmelere katılan öğrenci heyetinin içinde yer aldı ve öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul‘a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş,
28 Kasım 1968’de ABD Büyükelçisi Kommer‘in gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı‘nda düzenlenen protesto gösterilerini organize etti ve daha sonra ODTÜ’ye gelen Kommer‘in arabasını yaktılar.
Oya Sencer‘in “Türkiye’de İşçi Sınıfı: Doğuşu ve Yapısı” konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine öğrenciler olayı protesto ettiler
. Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere, nerede bir öğrenci eylemi, işçi ve köylü eylemi varsa nerede bir okul binası yapılmak isteniyorsa orada bulunmaya ve orada aktif rol almaya devam ettiler. . Birkaç örnek verecek olursak, Malatya’da, Ören toprak işgali ve Haşhaş ekiminin ABD isteğiyle yasaklanmasına karşı düzenlenen büyük yürüyüş ve miting, Urfa-Haran ve Diyarbakır Ceylan Pınar köylülerin toprak eylemleri, ABD 6. Filo’suna yönelik eylemin düzenleyicilerinden oldular. 1966-1967 öğretim yılında gerçekleşen ODTÜ boykotunun örgütlenmesine önderlik ettiler. Amerikan askerî tesislerinin basılarak önce bir, daha sonra dört Amerikalı askerin kaçırılması eylemlerinde bulunarak tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılmasını istediler.
19 Ağustos 1966’da Erzurum, Muş ve Bingöl’de yaklaşık üç bin kişinin öldüğü şiddetli bir deprem oldu. Depremzedelere yurtiçi ve yurtdışından yardım yapıldı. TMTF Genel Yazmanı Nevzat Kutlar, TMTF Basın İlişkiler Komisyonu Başkanı Uğur Büke, Maden-İş Genel Başkanı Şinasi Kaya ve 11 stajyer doktor, beraberlerinde 100 bin lira değerinde ilaç ve çeşitli malzemeyle deprem bölgesine gitti, MTTB de 6 kişilik bir heyetle bu gruba katıldı. Ayrıca, Ankara Yapı Enstitüsü’nden 100, Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’ndan 50 öğrenci ile Avrupa’nın değişik ülkelerinden öğrenciler, prefabrik ev kurmak amacıyla deprem bölgesine ulaştı. Sorunları yerinde görmek ve depremzedelerin sorunlarının bir an önce çözümlenebilmesi amacıyla, diğer partilerin lider ve milletvekillerinin yanı sıra, TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar, İstanbul Milletvekili Prof. Sadun Aren, İstanbul Milletvekili Çetin Altan ile TİP Genel Sekreteri Cemal Hakkı Selek’ten kurulu bir heyet, bölgeyi ziyaret etti….
ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Profesör Abdullah Kuran’ın başkanlığında, öğrenciler, öğretim üyeleri ve idari personelden oluşan 40 kişilik bir ODTÜ ekibi, ev yapmak için 7 Eylül’de otobüsle Varto’ya gider. ODTÜ öğrencileri, ayrıca Ankara’dan topladıkları çuvallar dolusu giyim eşyasını da Varto’ya götürür ve başta Çaylar bucağı olmak üzere altı yerleşim biriminde dağıtır. Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Abdullah Kuran, asistan Yıldırım Yavuz ile birlikte ODTÜ Öğrenci Birliği Başkan Yardımcısı Çağatay Anadol, Seçkin İnceefe, Ercan Enç, Orhan Silier, Cengiz Haksever, Bayram Yaşar, İsmail İnanç ve Cengiz Ballıkaya’nın bulunduğu 15 öğrenci ve üniversitenin 18 teknik elemanı, Korkut köyünde on dört gün içinde on tane prefabrik ev yaparlar.
Aralarında Ertuğrul Kürkçü, Koray Doğan ve Mehmet Sait Kozacıoğlu’nun da bulunduğu bir grup, Kastamonu’nun Azdavay ilçesi Pınarbaşı köyüne gider. Öğrenciler, köy konağı ve jandarma yatakhanesi yaparlar.
ODTÜ’nün ev yaptığı Korkut köyüne, ODTÜ’nün öğretim üyesi Teoman Aktüre ve asistan Halis Aydıntaçbaş ile birlikte Sinan Cemgil, Arif Şentek, Ali Balamir, Umur Taluğ ve Cengiz Aydın’ın da bulunduğu yaklaşık otuz öğrenci bir ilkokul yapmaya karar verirler.
Sinan Cemgil, Arif Şentek, Cengiz Aydın ve bazı arkadaşları, bir gün Elazığ’a gezmeye giderler.
Kahve içmek için bir gazinoya gitmeye karar verirler. Gazinodaki türkücü sahnede, “O güzel gerdanı hangi mimar döşedi” diye türkü söylemektedir. Sinan ve arkadaşları, “Vayy, bizim geldiğimizi anladı,” diyerek bu tesadüfe gülerler. Muş’un yakın köyleri gezilir.
Gezilen köylerde, folklor üzerine çalışmalar yapılır. Buradan öğrenilen, “Bir jandarma geliyor kaymakam konağından, fiske vursan kan damlar o yarın yanağından” diye başlayan türkü, ilerleyen dönemlerde öğrenciler arasında çok sevilecektir. Grupta bulunan öğrenciler, inşaatın her aşamasında severek, isteyerek çalışırlar ve sekiz hafta içinde okulu bitirirler. “
22 Kasım 1967’de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Âşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları
4 Mart günü, arkadaşlarıyla birlikte sabaha karşı Balgat’taki hava üssünde görevli 4 Amerikalıyı kaçırdı. Bir bildiri yayımlayarak 400.000 dolar fidye ve “tüm devrimcilerin serbest bırakılmasını” istedi. Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in en yakın arkadaşlarından Aydın Çubukçu Türkiye’ deki Devrimci Gençlik hareketinin kitleleşerek, yaşamasını şu sözlerle vurguluyor:
“Bizim Türkiye’nin 68’inin dünyadaki 68 gençlik hareketlerinden çok önemli bir farkı vardır. Paris gençliğinden, Almanya’dan, İngiltere’den, ne bileyim işte Amerikan gençliğinden bir farkımız vardı. O yıllarda dünya bir hareket halindeydi. Bütün 68 baharıyla başlayıp aşağı yukarı Temmuz-Ağustos’a kadar süren dünya çapında bir dizi gençlik hareketinden söz edebiliriz. Bunlar gerçek anlamda gençlik hareketleriydi ve ağırlıklı olarak da öğrenci gençliğinin hareketiydi.
İtalya gibi, Fransa gibi bazı yerlerde işçilerle birlikte hareket ediyorlardı. Yani işçi hareketiyle gençlik hareketi oralarda birbirine denk düşmüştü ama işçilerin alandan çekilmeleri neticesinde o gençlik hareketleri söndü. Fransa’da en büyük sendikalar başlangıçta beraberdiler ama Fransız Komünist Partisi ‘biz bu harekette yokuz’ dedi ve geri çekildi.
Kendisine bağlı işçi sendikaları da geri çekilince gençlik hareketi tek başına kaldı ve Charles de Gaulle bu hareketi kolaylıkla söndürdü. Almanya’da ortaya çıkan. Kızıl Tugaylar zaten oldukça zayıftı. İtalya’da da öyle ve buralarda, İtalya’da, Fransa’da, Almanya’da da gençlik hareketi söndükten sonra hâlâ hareketi bir biçimde devam ettirebileceğini zanneden bazı gruplar silahlı örgütler haline geldiler ve onlar da kolayca ezildiler. Bir işe yaramadı. Bizim onlardan farkımız, bizimki yalnızca bir öğrenci hareketi değildi. Çok önemli ölçüde bir işçi, köylü, öğrenci hareketiydi. Sen de biliyorsun işte devrimci gençler Malatya’dan, Urfa’dan, Ege sahillerine kadar; Karadeniz’den Akdeniz bölgesine kadar her yerde nerede bir üretici köylü hareketi varsa orada onlarla birlikte mücadele eder, örgütlemeye çalışır, onların mücadelesine katkıda bulunurdu. Dev Genç, kendisi yetişemese bile köylüler haber gönderirlerdi.
“Bizim şöyle bir mücadelemiz var, Dev Genç yardıma gelsin” diye. Dev Genç militanlarını seferber eder çağrılan yere giderdi. Sen de bilirsin Yusuf’un Malatya’da Haşhaş mitinginde çekilmiş bir fotoğrafı var.
Mesele şu: hepimiz işçi köylü hareketinin içindeydik. İstanbul’da işçiler fabrika işgalleri, büyük grevler, dayanışma grevleri, boykotlar gibi çeşitli eylemler yaparlardı.
Biz daima fabrikadan fabrikaya koşar işçilerle birlikte olmaya çalışırdık. 15-16 Haziran’da işçiler iki gün boyunca İstanbul’u işgal ettiklerinde devrimci gençler onlarla omuz omuza duruyordu. Demek istediğim şu: Bizimki yalnızca basit bir öğrenci hareketi değildi. Evet, öğrenci hareketi önemliydi; anti-emperyalist öğrenci hareketi. Bu, büyük işçi- köylü hareketinin görünen yüzüydü.
Büyük kentlerde cereyan ettiği için öğrenci hareketleri basının gözü önündeydi ve her şey sanki öğrenci hareketinden ibaretmiş gibi görünüyordu. Ama öğrenci hareketinin asıl gövdesini işçi ve köylülerin mücadelesi besliyordu. İşçi- köylü mücadelesi olmasaydı, gençlik hareketi diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Vietnam Savaşı’nın bitmesiyle bizimki de en fazla 70’lerin ikinci yarısına kadar devam ederdi…”
Sonuç olarak Deniz, Hüseyin, Yusuf, Sinan Cemgil ve arkadaşlarının başlattığı devrimci mücadele bir İşçi Köylü ve işçi- öğrenci gençliğinden oluşan bir devrimci hareketti. Ancak o günkü şartlarda uluslararası dayanışma ve savaşma malzemesinden yoksundu.
Elbette Mayıs ayında devrimci, anti emperyalist gençlerin de içinde yer aldığı birçok işçi sendikası grevler ve mitingler düzenlediler. Hüseyin, Deniz ve Yusuf ile arkadaşlarının idamla yargılamalarından itibaren Türkiye’nin her yanında onların özgürlüğü için eylemler yaygınlaşarak sürdü.
Halit Çelenk ve Şakibe Çelenk Almanya’nın Herford kentinde üç günlük beraberliğimizde sık sık “Deniz, Yusuf ve Hüseyin hiçbir zaman bir af talebinde bulunmadılar. Tersine, emperyalizme ve faşizme karşı Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini son nefeslerine kadar savundukları bir tutum aldılar. Bu tutumları, onların sadece güçlü kişiliklerini değil, halkına ve davalarına olan inançlarının bir kanıtıydı. Bu durum, onları abideleştirdi. Bugün ve gelecekte onlara karşı saygı duyuşumuzu pekiştirdiler,” dedi.
Elbette çok öncelere gitmesek de bazı olayları ve halkımızın mayıs ayında ve Asılacak Arkadaşlarını kurtarmak için canlarını feda eden yiğit devrimcileri de anmamız gerekir.
Devam edecek…














