6
Engin Şirin gene tam yerinde bu soruyu sordu.
Hocam siz de, bu metodu Köy Enstitülerinde uyguladınız mı?
“Gerçekten biz de Köy Enstitülerinde ağaç dikerken, hangi ağaç olursa olsun bir metre derinlikte kazıyorduk. Sadece ağacın dikildiği yeri değil, baştan başa kazıyorduk tarlayı, bahçeyi.
Baştan başa kazıyor ve bir metre derinlikten gün ışığına çıkmamış olan toprağı çıkarıyorduk. Verimli toprağı gün ışığına çıkarıyorduk. Yanmış olan yüzdeki toprağı da yerin altına gömüyorduk.
Onun için diktiğimiz ağaçlar çok verimli oluyordu. Ektiğimiz topraklar çok ürün veriyordu. Ne türlü ürün olursa olsun arpa, buğday, yulaf onun ötesinde işte nohuttur, mercimektir, baklagiller türlerini de ekiyorduk.
Her türlü sebzeyi ekiyor, dikiyor, suluyor, bakımını yapıyorduk. Dolayısıyla hayvanlarımız da olduğu için; köyden farklı bir eğitim, öğretim içerisinde olmadığımızı düşünüyoruz. Köyden farklı bir yaşantının olmadığını görüyoruz.
Hayvanlarımızla ileride de öğretmen olduktan sonra, yine böyle bir hayatın içerisine gireceğimizi düşünerek, mutlulukla yabancılık çekmeden çalışıyorduk. Onun için ben Hasan Ali Yücel’e de, Milli Eğitim Bakanımız olarak İlköğretim Genel Müdürümüz olarak İsmail Hakkı Tonguç’a da sonsuz teşekkür ediyorum. Işıklar içerisinde yatsınlar diyorum.
Bizi bugünlere getiren, eğitimimizi üretim içerisine sokan bu insanlar oldu. Gerçek dünyevi eğitimi biz o zaman görüyorduk. Halk o zaman görüyordu.
Çünkü halk eğitimi vardı. Bu bakımdan yapılan alkışları, yapılan övgüleri ben Hasan Ali Yücel’e gönderiyorum. İsmail Hakkı Tonguç’a gönderiyorum.
Şad olsun ruhları. Huzur içerisinde, aydınlık içerisinde yatsınlar. Sağlık ve bilim içerisinde insanlarını yetiştirdiler.
Uzun ömürler içerisinde birçok genci geleceğe hazırladılar. Onun için mutluyum. Sağlıklar içerisinde olmayı da arkadaşlarımdan hep beklenti olarak bekliyorum.
Sağlık içerisinde de çalışmalarını, dünyayı bir eğitim vermelerini diliyorum. “
Sevgili hocam, siz Fakir Baykurt’un başkanlığı yaptığı, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) kurucuları arasında yer aldınız. Fakir Baykurt Almanya’da da, Türk Yazarlar Birliği’ni kurdu. İlk kurucular arasında ben de yer aldım. Çok örgütleyici bir kişiliği vardı.
Bu TÖS’ün kurulma anlamı neydi? Ve kapatılmasının gerekçesi neydi? Ayrıca Kayseri’de yapılan TÖS kongresine büyük bir saldırı oldu. Orada mıydınız? Onunla ilgili bir anınız varsa anlatır mısınız?
“Öncelikle bu soru için size çok teşekkür ediyorum. Bugüne kadar böyle bir soruyla karşılaşmadım. Gerçekten köy öğretmen okulları olsun, şehir öğretmen okulları olsun; yetiştirdikleri öğretmenleri ülkemize, ulusumuza hizmet etmeleri için gönderdiler. Biz hakikaten bir yazar olmanın bir köyle ilgili çalışma yapmanın ötesinde, öğretmen örgütlerinin de gelişmesi yolunda hazırlıklar yapan insanlardık.
Kendimizi biraz olsun önde görüyorduk galiba. Öğretmenlerin biraz önünde görüyorduk. Zaten öğretmenler toplumun önderi durumundaydı.
Biz de öğretmenlerin sanki biraz daha önünde gibi görülüyorduk. Örgütlenme görevi bize düşmüş gibi çalışıyorduk. Onun için TÖS’ü kurduk.
Bin dokuz yüz altmış beş yılında öğretmenlere gereken değer, yetişkinler tarafından yani bizi yönetenler tarafından verilmiyordu. Haklarımız verilmiyordu. Köylerde çalışmalar yapıyorduk.
Çok yararlı çalışmalar içerisinde olduğumuz halde, çevremizdeki bağnaz insanlar, politikayı düşünen insanlar yenilikleri kabul etmeyen insanlar, karanlığı düşünen insanlar bizi, aydınlatıcı olanları biraz düşman gözüyle görüyorlardı. Yöneticilerimiz, bir de halkımızın biraz aydın karşıtı olarak politize olmuş insanları bize karşı düşmanlık yapıyorlardı. O yıllarda bin dokuz yüz elli yıllarından sonra bu düşmanlık başladı 1960 yıllarında daha da yükseldi.
Öğretmene saygı azaldı. Sevgi azaldı. Köyleri de etkiledi politikacılar.
Ve öğretmen ne derse politikada biraz da o oluyordu. Milletvekili seçimlerinde çok sayıda öğretmen milletvekili olabiliyordu. Ama yönetici olarak ileriye, şehirlere gitme hakkımız yoktu.
Daha sonra şehirlere gitme hakkı tanındı. Biz bu haklarımızı istiyorduk. İşçilerde bizim gibi idiler. Onlar da haklarını alamıyorlardı. Gereken sevgiyi, saygıyı, gereken maddiyatı alamıyorlardı. Onlar da perişan durumdaydı.
Öğretmenlerle işçiler o zaman iş birliği yaptılar. Ve gerici hareketlerin önüne geçebilme için gerekli olduğu inancıyla boykotlara gidiyorduk. Bu nedenle biz TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası)’ü kurduk.
Haklarımızı alabilmek için TÖS’ü kurduk. Eğitim ve öğretimin bağnazlıktan kurtulması için, çağdaş olması için, üretici eğitim yapabilmemiz için bu türlü eğitime ihtiyaç olduğunu, layık demokrat günümüze uygun eğitim olması gerektiğini düşündüğümüz için TÖS’ü kurduk. Bu bin dokuz yüz altmışlı yıllara kadar sendikal haklar verilmiyordu öğretmenlere.
Ne zaman bin dokuz yüz altmış beş yılında bu hak verildi, kuruculardan birisi de biz olduk. Ve başımıza da zorla Fakir Baykurt’u genel başkan seçtik. Çünkü o da istiyordu ki yazı yazsın, kitap yazsın, öykü yazsın, bir roman yazsın. Şiirleri de vardı onun.
‘Şiir yazayım’ diye uğraşıyordu. ‘Eğer TÖS’ü kurarsak, başına da beni getirirseniz ben şiir yazamam, öykü yazamam, roman yazamam” gibi endişe içerisindeydi. Ama biz onun altından girdik, üstünden çıktık, genel başkan yapmayı başardık onu.
Birçok alanda da biz zarar da gördük. Yani TÖS’ü kurmakla; öğretmenlerin hakkını koruyalım derken kendimiz altta kaldık. Nitekim belirttiğiniz gibi Kayseri’de de böyle bir olayla karşılaştık.
Hiç unutmuyorum. Sanıyorum yedi Temmuz bin dokuz yüz altmış dokuzdu. Biz bir yıl önceden, kongreyi gelecek yıl nerede yapacağımızı kararlaştırıyorduk.
Bir yıl önceden karar verilmişti zaten. Bir yıl sonra yaz aylarında, Kayseri’de olağan kongremizi yapacaktık. Nitekim yedi Temmuz bin dokuz yüz altmış dokuz yılında Kayseri’ye gittiğimizde orada bir sinemada şu anda adını iyi hatırlayamıyorum sanıyorum. İleride belki aklıma gelebilir. Orada toplandık sinema salonunda. Hazırlıklarımıza başladık.
Ama bizim olup bitenden hiç haberimiz yoktu. Meğerse oradaki gerici güçler, tarikat mensubu birtakım insanlar bir araya gelmişler, karanlık düşüncelerini uygulamak için oradaki Kayseri Öğretmenler Derneği’ni basmışlar.
Darmadağın etmişler. Bizim haberimiz yok bundan. Sonra lokalin sandalyesinin masasını kırmışlar. Gene dediğim gibi, bunlardan hiç haberimiz yok. Orada ilerici iki kitap evi varmış. Biz bilmiyorduk o kitap evini. O kitap evine gelmişler. Sürüler halinde aklı kara güçler oradaki kitap evini de darmadağın etmişler, yakmışlar, Sonra sıra bize gelmiş zaten.
Amaç bizmişiz. Orada, sinemanın içerisindeydik biz. Sinema bir darboğaz içerisindeydi. Dışarıda kapılarımızı kapatmışlar. Haberimiz yok. Biz içeride kongre hazırlığı yaparken baskına uğradığımızı daha sonra öğrendik. Sanıyorum, orada Vali Abdullah İğneciler diye birisi vardı.
O ve Emniyet Müdürü birlikte, bu sinemaya baskın yapıldığını gördükleri için oraya gelmişler. Olayı durdurma için değil efendim, olayı engellemek için gelmemişler. Sanki seyre gelmişler gibi sonradan öğrendik biz bunu.
Ama çevredeki bulunan askeri güçler, askeri birlikler sinemanın arka kapısında cemselerle hazırlık yapmışlar. Kapıyı kırarak açtılar. Çünkü gerici kuvvetler bizi içeride yakmaya kalkmışlar. Neredeyse yakıyorlarmış.
Ama askerler fark etmiş bunu. Emniyetten önce, validen önce oraya gelerek bizi kurtardılar. Cemselere bindirerek Ankara’ya gönderdiler.
Ankara’da biz Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin salonunda kongremizi yapmak zorunda kaldık. Ve aynı yılın ki 6-7 ay sonra, bu ağustos ayında oldu bu olay. 1969’un aralık ayında da biz Türkiye genelinde Ankara’da, Tandoğan’da büyük bir miting düzenledik. Biz, yüz beş bin öğretmenle birlikte, neredeyse tüm karanlık güçlere karşı kafa tuttuk. Milletvekillerine kafa tuttuk, gerici güçlere kafa tuttuk. Bu büyük yankı uyandırdı.
Gerek basında, gerek televizyonlarda, gerekse radyolarda. O zamanlar pek televizyon falan da yoktu ama bizi halk haklı buldu. Bütün basın haklı buldu.
Bütün aydınlar haklı buldu. Çünkü bizim niyetimiz ülkemizi korumaktı. Çocuklarımızı yetiştirmekti.
Öğretmenliğin değerini yükseltmekti. Bunlar olmadığı için biz TÖS’ü kurduk ve her türlü özveriye katlanarak, her türlü eziyete katlanarak, yılmadan, bıkmadan bu türlü çalışmalara önem verdik, özen gösterdik. Hiçbir zaman da alınmadık.
Kayseri olayları bizi hiçbir zaman yıldırmadı da ömür boyu da mücadelemizi sürdürdük. Çağdaş olmanın, layık olmanın, demokrat olmanın ve üretici bir eğitimci olmanın peşinden koştuk, başka bir yere gitmedik. Onun için hala kendimi mutluluğu içerisinde görüyorum.
İyi ki bunları yapmışız. Onun için rahatça çalışmalarımızı yapabiliyoruz şimdi.
Ne gerek vardı demiyorum hala. Başarılı buluyorum kendimizi. O nedenle ben Fakir Baykurt’u da aydınlık içerisinde yatsın diyorum.
Devam edecek














