Almanya’da yaşayıp da Türk milliyetçisi ve ırkçı olmayı; Kürt ve diğer etnisitelerden insanlara düşman olmayı, kin duymayı ve onlardan nefret edilmesini nedense şu düşündüğüm, kendi aklımda canlandırdığım hikayeye benzetirim.
Aklıma son yıllarda dokuzu Türk ve biri Yunan kökenli olmak üzere on göçmeni öldüren ırkçı- faşist NSU gelir. Bir Türk ve Sünni inancından işçiyi ve bir Kürt ve alevi inancından bir başka işçiyi akşam iş çıkışında saldırarak rehin alan Alman kafatasçı ve ırkçı Neonaziler iki yabancı uyruklu işçiyi yakında bulunan gölde boğmaya karar verirler.
İki işçide yüzmeyi bilmemektedir ve boğularak öldürülecekleri kesindir.
Türk işçi gölde Kürt işçinin omuzlarına basarak boğulmadan kurtulmaya çalışmaktadır. Aynı esnada: ” O Kürt’tür, önce ölsün. Ben gururlu ve onurlu bir Türküm”, diye kendini yırtarcasına bağırmaktadır.
Oysa Kürt işçi boğulduktan sonra Türk işçide boğulacaktır. Yani ölüm iki işçi içinde kaçınılmaz olmuştur.
İki yabancı kökenli işçiyi “gebertmiş” olmanın verdiği mutluluktan uçan Alman ırkçılar hakkettikleri kan paralarını almak için gece yarısı direk Alman asıllı zenginin evine giderler.
Bu zengin, öldürülen iki işçinin çalıştığı fabrikanın sahibi olan dünyaca ünlü ve büyük tekelin sahibinden başkası değildir.
Neonaziler aldıkları parayı birahanede ezmeye giderken, fabrikatörde düşük ücretlere ve kötü çalışma koşullarına karşı tüm işçilerin greve çıkmaya hazırlandığı fabrikasının yolunu tutar…














