Neredeyse bir varmış bir yokmuş diye anlattığım çocukluk devrimiz. Henüz turizm aklımızı başımızdan almadan önce yani 1965’den önceye baktığımızda, Bodrumlunun iki türlü yaz tatili vardı. Birincisi Bodrum’da tekneyle Karaada’ya (Banyo’ya) veya Bağlar Koyu’ndaki plaja pikniğe gitmek. İkincisi ise zaman ve maddiyat el verirse İzmir’e Fuar’a gezmeye gitmek idi. Bu elbette ki Bodrum merkezde oturan esnaf ve memurların tatil planlamalarıydı ancak civar köylerinki kendine özgüydü.
Evlere kapalı kaldığımız kasavetli kış aylarının sıkıntısını atmak, biraz da çoluk çocuğu sevindirmek için eskiden beri gelenek ya da alışkanlık haline gelen Bodrum’un en büyük adası Karaada’ya tekneyle babalarımızın dükkânının kapalı olduğu pazar günü, günübirlik pikniğe ya da uzun süreli kalarak tatil yapmaya gidilirdi. Evde yemekler, börekler hazırlanır; tencereler, testiler, kilimler, hasırlar sırtlanır, bir PİYADE’ye yüklenir cümbür cemaat, sabah erkenden yola koyulurduk. Karaada’yı seçmemizin nedeni oradaki termal mağaradan denize akan kükürtlü sıcak suya girmekti.

Uzun süreli kalışlarda aileler yatak yorgan dahil taşınıyormuşçasına eşya yüküyle Karaada’ya gelirdi. Adada birkaç ailenin kalabileceği odalar vardı. Fotoğraflarda görülen iki katlı binada yaz boyu görevli kalan aile otururdu. Tatile gelen diğer aileler tek katlı yan yana dizili odalara yerleşirlerdi. Anne baba bir odada, çocuklar bir odada. Odaların damları genellikle palmiye ve hurma ağaç dalları ile çardak misali kaplanmış olur, kapısı, penceresi olmadığından kilim battaniye gibi örtüler gerilerek odalar kapatılırdı. Elektrik olmadığından gaz lambaları ve idare kandilleri kullanılırdı. Genellikle bir hafta kadar kalınırdı.

Adada yanaşacak iskele olmadığından piyadeler evlerin önündeki kıyıya baştankara yanaşır, yolcuları ve eşyalarını indirir ve giderlerdi. O zamanlarda yerli kadınlar mayo giymez, elbiseyle denize girerlerdi. Utanırlar herkesle birlikte denize girmeye çekinirlerdi. O nedenle genellikle yakın akraba ve samimi komşular ile birlikte gelinirdi.
Yemekler büyük evin alt katında ve odaların bir köşesinde gazocağı üzerinde pişirilirdi. Bazen de önceden hazırlanmış dolma türü yemekler, börekler, karpuz, kavun, domates ve peynir ekmek ile öğünler atlatılırdı. Su, Bodrum’dan tenekelerle getirilir, su küpleri ve su testilerinde korunur ve kullanılırdı.
Genellikle insanlar esnaflık yaptığından Karaada günlerinde, pazar günleri hariç dükkanlarını kapatmaz babalar, dayılar, amcalar, eğer varsa kendi teknesiyle yoksa ya bir sandal bulur kürek çekerek ya da PİYADE kiralayarak sabah işe gidip akşam adaya dönerlerdi.
Halk arasında “BANYO” diye adlandırılan denizin hemen kıyısındaki bu mağaradan akan jeotermal sıcak kükürtlü su, önceleri direkt denize akardı. Sonradan mağaranın önüne yığma taşlardan bir set yapılarak akan suyun biraz yükselmesi ve mağara ağzında bir havuz oluşması sağlandı. Mağaraya kadınlar ve erkekler birlikte giremezlerdi. Gündüz erkekler, akşam yemekten sonra da kadınlar girerdi. Gençlik çağına ermiş çocuklar hariç, tüm çocuklara her zaman anne babalarıyla giriş serbestti. Adada sadece tek aile kalmış ise, anne, baba ve çocuklar birlikte girebilirlerdi.
Bu sıcak su mağarası 1960’lı yıllara kadar birkaç fok balığının yuvası niteliğindeydi. Mağarayı gece kullandıklarından bazen kadınlar banyoda foklarla karşılaşır, ortalık karışır kadınlar çığlık çığlığa kaçışırlardı. Geceleri ailece sahilde oturulur güzel hikâye anlatanlar dinlenir, sohbetler edilir zaten tüm gün denize girmekten yorgun düşenler erkenden yatardı.
Mağaradan akan termal suyun deri ve göz hastalıklarına iyi geldiğine inanılır olduğundan bu tür rahatsızlığı olanlar adaya birkaç kez gelir bu tatillerini yinelerlerdi. Mülkü Bodrum Belediyesine ait olan bu tesis turistik işletme amacıyla işletilmeye başlandıktan sonra Bodrum halkının buradaki tatil macerası da sona ermiş oldu.
Bazı hafta sonu da genellikle pazar günü, günübirlik BAĞLA plajına giderdik. Haritalarda BAĞLAR KOYU diye yazar ancak biz BAĞLA derdik. Orayı seçmemizin nedeni de hem plajının hem de kumunun güzel oluşuydu. Anneler babalar kendilerini güneşin kızdırdığı kuma gömer, romatizmaya iyi geldiğini düşünürlerdi. Sahilden içerlerde kalan buz gibi soğuk akan kaynak suyunun içimine doyulmaz, getirilen karpuzlar suyun altında soğumaya bırakılırdı. Yine tencere dolusu dolmalar götürülür ancak en popüler yemek patates salatası olurdu. Koca bir tencere patates salatasına kaşıkla yumulurduk ki tadı hâlâ hafızamda kazılıdır. Ardından karpuzlar kesilir, dilim halinde dağıtılır, iki elimle tuttuğum karpuz dilimini ağız sulandırılacak bir iştahla bedenime akan karpuz suyuna aldırış etmeden şapur şupur yerdim.
Gün boyu denizden çıkmaz, öğle güneşinde üzerinde yürünmeyecek sıcaklığa erişen sahil kumunda oynar, ıstakoz kıvamında yanan vücut akşam evde yoğurt banyosu gerektirirdi. Buraya otel yapılınca da bu olanak ve tatil stilimiz tarih oldu.
İşte bizi bu tatillere götürüp getiren, edinilmesi ucuz olan, sığ sulara girebilen, motor yelken ve kürekle hareket ettirilen kullanışlı PİYADE teknelerimiz vardı. 1 Temmuz Kabotaj Bayramı’ndaki şölende yarıştırdığımız, uğruna methiyeler düzdüğümüz, iddialara girdiğimiz teknelerimiz.

Bodrum merkezi ile köyleri arasında ya araç yolu yoktu ya da düzgün değildi ve araba ile ulaşım hem araç yokluğu hem yol bozukluğu nedeniyle zor yapılıyordu. Bu nedenle Bodrum’dan; Yalıkavak, Turgutreis (Karatoprak), Akyarlar (Kefaluka), Bağlar, Yahşi, Bitez gibi köylere ulaşımlar kısmen deniz yoluyla yani Piyade’lerler yapılıyordu. Eski günlerin her türlü işlerine koşan Piyade özellikle balıkçıların da en çok tercih ettiği tekne idi.
Balıkçılar ağlarını döşerken ve gerektiğinde, kürekle yönlendirilebilen Piyade’lerin kürekleri oldukça büyük ve ağırdır ve kürekler ayakta çekilirdi. Piyade’lerin en bariz özelliği; direğinin öne yatık olmasıdır.

Ayrıca dümenin de takılı olduğu kıç bodoslamanın güverteye varan kısmına küçük bir üçgen parça eklenerek kıç güverteye biraz olsun genişlik sağlaması da bariz özelliklerindendir.

Tekne ile ulaşımı daha kolay olan köylerde yapılan evliliklerde, kız istemeye gitmek, çeyiz götürmek, gelin alma gibi ritüellerde Piyade tekneleri tercih edilirdi. Düğün günü ya da sünnet düğünlerinde Piyade’lerden oluşturulan konvoylar kapasiteleri ölçüsünde düğün ahalisini alarak Kumbahçe Koyu ve Liman içerisinde davul zurna eşliğinde turlar atarak kutlama yapardı.
Kos (İstanköy) adasında yaşayan Türklerden kız alma başlı başına tantanalı olurdu. Kızın çeyizi Kos’tan Piyade ile gelir, kız almaya Piyade’lerle gidilirdi. Düğün günü Piyade’lerden oluşan konvoy, davul zurna eşliğinde Kos Limanına girerek bir tur atar evliliği ilan eder ve kutlardı. Daha eski tarihlerde Kos’a kız verdiğimiz de olmuş, Piyade’lere doluşup gitmişiz.
Çocukluğumun yaz aylarında ailece Bağlar Koyu’na ya da Karaada’ya gittiğimiz seferlerin bazıları dalgalı havalara rastlar dalgalarla dövüşe dövüşe yol alınırdı. Ben her seferinde Piyade’nin önünde bodoslamanın üzerine oturur şahlana şahlana yolculuğun tadını çıkarırken içeride annem hatim indirirdi.
Ben Piyade’lerin yelkenle yürütüldüğü zamanları görmedim. Benim zamanımda tüm Piyade’ler motorluydu. Genellikle dokuz beygir gücündeki motorlara sahip olurlardı. Orta kısımlarında geniş ambar bölümü olur eşya ve insan taşımakta kullanılırdı. Yolculuk yapanlar ambara doluşur üzerlerine branda gerilerek serpintiden korunarak ıslanmaları önlenirdi.

Balıkçılar ağ ya da paragadi döşer ya da toplarken motor gücüne gereksinim duymaz kürekle yürütürler, bu da hem kolaylık hem de yakıt tasarrufu sağlardı. Piyade’nin sığ sularda rahat kullanılması nedeniyle bazı geceler VOLİ yaparken rastlar ya da yaptığını duyardık.
Voli avcılığı; alçak derinliğe sahip kıyı denizlerine gece karanlığında döşenen kısa bedenli voli ağları ile yapılan balık avcılığına denir. Bu avcılıkta olmazsa olmaz voli tokmağı vardır. Uzun bir sırık ucuna monte edilmiş huni şeklinde yapılmış ahşap vantuz. Her piyadenin yanına küreklerle birlikte bağlanmış olarak görürdük. Voli ağları kıyıya yakın döşendikten sonra Piyade ağların içinde dolaşır, voli tokmağı hızla denize vurulduğunda huni şeklindeki ahşap vantuzun içi boş olduğundan, içindeki hava boşluğunun suya çarpmasıyla oluşan pooof sesi bir bomba etkisi yaratır ve ardından ayaklarla tekne güvertesine vurularak çıkartılan gürültüyle korkutulan balıklar sağa sola kaçışır, gece karanlığında göremedikleri için ağlara takılırlardı. Teknede personel birden fazla ise tahta parçasıyla küpeşteye vurularak gürültünün süresi ve şiddeti uzatılırdı.

İşte bu ardı ardına tekrarlanan Poof!… Tak Tak Tak Tak… sesleri gecenin dingin sessizliğinde koy içinde yankılanır, uyuduğunuz sahile yakın evlerden bu sesleri rahatlıkla duyardınız ve dinlerdiniz. Voli yapanları tahmin eder tekneyi görmeniz gerekmezdi.
Piyade’lerde, motorlarla yürütülmeye başlamasından sonra yelkenin ihtiyaç olmaktan çıkması, kara ulaşımının kolaylaşmasıyla insan ve yük taşımacılığından vazgeçilmesi, ihtiyaç ölçüsünde kamara ve tente ilaveleri ve motorlara güvenin artması nedenleriyle direkten ve küreklerden vazgeçildi. Böylelikle Piyade’lerde form değişiklikleri başladı. Yeni ve farklı tekne türlerinin gelmesi ile de imalatları durdu.


Bodrum’a has formlardaki özellikle balıkçılıkta kullanılan klasik olarak adlandırabildiğimiz Piyade’ler farklı tip teknelerin tercihi nedeniyle gözden düşerek artık terk edilmeye ve nesli tükenmeye başlamıştır.

Zamanımızda artık nehir gezilerinde yoğun kullanılan Piyade’leri bol miktarda Muğla Dalyan ve Akyaka’daki nehir gezilerinde yolcu taşımaya elverişli oturma grupları tasarlanmış halde kullanılmakta. Hisarönü, Bozburun ve Göçek Körfezi’lerinde balıkçıların kamara ekleyerek ya da üzerine gölgelik tente ekledikleri gözleme yaparak koylarda satış yaptıkları dejenere formlarını da görmekteyiz.
Turizm yaparken ipin ucunu kaçırmak Bodrumluya pahalıya patladı. “Ah! Keşke…”lerin artık faydası yok. Yaz tatili yapamaz olmak ceremelerin en hafifiydi. Yazmakla bitmez de yazmadan da durulmaz. Mazur görün dertleşiyorum…
Saygılarımla…
Ali Dizdar














