Bir soluk alıp çıkayım diye geldim bu dünyaya.
O kadar da uzun kalmam diyordum kendi kendime.
Ama insan bir yere bir kere adımını attı mı,
gitmek de kolay olmuyormuş.
İlk öğrendiğim şey şu oldu:
Her şey zamanla yer değiştiriyor.
Yoksulluk mesela,
önce bir eksiklikti, sonra alışkanlık oldu.
Alay etmeyen ayakkabılar buldukça sevinmeyi öğrendim.
Bir çorbanın dumanını izlemek bazen
bütün bir günün anlamıydı.
Ama bunları kimse bilmez.
Çünkü ben de anlatmadım.
Kahrolsun mecburiyetler diyordum bir ara.
Ama sonra anladım,
bazı şeyler sadece kabullenilerek geçiyor.
Kavga etmeyi bıraktığında,
zamanla çarpışmamayı öğreniyorsun.
Uykuyu hep sevdim.
Orada kimse bir şey sormuyor insana.
Ne neredesin, ne ne yapıyorsun…
Hiçbir şey hatırlamak zorunda kalmıyorsun.
Kendin bile değilsin belki.
İşte o iyi geliyor.
Birkaç saatliğine de olsa
hayatın seni unuttuğu bir yer.
Sonra bir şey özleniyor.
Kimin neyi özlediği belli değil.
Ama içerde bir şeyin eksik olduğu hissi…
Sıcak bir ses belki,
göz göze gelmeden de anlaşılan bir bakış,
gölgede unutulmuş bir sandalye…
Ne bileyim.
İnsan özlüyor işte.
Adını koymadan, söylemeden.
Vefa diye bir şey vardı eskiden.
Ben öyle hatırlıyorum.
Artık kimse uzun sürmüyor.
Sözler bile eskimeden unutuluyor.
Ve insan, bir gün fark ediyor:
Eskiden “dost” dediğiyle şimdi hava durumu konuşuyor.
Yine de hayat sürüyor.
Bazen ay sonunu hesaplayarak,
bazen sessizliğe sığınarak.
Bazen de hiçbir şey olmamış gibi yaparak.
Bu dünya dediğin,
ne tam soğuk, ne tam sıcak.
Biraz gölge, biraz güneş.
Ama hep kısa.
Çünkü en başta niyet ettik ya,
bir solukluk kalacaktık.
Fazlasına gönlümüz yoktu aslında.
Ama insan işte,
biraz kalınca alışıyor…
.
İ.akan














